19 Ağustos 2019
18 Zi'l-Hicce 1440
MENÜ
SOHBETLER HAZRET-İ MUHAMMED'IN
(S.A.V) HAYATI
SEVGİLİ PEYGAMBERİM KUR'AN-I KERİM İLMİHAL İSLAM VE TOPLUM 40 HADİS HADİS-İ ŞERİFLER OSMANLICA SÖZLÜK RÜYA TABİRLERİ BEBEK İSİMLERİ ABDÜLKADİR BİLGİLİ
(SEBATİ) DİVANI
NİYAZİ MISRİ DİVANI HİKMETLİ SÖZLER KUR'AN-I KERİM ÖĞRENİYORUM KUR'AN-I KERİM (SESLİ ve YAZILI) SESLİ ARŞİV İLAHİLER
İSLAM ve TASAVVUF
TASAVVUFUN TARİFLERİ TASAVVUFUN DOĞUŞU TASAVVUFUN ANADOLU'YA GİRİŞİ HALVETİLİĞİN TARİHİ HALVETİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ HALVETİLİĞİN TÜRK TOPLUMUNDAKİ YERİ HALVETİYYE SİLSİLESİ PİRLERİMİZİN HAYATLARI MEHMET ALİ İŞTİP (VAHDETİ) ABDÜLKADİR BİLGİLİ (SEBATİ) İBRAHİM GÜLMEZ(KANÂATÎ)
EHLİ - BEYT
EHL-İ BEYT KİMDİR? EHL-İ BEYTİ SEVMEK
RESÛLULLAH'I SEVMEKTİR
EHL-İ BEYT EMANETİ RESÛLULLAH'TIR EHL-İ BEYTİN HALİ NUH'UN GEMİSİ GİBİDİR EHL-İ BEYT OLMAK HEM NESEBİ HEMDE MEZHEBİDİR
ONİKİ İMAMLAR
HZ. İMAM ALİ K.A.V RA HZ. İMAM HASAN-I (MÜCTEBA) HZ. İMAM HÜSEYİN-İ (KERBELA) HZ. İMAM ZEYNEL ABİDİN HZ. İMAM MUHAMMED BAKIR HZ. İMAM CAFER-İ SADIK HZ. İMAM MUSA-İ KAZIM HZ. İMAM ALİYYUL RIZA HZ. İMAM MUHAMMED CEVAD (TAKİ) HZ. İMAM ALİ HADİ (NAKİ) HZ. İMAM HASAN’UL ASKERİ HZ. İMAM MUHAMMED MEHDİ






AHDE VEFA


Ahde vefa; sözünde durma, verilen sözlere bağlı kalma, özü ve sözü doğru olma anlamına gelen İslam ahlakının en önemli prensiplerinden biridir.

Ahid; sözleşme ve anlaşma demektir. Sıkıca bağlamak ve düğümlemek anlamına da gelir.

Vefa; gösterilen kişiyle ömrün sonuna kadar muhabbeti ve ilgiyi kesmemek demektir. Yani söz verilen ve taahhüt edilen kişiyle ömür boyu alakayı kesmemektir. Vefanın diğer bir anlamı ise her ne olursa olsun sevgide ve samimiyette devamlılık göstermektir.

Yemin ile ahid arasındaki fark; yemin bozulursa kefareti vardır fakat ahitte böyle bir yoktur. Zira Muhiddin'i Arabi'nin de buyurduğu gibi "Ahdi bozmanın günahı, kefaretle ortadan kalkmaz."

İslamiyet ahde vefaya çok önem verir. Kişinin mertliği, yiğitliği, eminliği ve güvenirliliği verdiği söze bağlı kalması ile ölçülür. Çünkü verilen sözün tutulmasında sorumluluk vardır. (Bkz. İsra,34 ) Konuştuğu zaman yalan söyleyen, emanete hıyanetlik eden ve ahde vefa göstermeyen münafıktır.

İnsanlar, kalu belada -ruhlar âleminde- "Elestü bi Rabbiküm" yani "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" hitabında verdikleri sözün tamamlayıcıları ve ispat edicileri olarak bu dünyaya gönderildi. Verdiğimiz sözü bize hatırlatmak içinde birçok elçiler -peygamberler, kitaplar ve mürşitler- gönderildi.

"Hani Allah Âdem oğullarının sırtlarından soylarını alıp onları kendilerine karşı şahit tutmuştu da 'Rabbınız değil miyim?' diye buyurmuştu. Onlarda 'evet şahidiz' diye cevap vermişlerdi. Bu da Kıyamet günü bizim bundan haberimiz yoktu dememeniz içindir." (Bkz. Araf, 172)

Buradan da anlıyoruz ki fail-i muhtar ancak Cenab-ı Hak'tır. O, dilediğini işler ve halk eder. Kanun koyucu O'dur. O'na kul olabilmemiz için verdiğimiz sözü bize hatırlatır ve artık bizim seçme şansımız kalmaz. Rabbimizin tecelilerine rıza gösterip sevgi, sadakat ve samimiyetle ahde vefamızı yerine getirmenin gayreti içinde oluruz. Bize ihsan ettiği bütün nimetleri O'nun lutfu olduğunu bilir ve emanetlerine sahip çıkarız. (Bkz. Mearic, 32)

Cenab-ı Resulallah, İslamiyeti telkin etmeye başladığı zaman bu yola idealist, dürüst, mert ve güvenilir gençlerle çıkmıştı. Nitekim bu gençlerden hiçbiri de peygamberimizi yanıltmamıştır. "Mü'minlerden öyle erler vardır ki Allah'a verdikleri sözü yerine getirip sadakatlerini ispat ettiler. Onlardan kimi ahde vefa, söze bağlılık edip canını verdi, kimi de can vermek için beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmediler."(Bkz. Ahzap 23)

Bahsi geçen gençlerden bazıları şunlardır:

Hz.Zeyd: Peygamberimizin kölesi iken Hz.Zeyd'in baba ve amcası Yemen diyarından gelip evlatlarını diyeti karşılığında peygamberimizden satın almak istemişlerdi. Peygamberimizde: "Ben sizden para istemiyorum, kararı Zeyd'e bırakıyorum. İsterse gidebilir." diye buyurdu. Hz.Zeyd ise kendisini bu evde hizmetçi ve köle gibi görmediğini, ev halkından daima iyilik, merhamet ve güler yüz gördüğünü söyleyip peygamberimizin yanında kalmayı tercih etmiştir. Babası ve amcası şaşkınlık içerisinde geriye dönerlerken peygamberimizde Hz.Zeyd'i kendisine evlatlık olarak seçtiğini Mekke halkına duyurmuştur.

Daha sonra sevgili peygamberimiz Taiflilerin eziyetlerine maruz kaldığı zaman Hz.Zeyd peygamberimizin önüne geçip ona kalkan olmuştur. Atılan taşlar kendisinin canını fena halde yaksa da yine vücudunu peygamberimize siper etmiştir.

Hz.İbni Mesud: Peygamberimizin hafızı olan ve Kâbe'de güzel sesi ile ilk olarak Kuran'ı aşikâre okuyan o idi. Genç yaşta Müslüman olunca Kureyş'lilerden çok eziyet görmüştür. Peygamberimiz onu yanına aldıktan sonra ömrü boyunca O'nun yanından ayrılmamıştır. Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarına katılmış, Bedir'de Ebu Cehil'i öldürerek Mekke'lilere ağır bir darbe vurmuştur. Abdullah ibni Mesud peygamber hanesine izinsiz girebilen tek kişidir.

Hz.Musab bin Ümeyr: Peygamberimize en çok benzeyen sahabi... İslam’da ilk öğretmen... Anne ve baba tarafından Kureyş'in en zengin ve en asil ailesine mensup idi. Zengin oldukları için refah ve bolluk içinde yaşıyordu. Buna mukabil gayet nazik, kibar, güler yüzlü ve tatlı dilli idi. Orta boylu ve zeki idi. Bir giydiğini bir daha giymez, en güzel kokuları sürerdi. Mekke'nin gençleri ona gıpta ile bakardı.

Musab bin Ümeyr, İslamiyet ile şereflendikten sonra anne ve babası onu bir odaya kapatıp günlerce aç ve susuz bıraktılar. Arabistan'ın sıcak ve yakıcı güneşi altında ona tahammül edilmez işkenceler ettiler. Buna rağmen Musab bin Ümeyr ahde vefasından dönmedi ve dinini terk etmedi.

Birinci Akabe biatında Cenab-ı Resulallah, Müslüman olan Medinelilere Musab bin Ümeyr'i, onlara namaz kıldırması, Kur'an okutması ve İslam'ı anlatması için öğretmen ve imam olarak gönderdi. Musab'ın güzel ahlakı ve efendiliği ile birçok Medineli kısa zamanda Müslüman oldu.

Musab bin Ümeyr, Uhud savaşında şehid olduğu zaman, kefen yerine üzerini örtecek bir elbisesi bile yoktu.

Hz.Ali K.a.v.: Çocuk yaşta Müslüman olup peygamber hanesinde büyümüştür. Hicrette peygamberimizin yatağına yatarak canını onun yoluna feda edebileceğini ispat etmiştir. Halifeliği zamanında Allah ve Resulüne verdiği sözden dönmemiştir. Kerbela'da İslam'ın bekası için gerek kendisi gerekse çocukları ve torunları Hak yolunda vefa gösterenlerden olmuşlardır. "Şüphesiz ki Allah Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da vaad ettiği bir hak olarak karşılığında kendilerine cennet verilmek üzere mü'minlerden canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, öldürülürler. Allah'tan daha fazla vaadini yerine getiren kimdir? O halde yaptığınız alım satımdan dolayı müjdelenip sevinin. İşte bu selamete giden büyük bir kurtuluştur."(Bkz. Tevbe, 111)

HUDEYBİYE BİATI

Cenab-ı Resullallah sohbetlerinde ashabına: "Hazırlığınızı yapın, hep birlikte umre yapacağız." dedi. Bu müjde karşısında sahabiler hazırlıklarını tamamladıktan sonra bin dört yüz kişilik kafile ile yola çıktı. Bunu duyan Mekke'liler, Müslümanları Hudeybiye köyünün yakınlarında karşıladı. Hz.Peygamber, Hz.Osman'ı elçi olarak Kureyş'lilere gönderdi. Niyetlerinin savaş olmadığını, yanlızca Kabe-i şerifi tavaf edip döneceklerini söyledi. Mekke müşrikleri de Hudeybiye'ye elçi gönderdi ve ilk defa Müslümanlarla masaya oturup antlaşma yaptı.

Bu antlaşmanın birçok ağır şartının içinde en önemli olanlarından biri o yıl Müslümanların hac ve umre yapamayacağı idi. Şartlar konuşuldu, maddeler konuldu, her iki taraf da bu ahidnameyi imzaladı. Sonra Hz.Resulullah ashabına dönerek: "Ey ashabım, hac ve umre yapmış gibi kurbanlarınızı kesin, traşlarınızı olun, dönüş yolculuğu başlasın." diye buyurmasına rağmen Cenab-ı Resulullah'ın bu sözüne hiçbir sahabi uymadılar. Onlar hala niye umre yapamadıklarının öfkesi içerisindeydiler.

Sevgili peygamberimizin bu sözü üç kere tekrarlamasına rağmen hiçbir sahabi yerinden kalkmadı. Bunun üzerine peygamberimiz, üzgün bir şekilde çadırına girdi. O'nu çadırda eşi Hz.Ümü Seleme karşıladı ve şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü, sen onlara kızma. Onlar sadece ümre yapamamanın üzüntüsü içerisindeler. Sen şimdi çadırından çık, kimseye bir şey söylemeden kurbanını kes, traşını ol. Onlar senin yaptığını yaparlar." Cenab-ı Resulallah çadırından çıktı, kimseyle konuşmadan devesini kurban etti ve traşını oldu. Gerçekten de Peygamberi bu halde gören ashabı da kurbanlarını kesmek üzere ayağa kalktı ve Resullallah'ı taklid etti.

Ancak bazı sahabiler yaptıkları bu uygunsuz işin farkına varıp bir ağacın altında üzgün oturan Peygamberimizin yanına gelerek: "Ey Allahın Resulü! Ayağa kalk, sana biat edeceğiz dediler ve Peygamberimizin ellerine sarılıp biat ettiler. Bunun üzerine peygamberimiz: "Bu neyin biatı?" diye sorunca "Allah Resulünün gönlünde ne varsa biz ona biat ettik." dediler. Bu söz Hz. Peygamberin ve sahabilerin çok hoşuna gitti. Orada bulunan bütün Müslümanlar, 'iyi günde kötü günde malımızla, canımızla hep yanında olacağız' diye söz verip biat ettiler. "Ey peygamber! Şüphesiz ki sana biat edenler ancak Allah'a biat ediyorlardır. Allah'ın eli onların eli üzerindedir. Artık kim verdiği sözü bozarsa ancak kendi aleyhine bozar. Kim de Allah'a karşı verdiği sözü yerine getirirse Allah ona büyük mükafat verir." dediler. (Bkz. Fetih, 10) İşte buna biat-ı rıdvan denir.

TEBÜK SAVAŞINA KATILMAYAN SAHABİLER

Cenab-ı Resulallah, sohbetlerinde Şam civarında Bizans ordularına karşı bir sefer düzenleyeceğini, herkesin savaş için hazırlık yapması gerektiğini söylüyordu. Bazı sahabiler bu söz üzerine 'sabah hazırlanırım, olmadı akşam hazırlanırım, olmadı yarın hazırlanırım' deyip gevşek davrandılar. Bir sabah namazından sonra Hz. Resulallah 'haydi silahlarınızı kuşanın gidiyoruz' diye buyurunca bu sahabiler hazırlıksız olmalarından dolayı bu orduya katılamadılar.

Cenab-ı Resullallah, savaştan dönüp mescitte iki rekât namaz kıldıktan sonra savaşa katılmayanları huzuruna çağırttı. Bunların hepsi seksen kişiydi. Hz.Resulullah'a karşı herkes bir mazeret gösterdi. Peygamberimiz en doğrusunu Allah bilir diyerek bunların mazeretini kabul etti. Fakat içlerinde üç kişi vardı ki -Ka'b bin Malik, Mirace bin Rabi, Hilal bin Ümeyye-. Allah Resulü bunlara mazeretlerini sorduğu zaman hiçbiri mazeret göstermediler, her şeyi olduğu gibi anlatıp doğruyu söylediler.

Cenab-ı Resullallah bunlara çok öfkelendi. Adeta gözleri çakmak çakmak oldu, yüzünün damarları dışarı fırlamış gibiydi. Onlara hitaben 'Hudeybiye'de bize böyle mi söz verdiniz? Sözünüzü ne çabuk unuttunuz. Sizleri bir daha gözüm görmesin' deyip huzurlarından kovdu. Ashabına da bu üç kişiyle kimsenin görüşmemesini tembihledi. Bu üç sahabinin hanımlarına da 'eşlerinize yakınlaşmayın, onlara hizmet etmeyin' diye buyurdu.

Hanımlardan bir tanesi: "Ey Allah'ın Resulü, Hilal yaşlıdır, hizmetçisi de yoktur. Müsaade etseniz de onun mutfak işlerine yardımcı olsam." diye müsaade aldı. Bu üç sahabi ile Resulallah arasında Hüzeyme bin Sabit elçilik yapıyor, onların halini peygamberimize bildiriyordu. Bu üç sahabi pişmanlıklarından dolayı gece gündüz gözyaşı döküyor ve Allah'a tövbe edip yalvarıyorlardı. Bu hal, tam elli gün sürdü. Sonra Hz. Resulallah, Sabit'e Ka'b bin Malik'i huzuruna getirmesini söyledi.

Cenab-ı Resulallah Ka'b bin Malik'e şöyle buyurdu: "Annen seni doğurduğu günden beri yaşadığın günlerin en hayırlısını sana müjdeliyorum." Malik: "Ey Allah'ın Resulü bizi siz mi yoksa Allah mı affetti?" diye sorunca Hz. Peygamber: "Sizi Allah affetti." dedi ve onlar için inen ayeti okudu ve savaştan geri kalan o üç kişinin tövbesini kabul etti. 'Bütün genişliğine rağmen yeryüzünün kendilerine dar geldiğini, ruhlarının son derece sıkıldığını, Allah'tan başka bir sığınak olmadığını anladıkları zaman tövbe etsinler' diye Allah onları bağışlamıştı. Şüphesiz ki Allah, tövbeleri çok kabul eden ve çok merhametli olandır. (Bkz. Tevbe,118)

Bu müjde üzerine Malik, servetinin tamamını Beytül ma'le bağışladı ise de Peygamberimiz sadece yarısını kabul etti. "Diğer yarısı senin geçim nafakandır." dedi. Bu ilahi iltifata, doğru sözlülükleri ve samimi davranmaları sayesinde kavuştular.

MÜRŞİD'E AHDE VEFA

"Bana yönelip gönül verenlerin yoluna uy. Sonra da dönüşünüz banadır." (Lokman, 15) Değerli dostlar; bizler Kalu Belada verdiğimiz sözün aynısını mürşit huzurunda Allah'ı şahit tutarak veriyoruz. Yalan söylemeyeceğimize, doğruluktan ve güzel ahlaktan ayrılmayacağımıza, İslam'ın şartlarına harfiyen uyacağımıza, bu yolda mürşidimizin emir ve tavsiyelerine uyacağımıza, malımızla, canımızla bu yola hizmet edeceğimize dair söz veriyoruz. Mürşid-i kâmilden inabe alıp onunla ahidleşiyoruz. "Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne çevirmeniz erdemlik değildir. Gerçek erdemlik, namazı kılıp zekât verenlerin antlaşıp anlaştıkları zaman verdikleri sözü yerine getirenlerindir." (Bkz. Bakara, 177)

Devran döndü dolandı geldik bu güne
Sancak şimdi Şah Turabimin elinde
Dün ahdimiz ne ise bu gün de öyle
Sözümüz sözdür bizim, ikrara geldik

Mürşid-i kamiller; Allah katında nasıl ki evlad-ı resul, varis-i nebi ise mürşidden inabe alıp ahidleşen müridler de varis-i sahabiler gibidir. Dolayısı ile müridin mürşidi ile yaptığı ahidleşmenin, sahabilerin Cenab-ı Resulallah ile yaptığı Hudeybiye ahidleşmesinden hiç bir farkı yoktur.

AİLEDE AHDE VEFA

Gençler evlenirken nikâh memuru: "İyi günde, kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta" diye çiftlerin birbirlerine verdikleri söz üzerine nikâhlarını kıyar. Bu ahidleşme aynı zamanda 'ömrüm boyunca iyi ve kötü günde yanında olacağım' demektir. Şu halde zaman içerisinde insan zengin iken fakir, fakir iken zengin olabilir. Veyahut herhangi bir sebepten hasta veya sakat kalabilir. İşte böyle zamanlarda çiftlerin birbirlerine tahammülleri, sevgi ve sadakatleri çok önemlidir. Unutmayalım ki bu gençler Allah'ın emri Peygamberin kavli ile birbirlerine eş oldular.

Bu konu sosyal bir konu olduğundan daha fazla detaya girmiyoruz."Andlaşma ve sözleşme yaptığınızda Allah'a karşı sözünüzü yerine getirin.Sağlama bağladıktan sonra yeminlerinizi bozmayın; Allah'ı kendinize kefil kıldınız.Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızı bilir."(Bkz. NAHL 91)

Ben gidersem sazım sen kal dünyada
Gizli sırlarımı aşikar etme
Lal olsun dillerin ya da
Garip bülbül gibi ah u zar etme

Bahçede dut iken bilmezdin sazı
Bülbül konar mıydı dalına bazı
Hangi kuştan aldın sen bu avazı
Söyle doğrusunu gel inkar etme

Sen petek misali Veysel de arı
İnleşir beraber yapardık balı
Ben bir insanoğlu sen bir dut dalı
Ben babamı sen ustanı unutma (Aşık Veysel)

Mevla'm bizleri ahdinde vefalı, hedefinde kararlı olan sadık kullarından eylesin. Mevla'm bizleri korktuklarımızdan emin olduklarımıza nail eylesin.

Mevla'm bu uğurda say ve gayretlerimizi arttırsın. Mevla'm cümlemizin yar ve ayanı olsun.



Enver EFE
10.05.2014 İstanbul




SON EKLENENLER
GÜNÜN AYETİ
Ey inananlar! Allah’ı çokça zikredin.
(AHZÂB - 41)
ÖZLÜ SÖZLER
  • Ezeli ervahta nur-u Muhammedi ile beraber olmaya halvetilik denir.
  • Adem "ben hata yaptım beni bağışla " dedi, İblis ise" beni sen azdırdın" dedi ya sen!... sen ne diyorsun?
  • Edep, söz dinlemek ve gönle sahip olmaktır.
  • Güzelliğin zekatı iffet ve edeptir. (Hz. Ali)
  • Zeynel Abidin oğlu Muhammed Bakır'a "Ey oğul, fasıklarla cimrilerle yalancılarla sıla-i rahimi terk edenlerle arkadaşlık etme." diye buyurmuştur.
  • Kemalatın bir ölçüsü de halden şikayet etmemektir.
  • En güzel keramet gönlü masivadan arındırmaktır.
  • Alem-i Berzah insanın kendisidir.
  • Zahir ve batının karşılığı aşk-ı sübhandır.
  • Mutaşabih ayetler ledünidir.
  • Ölüm ve cehennem korkusu Hak'ka dost olmayanlar içindir.
  • Şartlanmalardan ve önyargılardan arınmadan kimse masum olamaz.
  • Uzlaşmak için bahane arayan düşman zıtlaşmak için bahane arayan dosttan daha iyidir.
  • Baki hakikatler fani merkezli inşa edilemez.
  • Her zorluğun çözümü sevgidir.
  • Allah var gayrı yok sevgi var dert yok.
  • Allah de ötesini bırak.
  • Sorunları erteleyen ve örten değil çözüm üretip sorunları çözen olmalıyız.
  • Kişinin irfanı kemalatı nispetinde şeytanı da nefsinin şiddetinde olur.
  • Kötü huylardan kurtulmanın en keskin yolu ilahi aşka yanmaktır.
  • Mücevherden sarraf olan anlar, başkası bilemez. Ne fark eder kör için elmas da bir, cam da bir. Eğer sana bakan kör ise sakın sen kendini cam sanma.(Mevlana)
  • Kendini oldum ve doğru zannedenler kendileri gibi düşünmeyenlerden rahatsız olurlar.
  • Eflatun'a dediler ki "Ne kadar çok çalışıyorsun". O da dedi ki "hayır ben sevdiğim işi yapıyorum"
  • Allah kuluna sevdirdiği her işi kuluna kolaylaştırır.
  • Kurtuluş hidayete tabi olanlar içindir. Selam olsun hidayete tabi olanlara.
  • Tevhid-i Ef-al meratibi ihvanın kendi gerçeğine seyir haritasıdır.
  • Kişi ilk önce kendisinin arifi olacak ki Rabbinin arifi olabilsin.
  • İnanmak başka şey, teslim ve tabii olmak başka şeydir.
  • Kalıcı dostluklar edinin.
  • İhvan gibi yaşa, gerisine karışma.
  • Mutlu insan başkalarının mutluluğu için yaşayandır.
  • İslam dini istişare esaslıdır.
  • Allah için affet, Allah için paylaş.
  • İhvanlığını işine göre değil, işini ihvanlığına göre ayarlayacaksın.
  • Kul, iradesini Allah’a teslim edendir.
  • Hakk'ı hatırladığımız unuttuğumuzdan fazla olsun.
  • "Olacağım" diyene engel yok, "olmayacağım" diyene bahane çok.
  • Ben merkezli değil, biz merkezli olun.
  • Dervişçe yaşamak, tevhitçe yaşamaktır.
  • Yaptığınızı azimle yapın, hırs ile yapmayın.
  • Kullukta devamlılık esastır.
  • Önce emin insan olmalıyız.
  • Derviş, halinden belli olmalıdır.
  • Beşeriyet kemalâtın hammaddesidir.
  • Mükemmeliyet istikamette daim olmaktır.
  • İnsanın cismi arza, ruhaniyeti semaya mensuptur.
  • Yaradılış farziyetimiz hakkı bilmektir.
  • Hakk'ı tanımanın ön şartı Resulûllah’ı tanımaktır.
  • İnsanın sırrında Allah’ın sonsuzluğu vardır.
  • Kulluğa bahane yok değer üreteceksiniz.
  • Şikayet, Mevla’ya hürmetsizliktir.
  • Kulluk adına yapmadıklarımıza hiçbir bahane geçerli olmayacak.
  • Bu âleme kavga için gelmedik.
  • Telkin öncelikle bizim nefsimize olmalıdır.
  • İnsan, Allah’ın sırrı Allah da insanın sırrıdır.
  • Varlığımızın sebebi zuhuru, Cenab-ı Resulûllah’tır.
  • Kullukta teslimiyet “Rağmen” olmalıdır.
  • Kazası olmayan tek şey hayatımızdır.
  • Sevgi dışındaki bütün hallerde zorluk vardır.
  • Nefsinde mevsimi hazan olanın, gönül mevsimi bahar, Ahireti bayram olur.
  • Hayat yaşamak, yaşamaksa sevmektir.
  • En güzel keramet istikamet üzere olmaktır.
  • Kişinin Rabbini tanıması için kendini tanıması lazım.
  • Hakk’ı ancak Mirat-ı Muhammet’ten görebiliriz.
  • İnsanı Hakk’ta sonsuzlaştıran ve yaşatan, sevgidir.
  • Sevgi bütün yaratılanların varoluş mayasıdır.
  • Sevgisiz olan her mekân ve mahâl mundardır.
  • Sevgi Allah için yanmak ve olmaktır.
  • Allah’ın ve Resulullah’ın sevgisi ile yanmayan gönül hamdır, ahlâttır.
  • Hakikat ehlinin sermayesi aşk-ı sübhandır.
  • Talepte kararlılık, kararlılıkta da sabır esastır.
  • Sabır, sadrın genişliği kadardır. Sadır genişliği ise; kabulümüz, sevgimiz kadardır.
  • Kamil insan demek;Bütün duygularda,düşüncede ruhta olgunlaşmış insan demektir.,
  • Dervişân, Mürşidinin eşiğinde sadık olduğu sürece, farkında olsa da olmasa da tekamül halindedir.
  • Kim ki Allah’ı ciddiye almaz ise; Allah o kimseyi ciddiye almaz.
  • Hakkı görmeyen gözler amadır.
  • Gayret olmadan kişinin ulaşacağı hiçbir âliyet olamaz.
  • Kendi gerçeğimize yol bulmak için arz üzerinde var olan bütün mevcudiyetten istifade edeceğiz.
  • Bu fırsat âleminin bir tekrarı daha yoktur.
  • Hiçbir oluşum kendi halinde, kendi başına müstakil değildir.
  • İhvan isek bir iddianın sahibiyiz demektir.
  • İhvanın kemâlâtı, olgunluğu, karşılaşmış olduğu olumsuz tecellilere verdiği tepkilerle ölçülür.
  • Kişi muhatabı ve müdahili olmadığı hiçbir meselenin şahidi olamaz.
  • Herkes kazanımlarını kayıplarını tespit etsin ki şuurlu bir hayat yaşayabilsin.
  • Birebir uyarılar insanı daha çok uyandırır.
  • Bütün canlılara dostça yakın olmalıyız.
  • Tekâmül için her anı yeniden yaşamak , her anın yeniden talibi olmak zorundayız.
  • Gayret etmeyen kişiden Kâmil insan olmaz.
  • Ehl-i talip bu Kâinatın özelidir, özetidir.
  • Kul, hizmeti kadardır. Kul, sevgisi kadardır, Kul hoş görebildiği kadardır. Kul feragat edebildiği kadardır. Kul paylaşabildiği kadardır.
  • Ehl-i ihvan’ın sevgisi Rabbi’nin sevgisi, meşguliyeti Rabbi’nin meşguliyeti olmalıdır.
  • Her an Rabbi ile meşgul olanın, muhatabı Rabbi olur.
  • Güzel bakmalı, güzel konuşmalı, güzel dinlemeliyiz.
  • Hayırları geciktirdiğimiz zaman şerre dönüşür. Şerleri geciktirdiğimiz zaman hayra dönüşür.
  • İhvanın irşad olmasının ön şartı teslimiyattır.
  • İlmen yâkinlik; bilmek ve kabul etmektir.
  • İhvan telkin edileni yaşadıktan sonra Hakkel yâkina ulaşır.
  • Kul, Rabbini ne kadar ciddiye alırsa, Rabbi’de onu o kadar ciddiye alır.
  • Rahman’ın sevgilisi olmak gönlü cenab-ı Resulullah’a yönetmek ve tabi olmakla orantılıdır.
  • İhvan, kendi özünde kâmil duruşa ulaşırsa, onda bir değil de nice esmanın açılımı, nice sıfatın inkişaf ve izhariyeti yaşanacaktır.
  • Dünkü gibi konuşan, dünkü gibi anlayan, dünkü gibi yaşayanın anı ve akibeti hüsrandır.
  • Ehli gönül olan, ,Resulullah’a ve Ehli Beyt’egönül veren Ehl-i İhvan’ın seyr-i sülüğü nefis merkezli akıl ile değil gönül merkezli akıl iledir.
  • İhvan, hayırda ve şerde damlayı derya mesafesinde görecek kadar Rabbini önemseyen olmalıdır.
  • Hakka vuslat, ancak aşk- sübhân ile olur.
  • Aşığın, sevgisinin sancısıyla uykularının kaçması lazım ki, orada aşktan söz edilebilsin.
  • Hayatla zıtlaşan değil hayatla uzlaşan olmalıyız.
  • Eğer kişi yarışacaksa hayırda yarışsın selâmda, yarışsın, paylaşmada hoş görüde affetmede yarışsın.
  • Kişi tercihinin neticesini yaşar.
  • İnsan, sevebildiği kadar, değer üretebildiği kadar insandır.
  • İhvan, arif olmalı ve gönlünü bütün olumsuzluklardan arındırmalıdır.
  • Herkes yaptıklarının neticesini yaşayacak.
  • Biz kulluğumuzu her gün yeniden yenilemeliyiz.
  • Üstünlük ancak takva ile sevgi iledir.
  • Allah hiçbir zaman abes ile iştigal etmez.
  • Her işte bizim için hikmet ve hayır vardır.
  • Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır.
  • Herkesin şeytanı, Cebrail’i, Mikail’i, İsrafil’i ve Azrail’i kendisiyle beraberdir.
  • Ehl-i ihvan demek arif olan, Hakk'a eren demektir.
  • Sevginin tezahürü ibadettir.
  • Eğer inanıyor, iman ediyor, seviyorsanız, yap denileni yapacak ve aksatmayacaksınız.
  • Sevenin ne gecesi ne gündüzü ne yorgunluğu ne bahanesi ne de mazereti olur.
  • Karşılaştığımız zorlukların tamamı tekâmül için ikrarımızı ispat içindir.
  • Bu âlem teşbih, tespit, tenzih, takdis ve şahadet âlemidir.
  • İnsanın Hak katında kadri, kıymeti sevgisi kadardır.
  • İnsan, yaşadığı zorluklar aşabildiği engeller kadar insandır.
  • Hiç zorluk, acı çekmeden, uğraş ve çaba sarf etmeden kimsenin başarıya ulaştığı görülmemiştir.
  • Hepimiz Allah’ın Resulûllah’ın ve Ehlibeyt’in aşkından muhabbetinden istifade edip Hakk’ta bakileşebilecek yetilere sahibiz.
  • İnsan, asliyeti kendisine unutturulmuş varlıktır.
  • Müsemmâ ehli olan için, isimler değişşe de asliyet değişmez.
  • Hiçbir güzelliği kendimize mal etmeden, bütün güzellikleri Rabbimizden bilmeliyiz.
  • Herkesin imtihanı iddiası kadar olur. Yani iddiası büyük olanın, imtihanı da büyük olur.
  • Kâinat, insan için, insana hizmet için halk edilmiştir.
  • Hayatın tamamı, kulluğun ve dostluğun talimidir.
  • Kişi bilgisinde değil yaşantısında kâmil insan olur.
  • Bizim yaşadıklarımız; tercihlerimizin, taleplerimizin ve dualarımızın neticesidir.
  • Mezheplerin farklı olması, dünya iklimlerinin, ırkların ve kültürlerin farklı olmasındandır.
  • İrfan mekteplerinin temelde aynı, detaylarda farklı farklı olması insanların, meşreplerinin farklı farklı olmasındandır.
  • Kimi takva ile kimi zikrullah ile, kimi hizmet ile, kimi de ibadet ile Hak rızasına ulaşmak ve kâmil insan olmak arzusundadır.
  • Din adına zıtlaşmalar, taraflaşmalar ve tefrikalar çıkarmak Rahman’ın ve Kuran’ın reddettiği duruşlardır.
  • Elin eksiğiyle uğraşan, kendi eksiğini hiçbir zaman göremez.
  • Biz bu âleme eksik tespit zabıtalığına gönderilmedik.
  • Âşık; mâşûkunu hususiyetle geceleyin, en çok yalnızlık halindeyken düşünür.
  • Geceleri ve seher vakti çok özeldir.
  • Dostluğun ilk şartı sevmektir. Fakat çıkarsız beklentisiz sevmektir.
  • Dost olmak, dostun her türlü yüküne katlanmaktır.
  • Bizim için yaşamak bir gündür, o da bugündür.
  • Kulluk adına yapmamız gereken ne varsa sabırla ve ihlâsla yapmalıyız.
  • Hak katında gıdalanmanın birinci esası, âdab-ı Muhammediye ve hakıkati Mahmudiye ile kıyam durmaktır.
  • Biz eyvallah tacını, ‘sensin’ tacını başımızdan, hiçlik hırkasını da eğnimizden hiçbir zaman çıkartmayacağız.
  • Bir damlanın hiçliğe ulaşması, onun deryaya düşmesiyle olur.
  • Bize ulaşan her tecellinin, Mevlâ'dan olduğunun bilincinde olalım ve rıza gösterelim.
  • Sakın tecellilerden kahreden, kederlenen olmayalım.
  • Tecellilerden şikayetçi olmak, kulun Rabbine olan saygısızlığıdır.
  • İhvan, hangi tecelli içinde olursa olsun, mutlaka güzel düşünmeli ve güzel değerlendirmelidir.
  • Edep ve âdap dışında nefes almayalım.
  • Biz, Cenâb-ı Resûlullah’ın vitrini olmalıyız.
  • Bütün nimetler ve âliyetler, gayret ve hizmet iledir.
  • Biz hangi hali yaşıyorsak bizim için hayırdır ve hikmetlidir.
  • Hikmete tabi olanlar hikmet ehli olurlar.
  • "Senin için Ya Rabbi" zevkiyle hayatı yaşayalım.
  • Huzur, ancak tevhid ile aşk ile sevgi ile Allah’a ve Resûlun’e yönelmek iledir.
  • Güzel ahlâk ve sevgi insanlığın omurgasıdır.
  • Her gününü son gün, her namazını son namaz, her muhabbetini son muhabbet gibi kabul eden kişinin yaşantısı Ehl-i ihvanca olur.
  • Büyük laf etmemeye çalışalım.Tevazu sahibi olalım.
  • Ehl-i Beyt olmak, hem nesebi hem de mezhebidir.
  • Ehl-i Beyt, Kur’an’ın ete kemiğe bürünmüş halidir.
  • Yaptığımız her şey kulluğumuzu ispat edercesine olmalıdır.
  • Halkı memnun etmek için Hakk'ı incitmeyelim.
  • Kemalat, hissedilen ilk nefesten son nefese kadar sadece Allah ve Resûl’u için say ve gayret etmektir.
  • Tevhid-i Ef-al hakikatin zübdesi, tevhidin nüvesidir.
  • Kullukta edebi olmayanın Hak’ta izzet bulması mümkün olamaz.
  • Hikmetleri seyretmenin tek şartı, tecellilere karşı sabırlı olmaktır.
  • Kişi yaşamış olduğu imtihanları aşabildiği kadar tekâmül etmiş olur.
  • Aslında bize zor gelen tecelliler, bizim için ikramdır.
  • Kulluğun esasında yap denileni yapıp sonucuna da razı olmak vardır.
  • Bütün kâinat, kişinin kendi hakikatine misaldir.
  • Öncelediğimiz Allah ve Resûl’u olmalı. Ertelediğimiz ise nefsimizin arzu ve istekleri olmalıdır..
  • Dervişi tekâmül ettirecek olan iştiyakı, kendine olan telkini, ve gayretindeki kararlılığıdır.
  • Her günü yaşamak, her günü diğer günden farklı bir alana taşımak için biz bugünün talebesiyiz.
  • Hatasını kabul edip hatasından dönen kul hayırlı kuldur.
  • Hedefi olmayanın istikameti de olmaz.
  • İhvan ne dünle ne de yarınla zaman kaybedecek sadece anını ve gününü değerlendirecek.
  • İhvanlık, halde örnek olmaktır.
  • Aile yaşantımızla, tecellilere olan tepkilerimizle, kişilerle olan ünsiyetimizle, her halimizle hele hele de ibadete olan düşkünlüğümüzle fark edilmeliyiz.
  • Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, Hak katında şerefli olamaz.
  • İbadet etmenin hoşnutluğunu yaşarken bu hoşnutluğu, ibadet etmeyenlere karşı bir üstünlük saymadan fail Allah'tır zevkiyle yaşamalıyız.
  • Kıyas, şeytani sıfatlardandır.
  • Karşımızda gördüğümüz eksikliği önce kendimizde tetkik etmeliyiz.
  • Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrine mürşitsiz yol bulamaz.
  • Baki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak Hak’ta ölüp Hak’ta dirilmektir.
  • Hayata ders veren değil de hayattan ders alan talip olmalıyız.
  • Anlayan ve öğrenen olmalıyız.
  • Anladığını genişleten, hayatına uyarlayan olmalıyız.
  • Tasavvuf önce şeriat-ı Muhammediye ile yaşanır.Sonra hakikat-ı Mahmûdiye ile hikmetler talim edilir.
  • Bir meselenin görevlisi olmak ayrı şeydir, gönüllüsü olmak ayrı şeydir.
  • Ehl-i ihvanla konuşularak halledilmeyecek hiçbir mesele olmamalıdır.
  • Hak dostları bir araya geldikleri zaman bakışmaları bile muhabbettir.
  • İhvanlığın dört ana esası vardır; ihlas, şecaat, cesaret ve cömertliktir.
  • Hayatın tamamında, her adımda, her bir nefeste; bir tuzak, bir imtihan vardır.
  • Gönül, Rahman ile coşarsa; kişi karşılaştığı her türlü tecelliye sabır ve tefekkür ile mukavemet gösterir.
  • İhvan, ne Dünya ne de ahiret beklentisi olmaksızın kulluğunu fi-sebilillah yaşamalıdır.
  • Kur’ân'ı öğrenmeye, okumaya, okutmaya, anlamaya ve yaşamaya çalışalım.
  • İslam, yap denileni yapmak; yapma denilenden uzak durmaktır.
  • Kulluğunu yarına erteleyenin Allah sevgisi yeterli değildir.
  • Tekâmül etmek için sürekli gayret halinde olmalıyız.
  • İnsana olan sevgisizlik Allah’a olan sevgisizliktir.
  • Allah’a vuslat ancak Aşk-ı sübhan ile olur.
  • Hak’ta bâki olabilmek için kayıtsız şartsız teslim olmalıyız.
  • Dilimizde zikrullah ile gönlümüzde her daim muhabbetullah ile inşa olmaya çalışmalıyız.
  • Şeriatın ihlâl olduğu yerde hakikat olmaz.
  • Her türlü tecelliden istifade edecek kadar arif,hiçbir zorluktan yılmayacak kadar da dirayetli olalım.
  • Arif olan baktığı her zerreden, karşılaştığı her tecelliden kendisine istikamet arar.
  • Ehl-i ihvan hatasında ve günahında ısrar etmeyen ve tövbesinde aceleci davranandır.
  • Âşık maşukundan gelen cefalardan haz duymazsa gerçek aşık olamaz.
  • Kendisindeki gayrilikten arınan insan için dışarıda ve içeride gayri olan hiçbir şey kalmaz.
  • Kişinin samimiyeti, sadakati ve sevgisi ona istikamet verir.
  • Bizden istenilen öncelikle safiyet, samimiyet ve sadakattir.
  • Ehl-i ihvan öyle bir kristalize olacak, safiyet kazanacak, kendi benliğinden öyle bir sıyrılıp latifleşecek, şeffaflaşacak, kendine ait bir renk zan düşünce ve duygu kalmayacak ki Allah’ın boyasıyla boyansın yani Resûlullah’ın haliyle hallenmiş olsun.
  • Gayret, kulluğun esasıdır.
  • Biz bildiklerimizle amel edelim. Bilmediklerimiz, bize bildirilecektir.
  • Her Ehl-i ihvan bulunduğu cemiyette fark edilmelidir.
  • Bizim sabrımıza, bize kötülük yapanların şahitlik etmesi lazım.
  • Asli maksadımız, nefsimizi ve Rabbimizi tanımaktır.
  • Gayret etmeyen kişiden kâmil insan olmaz.
  • İhvan, kendi hakikatine seyri sülük ederken hem dünyasını hem de ukbâsını saadete erdirmiş olur.
  • Muhabbetimiz Resûlullah’ın ve Ehl-i Beyt’in muhabbeti, davamız Hak davası olsun.
  • Eğer insan Rahman’ın aynası olacaksa yansıtıcılığının çok net,arı ve duru olması lazımdır.
  • Eğer bir olumsuzlukla, zorlukla karşılaşıyorsak, bu bizim olumsuzluluğumuzdandır.
  • Arz ve semada her ne olursa insan ile ilişkilidir.
  • Sözümüzün ilk müşterisi kendi kulağımız olmalıdır.
  • İslâm şahitlik ile başlar, şuhut ile yaşanır. Ve yine şahitlik ile kemal bulur.
  • Hangi başarı vardır ki uğraşsız gayretsiz ve gönülsüz zuhura gelsin.
  • Aşığın ölümü Hakk’ta vuslat, sonsuzluğa uyanmak ve sonsuzluğu yaşamak olur.
  • Artık etrafımızla ve kendimizle olan kavgamızı bitirip, sevgiyle nefes almanın gayretinde olmalıyız.
  • Kişinin kararlılığı tecellilere gösterdiği mukavemeti kadardır.
  • Aşık hep maşukundan söz etsinler, hep ondan konuşsunlar ister; zaten gayrı şeyler aşığı rahatsız eder.
  • Kişi mutmain olmadıkça kulluğunda, dostluğunda hep hüsrandadır.
  • Cemal aşıkları için gayri olan her şey haramdır.
  • Zikrin esası namazdır, muhabbetullahdır.
  • İhvan, hayatın tamamında Rahman’ın iradesi altında yaşamaya dikkat ve özen göstermelidir.
  • Her şeye rağmen seveceğiz
  • Her şeye rağmen hizmette gayretli olacağız
  • Kulluk, içinde Rabbi'nden başkasını bulundurmayan, gayrilerden boşalmış hiçlik makamıdır.
  • Hayatın ve kulluğun emanetçisi olduğumuzu, bu emaneti taşımamız ve ehline teslim etmemiz gerektiğini hatırdan çıkartmamalıyız.
  • Hayatı hep Hakkça yaşamanın gayretinde olmalıyız.
  • Hayat, bizi kullukta belirli bir kıvama taşımak içindir.
  • Kendine gafil olan, Allah’a arif olamaz.
  • Her varlık Hakk'tandır ve Hak ile kaimdir.
  • Bütün masivalardan arınmak, “ölmezden önce ölmek” Hak’ta ebed olmak; olağanüstü bir azim ve gayret ister.
  • Kişinin kararlılığı, cesareti, azmi ve sevgisi bir arada tekmil olursa; kişinin önünde aşamayacağı engel ve mâni olmaz.
  • Talibin âli ve en yüce değerlere ulaşabilmesi, Allah ve Resûlu’ne olan muhabbeti, sevgisi ile orantılıdır.
  • Hedefimiz ve gayemiz, bugün tevhid noktasında Allah’ı Resulullah’ı ve Ehl-i Beyt’i dünden daha farklı idrak etmek ve yaşamaktır.
  • Tevhid adına bize yapılan teklifatın tamamını yaşamak, bizi kendimize döndürmek ve kendi hakikatimizle tanıştırmak içindir.
  • Tevhid meratiplerindeki yaşam talimlerinin tamamı, bizi kendi ruh derinliğimizdeki iç potansiyelimizden istifade ettirmek adınadır.
  • İhvanın bilip, yapmak isteyip de yapamamasının sebebi kendisinde yetersiz olan kararlılığı, gayreti ve talebidir.
  • Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, mükerrem ve münevver olamaz.
  • Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrinde mürşitsiz yol kat edemez.
  • Kulluk adına yaşanılacak ne kadar âli değerler varsa, bunların tamamı ancak mürşid-i kâmilin nezaretinde ve refakatinde yaşanılabilir.
  • Bâki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak, Hakk’ta ölüp Hakk’ta dirilmektir.
  • Yaşadığımız ne tür olumsuzluk olursa olsun, bizim hedefimize olan iştiyâkımızı arttırmalıdır.
  • Her türlü olumluluk ve olumsuzluktan istifade eden olalım.
  • Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır.
  • İhvan, kendisini yargılayan, kendisini öz eleştiriye açık tutan ve kendini kemâle taşıyan olmalıdır.
  • İhvan, ancak telkin edilen hikmetli sözleri, hadisleri ve ayetleri yaşantısına uyarlayarak gayretinde istikamet bulabilir.
  • Kim hidayeti dilerse hidayete ulaşacak; kim hidayete ulaşmak istemezse Rahmân da ona hidayet etmeyecek.
  • İnancı olmayanın istikameti olmaz.
  • İnsan-ı asli Allah’ın aynasıdır.
  • Nurun olduğu yerde zulüm, dinin olduğu yerde kin, sevginin olduğu yerde nefret olmaz.
  • Ehl-i ihvan demek arif olan gerçeklere eren demektir.
  • Herkes tercihinden yönelişinden meyil ve rızasından sorumludur.
  • Nimete ulaşmak için mutlaka hizmete talip olmalıyız.
  • İhvan düşünmekle, keşfetmekle ve gayret ile kemâlat bulur.
  • “Rabbim” diyen için zaten zorluk yoktur.
  • Hedefi olmayanın istikameti de olmaz.
  • İslam, aslen teslim olmak ve selamet bulmaktır.
NAMAZ VAKİTLERİ