17 Ağustos 2019
16 Zi'l-Hicce 1440
MENÜ
SOHBETLER HAZRET-İ MUHAMMED'IN
(S.A.V) HAYATI
SEVGİLİ PEYGAMBERİM KUR'AN-I KERİM İLMİHAL İSLAM VE TOPLUM 40 HADİS HADİS-İ ŞERİFLER OSMANLICA SÖZLÜK RÜYA TABİRLERİ BEBEK İSİMLERİ ABDÜLKADİR BİLGİLİ
(SEBATİ) DİVANI
NİYAZİ MISRİ DİVANI HİKMETLİ SÖZLER KUR'AN-I KERİM ÖĞRENİYORUM KUR'AN-I KERİM (SESLİ ve YAZILI) SESLİ ARŞİV İLAHİLER
İSLAM ve TASAVVUF
TASAVVUFUN TARİFLERİ TASAVVUFUN DOĞUŞU TASAVVUFUN ANADOLU'YA GİRİŞİ HALVETİLİĞİN TARİHİ HALVETİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ HALVETİLİĞİN TÜRK TOPLUMUNDAKİ YERİ HALVETİYYE SİLSİLESİ PİRLERİMİZİN HAYATLARI MEHMET ALİ İŞTİP (VAHDETİ) ABDÜLKADİR BİLGİLİ (SEBATİ) İBRAHİM GÜLMEZ(KANÂATÎ)
EHLİ - BEYT
EHL-İ BEYT KİMDİR? EHL-İ BEYTİ SEVMEK
RESÛLULLAH'I SEVMEKTİR
EHL-İ BEYT EMANETİ RESÛLULLAH'TIR EHL-İ BEYTİN HALİ NUH'UN GEMİSİ GİBİDİR EHL-İ BEYT OLMAK HEM NESEBİ HEMDE MEZHEBİDİR
ONİKİ İMAMLAR
HZ. İMAM ALİ K.A.V RA HZ. İMAM HASAN-I (MÜCTEBA) HZ. İMAM HÜSEYİN-İ (KERBELA) HZ. İMAM ZEYNEL ABİDİN HZ. İMAM MUHAMMED BAKIR HZ. İMAM CAFER-İ SADIK HZ. İMAM MUSA-İ KAZIM HZ. İMAM ALİYYUL RIZA HZ. İMAM MUHAMMED CEVAD (TAKİ) HZ. İMAM ALİ HADİ (NAKİ) HZ. İMAM HASAN’UL ASKERİ HZ. İMAM MUHAMMED MEHDİ






EDEB


Kelime-i tevhidin ruhu edeptir. Zira edep, dünya hayatının belalarından kişiyi muhafaza eder. Edepli kişi Hakk’ın karşısında varlık iddasından vazgeçmiştir. Hani bir söz var ya; “Edep bir tac imiş nur-ı Hüda’dan, giy o tacı emin ol her beladan.” Göklerden dünyaya yağmur gibi musibet ve bela yağmaktadır. Sadece Allah’ın varlığını tasdik edip kendi varlık vehminden geçene musibet nasıl ulaşır? Hariçte vücud yoktur ki musibet ona isabet etsin. Edep, kulu halka ait musibetlerden saklar. Daha doğrusu Hakk o kişiyi kendi zatı için saklar.

Derler ki Azazil, yani İblis, Hz. Adem’e secde emri gelmezden evvel meleklere hocalık yapıyordu ve yeryüzünde secde etmediği mahal yoktu. Ama o, yaptığı taati kendinden biliyordu. Adem’e secde etmeyi reddettikten sonraki sözleri aslında daha evvel yaptığı küstahlığın ve kendinden olan benliğin eseriydi. İlk olarak taati kendinden görme esepsizliği onu Adem’e secdeden alıkoydu. Zira daha evvel de arz ettiğimiz gibi edepsiz kişinin Hakk’ın huzurundan uzaklaştırılmasının en bariz alameti Hakk celle ve ala Hazretleri’nin sevdiği kullarıyla arasının açılmasıdır. Şeytan, evvelki secdelerini kendinden, Adem’e secde etmeyişini ise Allah’tan bildi. Sonra yaptığı edepsizliğe eman dileyeceğine süre istedi. Bu süreyi tövbe için değil, Allah’a isyan için kullandı. Yani Allah’ın mülkünde, Allah’ın kudretinde Allah’a asi oldu. O isyan bile Allah Teala’nın ona müsadesiyle gerçekleşti.

O halde karşımıza şöyle bir manzara çıkıyor: Aleni isyan edepsizliktir. İmanın tadını almamak edepsizlik alametidir. Günah işlemek ayrı edepsizlik, günaha nereden bulaştığını bilmemek, günahta ısrar etmek, pişman olmamak ise ayrı edepsizliktir. Ama en büyük edepsizlik işlediği kabahatleri Allah’a, yaptığı ibadet ve taatleri de kendine nisbet etmektir.

İbadetlerin evvelinde istiğfar vardır. Efendimiz(sas) bilhassa en büyük zikir olan namazla bizleri bu edebi düşünmeye sevk etmiştir. Namaza durmadan evvel istiğfar etmek sünnettir. İbadetten evvelki istiğfar mabudun huzuruna resmen çıkışımız hasebiyle o ana kadar yaptığımız tüm günahları kabullenip Cenab-ı Hakk’ın mağfiretini talep etmektir. İbadetten sonra yaptığımız istiğfar ise, ibadetin içindeki hataların telafisi içindir. Bu ikinci istiğfarın en önemli manası kendi ibadetimizden dahi Allah’a sığınmak ve taatım benim kuvvetimle, kudretimle oldu düşüncesinden uzak olmak için Hakk Teala’ya rücu etmektir. İbadetler iman nurunun etrafındaki muhafazalar gibidir. Dolayısıyla insan ibadette ve taatte Allah’a kulluğa, itaate devam etmek mecburiyetindedir. İbadet ü taatı ve insaniyeti değerlendirirken Cibril hadis-i şerifinden hareket etmek lazımdır. İman, islam ve ihsan. Bir insan imanı takliden söyler, kalbi kabul ederse mümin olur. İnandığı Allah’ına teslim olmak niyazında bulunursa, o teslimiyeti göstermek üzere hem ibadet taatı hem de itaati haram helal çerçevesinde yerine getirir. Fakat bu kafi değildir. Allah Teala madem ki bu kainatı muhabbet üzere yarattı, bu muhabbetini idrak etmek üzere de insanı yarattı.

Kendisi muhabbet üzere yaratır da insan bu muhabbeten nasıl yüz çevirir? Dolayısıyla Allah Teala’nın emirlerine ve yasaklarına “Emretti mecburuz. Yoksa yapmazsak bizi yakar. Yapalım ki Cennet’e girelim.” diyerek Resulallah Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in edebine ulaşılmaz ancak ahlakı taklid eder bu insan. Taklid de tahkik derecesine göre bir şey getirir. Hiçbir zaman hakikati olmaz. Tefekkür lazımdır. Fakat tefekkür için Allah Teala’nın hislerini tahsiz ettiği, düzelttiği, Allah’ın aklıyla akıllanan bir dimağa sahip olmak lazımdır. Yoksa hindi gibi düşünmeye tefekkür denilmez.

Hakiki manada tefekkür ancak yakınlıkla mümkündür. Yakınlık için de en önce istenileni yapmak gerekir ama bununla da yakine erilmez. Hadis-i şerifte işaret edilen nafileler vardır. Bunlar, Cibril hadisindeki ihsan mertebesine işarettir. Yani “Ya Rabbi! Sen bana bunu emrettin, ben kılarım. Resulallah bundan evvel dört rekat daha kılmış. Aman ne demek! Hemen kılayım. Başka ne yapabilirim Ya Rabbi?” demek ihsan şartıdır. İnsan ancak öyle bu muhabbetin tezahürüne mazhar olur. İşte bir insan buna meylederse işte bu meyil bir zaman sonra muhabbete dönüşür, muhabbet de aşka dönüşür.

İşte o zaman kişi bu edebe sahip olur. Yoksa Arapçada bir tabir vardır; ‘fe-illa la yani’ “Böyle olmazsa olmaz” yahut ‘fe-illa fela’ yani “Böyle olmazsa yok, istisnası bile yok!.” Allah’ın Resulü’nün edebinden nasiplenenlere bakılırsa hepsinin yakin kullar olduğu görülür. Ama onları yakınlığa sevkeden, yakınlıklarını muhafaza eden cevher olarak da hep edebi görürüz. Edebe riayet etmişlerdir ve hep edebin çizgisi üzerinde durmuşlardır. Sahabe-i kiram hazeratı tamamıyla bir edep abidesidir. Edeple fethetmişlerdir. Mesela Mekkeli müşrikler diyor ki, “Hiçbir sultanın katında kendisine böyle tabi olunan, bu kadar muhabbet edilen bir saltanat sahibi görmedik. Konuşmaya başladığı zaman yer gök susuyor adeta. Ve O konuşmaya başladığında yanındaki ashabı taş kesiliyor, kıpırdayamıyorlar bile!” Allah Resülü’ne edep sevenler için şarttır. Ve ihsan mertebesi olarak sadece emir ve yasaklar veya “Resulallah yapmış, biz de yapalım” demek değil, “Gerçekten ben O’na nasıl kavuşurum? Nasıl O’na vasıl olurum?” diye dert sahibi olmak lazımdır. Bu derdin dermanı, bu muhabbetin de vesilesinin edep olduğunu unutmamak icab eder. Hepsi birbirine bağlı, hem birbirini besleyen hem de birbirini çağıran, davet eden hasletlerdir. Efendimiz(sas) hilkaten, yani yaratılışı gereği, ahlaken ve her cihetten yaratılmışların ekmeli, eşrefi ve ahsenidir. Sahabe-i kiram hazeratı da nurdan kandiller gibi Efendimiz’in(sas) güzelliğini yansıtan şahsiyetler olmuşlardır. Sahabinin en alt derecesinde olduğu söylenilen- ki bunu söylerken dahi Allah Resulü’nden utanırız. O’nun ayağının tozu olmaya Cenab-ı Hakk bizi muvaffak eylesin- Vahşi(ra) olduğu söylenilmişse de o zat-ı ali dahi yalancı peygamber Müseyleme’yi katletmiş bir tevhid abidesidir. Yani bu ümmet, ümmet-i edeptir. Çilelere tabidir.

Nimetlere şımarmak musibetinden Efendimiz(sas) hürmetine muhafaza edilmiştir. Efendimiz’in rahmetinden ve şefaatinden onlara en büyük paye yani çile ve edep ihsan olunmuştur. İki cihan serveri Efendimiz(sas); “Ümmetimin alimleri Beni İsrail’in peygamberleri gibidir.” buyurarak edebin ve Cenab-ı Hakk’a yakınlığın bu ümmetin vasfı olduğunu açıkça zikreylemiştir.

Zahirdeki vücudumuzun akıl çerçevesinde takıntığı fiile ‘ahlak’ denir. Bir kişinin Allah ve Resulü’nün ahlakıyla ahlaklanması, esasında kalp insanı dediğimiz o varlığın ahlaklanmasıyla mümkündür. Sinemizdeki kalp insanının ahlakına ‘edep’ denir. Edebin dıştaki vücuda sirayet etmesine ‘ahlak-ı hamide’, ‘ahlak-ı Resulullah’ yahut ‘ahlakullah’ denir. Tertip böyledir.

Edep kişinin hududlarıyla sınırlıdır. Zaten insan veya herhangi bir mahluk kendi edebini idrak etmekle mükelleftir. Çünkü kendi idrakini aştığı anda Allah’ın edebini görecektir. Yine edepten dışarı çıkamaz. O kendi bulunduğu alanın ötesi ayrı bir edep ister. O edebin sahibi de Hazret-i Allah’tır. İnsan o zeminde yürüyebilmek, edebin üzerinde yürüyebilmek için edep kesilmelidir, vesselam.

Zahir ilmin kendine ait zahir bir edebi vardır. Kişi o zahir ilmin edebini yaparsa ilme’l-yakinden ayne’l-yakine yükselir. Ayne’l-yakine geldiği zaman o ayne’l-yakinin gerektirdiği başka bir edep vardır. O edebi yerine getirirse hakka’l-yakine yükselir. Hakka’l-yakinin de edebi vardır.( Necm Suresi,17).

Haddini aşmamak, Allah’ın ona tayin ettiği hududu idrak etmek... Orada muhteşem bir nefis terbiyesi vardır. Kendi cüz’i iradesinin nerede başlayıp nerede bittiğini, külli iradeye hangi hususta teslim olacağını tek tek tefrik edebilmek... Çünkü Allah Teala’ya hakkıyla kul olanları Allah Teala, hem nefsine arif hem kendine arif eylemiştir. Bu adet-i sübhaniyeleridir. Hakka’l-yakinin bile bir edebi vardır.

Efendimiz’in(sas) sadece miracın o ilk tahiyyat kelamındaki selamlaşma bahsine bile baksak, o mertebede edebin olduğu, hatta o mertebedeki edebin çok daha önemli ve çok daha zor olduğunu düşünmek icab ediyor. Dolayısıyla her makamın kendine göre bir edebi vardır. Ahlak, o edebi tahsil içindir. Kişi o ahlaka riayet ederse edebi ayne’l-yakin olur. Allah’ın kendi edebinden giydirmesine de o sahanın edebi denir ki bu, hakka’l-yakin mertebesidir.

Allah Teala Erhamü’r-rahimin’dir, Resulullah Efendimiz Rahmeten li’l-alemin’dir. O’nun ‘merhametlilerin en merhametlisi’ ve Efendimiz’in de ‘alemlere rahmet’ oluşundan dolayı, ancak Latif sırrı ile bulunabilecek bu edebi Hazret-i Allah bizim zahir alemimize de göstermiştir. ‘Mekarim-i ahlak’ insanı doğrudan Allah’a vasıl eden ahlak demektir. Bu ahlakın zahiri ölçüleri bizim alemimizde Allah’ın rahmetiyle ayandır. Fakat bundan ibaret değildir.

Eğer bu idrak ile yürünürse mekarim-i ahlakla edep arasında fark yoktur, denilebilir. Ama “Edep sadece bu zahiri ölçülerden ibarettir.” denilirse o zaman edep ile mekarim-i ahlakı birbirinden zaten ayrılmış olur ki, o zaman bizler için bahşedilen yol anlaşılamaz. Bu, şuna benzer: Kur’an-ı Kerim’deki bir ayetin mealinde; “Senin Rabbin sırat-ı müstakim üzeredir” veya Resulullah için “Muhakkak Sen sırat-ı müstakim üzere gidiyorsun” deniyor. Allah için böyle bir şey söylenebilir mi? ‘Allah Teala sırat-ı müstakimde’ demek “Sırat-ı müstakimde olanları bizzat muhafaza etmek için Allah oradadır” demektir. Allah Resulü’nün sırat-ı müstakimde oluşuysa; “Resulullah, sırat-ı müstakimde bulunanlara rehberlik için o yoldadır” demektir. İkisi aynı şey değidir. Biz sırat-ı müstakime iletilmeyi dileriz ve Allah’tan hidayet isteriz. Ama Onlar o hidayeti gösteren zatlardır. Şimdi böyle bakıldığında, Allah Teala’nın ahlakı vardır, Resulullah Efendimiz’in de ahlakı vardır, müminlerin de ahlakı vardır.

Allah Teala’nın ahlakı haşa hilkatten gelen ahlak masında değildir. Kendi zatını tanıtmak için giydiği; zahiren anlamamız için bizlerin idraki için tenezzülen bahşettiği, beyan ettiği ahlakıdır. Ve bu ahlak, Allah Resulü’nün üzerine tıpatıp, birebir oturmuştur. Hazret-i Hasan bin Sabit’in(ra) söylediği gibi: “Sanki Allah’la başbaşa vermişsinde, Allah sana ahlakını öyle giydirmiş.” Şimdi bir kişi bu ahlakın, batıni alemden ve tamamen mana aleminden giydirilen ahlak olduğunu idrak ederse ve bu ahlakı, kendisine tenezzülen beyan edilen ahlak olarak kabul ederse, işte edebe, o ahlakın edebine kavuşmuştur. Fakat “Ben bunu taklid etmekle bu işi yaparım” diye düşünüyorsa, o zaten ta başından edepsizlik yapmıştır. Çünkü taklidle hakikat birbirinden ayrı şeylerdir.



Yazının devamı için tıklayınız



Aslıhan KETENCİOGLU
İstanbul, 28.06.2016




SON EKLENENLER
GÜNÜN AYETİ
Herkesin bir yönü vardır, ona döner. O halde hayırlarda yarışın. Nerede olursanız olun Allah sizi bir araya getirecektir. Allah her şeye güç yetirendir.
(BAKARA- 148)
ÖZLÜ SÖZLER
  • Ezeli ervahta nur-u Muhammedi ile beraber olmaya halvetilik denir.
  • Adem "ben hata yaptım beni bağışla " dedi, İblis ise" beni sen azdırdın" dedi ya sen!... sen ne diyorsun?
  • Edep, söz dinlemek ve gönle sahip olmaktır.
  • Güzelliğin zekatı iffet ve edeptir. (Hz. Ali)
  • Zeynel Abidin oğlu Muhammed Bakır'a "Ey oğul, fasıklarla cimrilerle yalancılarla sıla-i rahimi terk edenlerle arkadaşlık etme." diye buyurmuştur.
  • Kemalatın bir ölçüsü de halden şikayet etmemektir.
  • En güzel keramet gönlü masivadan arındırmaktır.
  • Alem-i Berzah insanın kendisidir.
  • Zahir ve batının karşılığı aşk-ı sübhandır.
  • Mutaşabih ayetler ledünidir.
  • Ölüm ve cehennem korkusu Hak'ka dost olmayanlar içindir.
  • Şartlanmalardan ve önyargılardan arınmadan kimse masum olamaz.
  • Uzlaşmak için bahane arayan düşman zıtlaşmak için bahane arayan dosttan daha iyidir.
  • Baki hakikatler fani merkezli inşa edilemez.
  • Her zorluğun çözümü sevgidir.
  • Allah var gayrı yok sevgi var dert yok.
  • Allah de ötesini bırak.
  • Sorunları erteleyen ve örten değil çözüm üretip sorunları çözen olmalıyız.
  • Kişinin irfanı kemalatı nispetinde şeytanı da nefsinin şiddetinde olur.
  • Kötü huylardan kurtulmanın en keskin yolu ilahi aşka yanmaktır.
  • Mücevherden sarraf olan anlar, başkası bilemez. Ne fark eder kör için elmas da bir, cam da bir. Eğer sana bakan kör ise sakın sen kendini cam sanma.(Mevlana)
  • Kendini oldum ve doğru zannedenler kendileri gibi düşünmeyenlerden rahatsız olurlar.
  • Eflatun'a dediler ki "Ne kadar çok çalışıyorsun". O da dedi ki "hayır ben sevdiğim işi yapıyorum"
  • Allah kuluna sevdirdiği her işi kuluna kolaylaştırır.
  • Kurtuluş hidayete tabi olanlar içindir. Selam olsun hidayete tabi olanlara.
  • Tevhid-i Ef-al meratibi ihvanın kendi gerçeğine seyir haritasıdır.
  • Kişi ilk önce kendisinin arifi olacak ki Rabbinin arifi olabilsin.
  • İnanmak başka şey, teslim ve tabii olmak başka şeydir.
  • Kalıcı dostluklar edinin.
  • İhvan gibi yaşa, gerisine karışma.
  • Mutlu insan başkalarının mutluluğu için yaşayandır.
  • İslam dini istişare esaslıdır.
  • Allah için affet, Allah için paylaş.
  • İhvanlığını işine göre değil, işini ihvanlığına göre ayarlayacaksın.
  • Kul, iradesini Allah’a teslim edendir.
  • Hakk'ı hatırladığımız unuttuğumuzdan fazla olsun.
  • "Olacağım" diyene engel yok, "olmayacağım" diyene bahane çok.
  • Ben merkezli değil, biz merkezli olun.
  • Dervişçe yaşamak, tevhitçe yaşamaktır.
  • Yaptığınızı azimle yapın, hırs ile yapmayın.
  • Kullukta devamlılık esastır.
  • Önce emin insan olmalıyız.
  • Derviş, halinden belli olmalıdır.
  • Beşeriyet kemalâtın hammaddesidir.
  • Mükemmeliyet istikamette daim olmaktır.
  • İnsanın cismi arza, ruhaniyeti semaya mensuptur.
  • Yaradılış farziyetimiz hakkı bilmektir.
  • Hakk'ı tanımanın ön şartı Resulûllah’ı tanımaktır.
  • İnsanın sırrında Allah’ın sonsuzluğu vardır.
  • Kulluğa bahane yok değer üreteceksiniz.
  • Şikayet, Mevla’ya hürmetsizliktir.
  • Kulluk adına yapmadıklarımıza hiçbir bahane geçerli olmayacak.
  • Bu âleme kavga için gelmedik.
  • Telkin öncelikle bizim nefsimize olmalıdır.
  • İnsan, Allah’ın sırrı Allah da insanın sırrıdır.
  • Varlığımızın sebebi zuhuru, Cenab-ı Resulûllah’tır.
  • Kullukta teslimiyet “Rağmen” olmalıdır.
  • Kazası olmayan tek şey hayatımızdır.
  • Sevgi dışındaki bütün hallerde zorluk vardır.
  • Nefsinde mevsimi hazan olanın, gönül mevsimi bahar, Ahireti bayram olur.
  • Hayat yaşamak, yaşamaksa sevmektir.
  • En güzel keramet istikamet üzere olmaktır.
  • Kişinin Rabbini tanıması için kendini tanıması lazım.
  • Hakk’ı ancak Mirat-ı Muhammet’ten görebiliriz.
  • İnsanı Hakk’ta sonsuzlaştıran ve yaşatan, sevgidir.
  • Sevgi bütün yaratılanların varoluş mayasıdır.
  • Sevgisiz olan her mekân ve mahâl mundardır.
  • Sevgi Allah için yanmak ve olmaktır.
  • Allah’ın ve Resulullah’ın sevgisi ile yanmayan gönül hamdır, ahlâttır.
  • Hakikat ehlinin sermayesi aşk-ı sübhandır.
  • Talepte kararlılık, kararlılıkta da sabır esastır.
  • Sabır, sadrın genişliği kadardır. Sadır genişliği ise; kabulümüz, sevgimiz kadardır.
  • Kamil insan demek;Bütün duygularda,düşüncede ruhta olgunlaşmış insan demektir.,
  • Dervişân, Mürşidinin eşiğinde sadık olduğu sürece, farkında olsa da olmasa da tekamül halindedir.
  • Kim ki Allah’ı ciddiye almaz ise; Allah o kimseyi ciddiye almaz.
  • Hakkı görmeyen gözler amadır.
  • Gayret olmadan kişinin ulaşacağı hiçbir âliyet olamaz.
  • Kendi gerçeğimize yol bulmak için arz üzerinde var olan bütün mevcudiyetten istifade edeceğiz.
  • Bu fırsat âleminin bir tekrarı daha yoktur.
  • Hiçbir oluşum kendi halinde, kendi başına müstakil değildir.
  • İhvan isek bir iddianın sahibiyiz demektir.
  • İhvanın kemâlâtı, olgunluğu, karşılaşmış olduğu olumsuz tecellilere verdiği tepkilerle ölçülür.
  • Kişi muhatabı ve müdahili olmadığı hiçbir meselenin şahidi olamaz.
  • Herkes kazanımlarını kayıplarını tespit etsin ki şuurlu bir hayat yaşayabilsin.
  • Birebir uyarılar insanı daha çok uyandırır.
  • Bütün canlılara dostça yakın olmalıyız.
  • Tekâmül için her anı yeniden yaşamak , her anın yeniden talibi olmak zorundayız.
  • Gayret etmeyen kişiden Kâmil insan olmaz.
  • Ehl-i talip bu Kâinatın özelidir, özetidir.
  • Kul, hizmeti kadardır. Kul, sevgisi kadardır, Kul hoş görebildiği kadardır. Kul feragat edebildiği kadardır. Kul paylaşabildiği kadardır.
  • Ehl-i ihvan’ın sevgisi Rabbi’nin sevgisi, meşguliyeti Rabbi’nin meşguliyeti olmalıdır.
  • Her an Rabbi ile meşgul olanın, muhatabı Rabbi olur.
  • Güzel bakmalı, güzel konuşmalı, güzel dinlemeliyiz.
  • Hayırları geciktirdiğimiz zaman şerre dönüşür. Şerleri geciktirdiğimiz zaman hayra dönüşür.
  • İhvanın irşad olmasının ön şartı teslimiyattır.
  • İlmen yâkinlik; bilmek ve kabul etmektir.
  • İhvan telkin edileni yaşadıktan sonra Hakkel yâkina ulaşır.
  • Kul, Rabbini ne kadar ciddiye alırsa, Rabbi’de onu o kadar ciddiye alır.
  • Rahman’ın sevgilisi olmak gönlü cenab-ı Resulullah’a yönetmek ve tabi olmakla orantılıdır.
  • İhvan, kendi özünde kâmil duruşa ulaşırsa, onda bir değil de nice esmanın açılımı, nice sıfatın inkişaf ve izhariyeti yaşanacaktır.
  • Dünkü gibi konuşan, dünkü gibi anlayan, dünkü gibi yaşayanın anı ve akibeti hüsrandır.
  • Ehli gönül olan, ,Resulullah’a ve Ehli Beyt’egönül veren Ehl-i İhvan’ın seyr-i sülüğü nefis merkezli akıl ile değil gönül merkezli akıl iledir.
  • İhvan, hayırda ve şerde damlayı derya mesafesinde görecek kadar Rabbini önemseyen olmalıdır.
  • Hakka vuslat, ancak aşk- sübhân ile olur.
  • Aşığın, sevgisinin sancısıyla uykularının kaçması lazım ki, orada aşktan söz edilebilsin.
  • Hayatla zıtlaşan değil hayatla uzlaşan olmalıyız.
  • Eğer kişi yarışacaksa hayırda yarışsın selâmda, yarışsın, paylaşmada hoş görüde affetmede yarışsın.
  • Kişi tercihinin neticesini yaşar.
  • İnsan, sevebildiği kadar, değer üretebildiği kadar insandır.
  • İhvan, arif olmalı ve gönlünü bütün olumsuzluklardan arındırmalıdır.
  • Herkes yaptıklarının neticesini yaşayacak.
  • Biz kulluğumuzu her gün yeniden yenilemeliyiz.
  • Üstünlük ancak takva ile sevgi iledir.
  • Allah hiçbir zaman abes ile iştigal etmez.
  • Her işte bizim için hikmet ve hayır vardır.
  • Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır.
  • Herkesin şeytanı, Cebrail’i, Mikail’i, İsrafil’i ve Azrail’i kendisiyle beraberdir.
  • Ehl-i ihvan demek arif olan, Hakk'a eren demektir.
  • Sevginin tezahürü ibadettir.
  • Eğer inanıyor, iman ediyor, seviyorsanız, yap denileni yapacak ve aksatmayacaksınız.
  • Sevenin ne gecesi ne gündüzü ne yorgunluğu ne bahanesi ne de mazereti olur.
  • Karşılaştığımız zorlukların tamamı tekâmül için ikrarımızı ispat içindir.
  • Bu âlem teşbih, tespit, tenzih, takdis ve şahadet âlemidir.
  • İnsanın Hak katında kadri, kıymeti sevgisi kadardır.
  • İnsan, yaşadığı zorluklar aşabildiği engeller kadar insandır.
  • Hiç zorluk, acı çekmeden, uğraş ve çaba sarf etmeden kimsenin başarıya ulaştığı görülmemiştir.
  • Hepimiz Allah’ın Resulûllah’ın ve Ehlibeyt’in aşkından muhabbetinden istifade edip Hakk’ta bakileşebilecek yetilere sahibiz.
  • İnsan, asliyeti kendisine unutturulmuş varlıktır.
  • Müsemmâ ehli olan için, isimler değişşe de asliyet değişmez.
  • Hiçbir güzelliği kendimize mal etmeden, bütün güzellikleri Rabbimizden bilmeliyiz.
  • Herkesin imtihanı iddiası kadar olur. Yani iddiası büyük olanın, imtihanı da büyük olur.
  • Kâinat, insan için, insana hizmet için halk edilmiştir.
  • Hayatın tamamı, kulluğun ve dostluğun talimidir.
  • Kişi bilgisinde değil yaşantısında kâmil insan olur.
  • Bizim yaşadıklarımız; tercihlerimizin, taleplerimizin ve dualarımızın neticesidir.
  • Mezheplerin farklı olması, dünya iklimlerinin, ırkların ve kültürlerin farklı olmasındandır.
  • İrfan mekteplerinin temelde aynı, detaylarda farklı farklı olması insanların, meşreplerinin farklı farklı olmasındandır.
  • Kimi takva ile kimi zikrullah ile, kimi hizmet ile, kimi de ibadet ile Hak rızasına ulaşmak ve kâmil insan olmak arzusundadır.
  • Din adına zıtlaşmalar, taraflaşmalar ve tefrikalar çıkarmak Rahman’ın ve Kuran’ın reddettiği duruşlardır.
  • Elin eksiğiyle uğraşan, kendi eksiğini hiçbir zaman göremez.
  • Biz bu âleme eksik tespit zabıtalığına gönderilmedik.
  • Âşık; mâşûkunu hususiyetle geceleyin, en çok yalnızlık halindeyken düşünür.
  • Geceleri ve seher vakti çok özeldir.
  • Dostluğun ilk şartı sevmektir. Fakat çıkarsız beklentisiz sevmektir.
  • Dost olmak, dostun her türlü yüküne katlanmaktır.
  • Bizim için yaşamak bir gündür, o da bugündür.
  • Kulluk adına yapmamız gereken ne varsa sabırla ve ihlâsla yapmalıyız.
  • Hak katında gıdalanmanın birinci esası, âdab-ı Muhammediye ve hakıkati Mahmudiye ile kıyam durmaktır.
  • Biz eyvallah tacını, ‘sensin’ tacını başımızdan, hiçlik hırkasını da eğnimizden hiçbir zaman çıkartmayacağız.
  • Bir damlanın hiçliğe ulaşması, onun deryaya düşmesiyle olur.
  • Bize ulaşan her tecellinin, Mevlâ'dan olduğunun bilincinde olalım ve rıza gösterelim.
  • Sakın tecellilerden kahreden, kederlenen olmayalım.
  • Tecellilerden şikayetçi olmak, kulun Rabbine olan saygısızlığıdır.
  • İhvan, hangi tecelli içinde olursa olsun, mutlaka güzel düşünmeli ve güzel değerlendirmelidir.
  • Edep ve âdap dışında nefes almayalım.
  • Biz, Cenâb-ı Resûlullah’ın vitrini olmalıyız.
  • Bütün nimetler ve âliyetler, gayret ve hizmet iledir.
  • Biz hangi hali yaşıyorsak bizim için hayırdır ve hikmetlidir.
  • Hikmete tabi olanlar hikmet ehli olurlar.
  • "Senin için Ya Rabbi" zevkiyle hayatı yaşayalım.
  • Huzur, ancak tevhid ile aşk ile sevgi ile Allah’a ve Resûlun’e yönelmek iledir.
  • Güzel ahlâk ve sevgi insanlığın omurgasıdır.
  • Her gününü son gün, her namazını son namaz, her muhabbetini son muhabbet gibi kabul eden kişinin yaşantısı Ehl-i ihvanca olur.
  • Büyük laf etmemeye çalışalım.Tevazu sahibi olalım.
  • Ehl-i Beyt olmak, hem nesebi hem de mezhebidir.
  • Ehl-i Beyt, Kur’an’ın ete kemiğe bürünmüş halidir.
  • Yaptığımız her şey kulluğumuzu ispat edercesine olmalıdır.
  • Halkı memnun etmek için Hakk'ı incitmeyelim.
  • Kemalat, hissedilen ilk nefesten son nefese kadar sadece Allah ve Resûl’u için say ve gayret etmektir.
  • Tevhid-i Ef-al hakikatin zübdesi, tevhidin nüvesidir.
  • Kullukta edebi olmayanın Hak’ta izzet bulması mümkün olamaz.
  • Hikmetleri seyretmenin tek şartı, tecellilere karşı sabırlı olmaktır.
  • Kişi yaşamış olduğu imtihanları aşabildiği kadar tekâmül etmiş olur.
  • Aslında bize zor gelen tecelliler, bizim için ikramdır.
  • Kulluğun esasında yap denileni yapıp sonucuna da razı olmak vardır.
  • Bütün kâinat, kişinin kendi hakikatine misaldir.
  • Öncelediğimiz Allah ve Resûl’u olmalı. Ertelediğimiz ise nefsimizin arzu ve istekleri olmalıdır..
  • Dervişi tekâmül ettirecek olan iştiyakı, kendine olan telkini, ve gayretindeki kararlılığıdır.
  • Her günü yaşamak, her günü diğer günden farklı bir alana taşımak için biz bugünün talebesiyiz.
  • Hatasını kabul edip hatasından dönen kul hayırlı kuldur.
  • Hedefi olmayanın istikameti de olmaz.
  • İhvan ne dünle ne de yarınla zaman kaybedecek sadece anını ve gününü değerlendirecek.
  • İhvanlık, halde örnek olmaktır.
  • Aile yaşantımızla, tecellilere olan tepkilerimizle, kişilerle olan ünsiyetimizle, her halimizle hele hele de ibadete olan düşkünlüğümüzle fark edilmeliyiz.
  • Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, Hak katında şerefli olamaz.
  • İbadet etmenin hoşnutluğunu yaşarken bu hoşnutluğu, ibadet etmeyenlere karşı bir üstünlük saymadan fail Allah'tır zevkiyle yaşamalıyız.
  • Kıyas, şeytani sıfatlardandır.
  • Karşımızda gördüğümüz eksikliği önce kendimizde tetkik etmeliyiz.
  • Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrine mürşitsiz yol bulamaz.
  • Baki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak Hak’ta ölüp Hak’ta dirilmektir.
  • Hayata ders veren değil de hayattan ders alan talip olmalıyız.
  • Anlayan ve öğrenen olmalıyız.
  • Anladığını genişleten, hayatına uyarlayan olmalıyız.
  • Tasavvuf önce şeriat-ı Muhammediye ile yaşanır.Sonra hakikat-ı Mahmûdiye ile hikmetler talim edilir.
  • Bir meselenin görevlisi olmak ayrı şeydir, gönüllüsü olmak ayrı şeydir.
  • Ehl-i ihvanla konuşularak halledilmeyecek hiçbir mesele olmamalıdır.
  • Hak dostları bir araya geldikleri zaman bakışmaları bile muhabbettir.
  • İhvanlığın dört ana esası vardır; ihlas, şecaat, cesaret ve cömertliktir.
  • Hayatın tamamında, her adımda, her bir nefeste; bir tuzak, bir imtihan vardır.
  • Gönül, Rahman ile coşarsa; kişi karşılaştığı her türlü tecelliye sabır ve tefekkür ile mukavemet gösterir.
  • İhvan, ne Dünya ne de ahiret beklentisi olmaksızın kulluğunu fi-sebilillah yaşamalıdır.
  • Kur’ân'ı öğrenmeye, okumaya, okutmaya, anlamaya ve yaşamaya çalışalım.
  • İslam, yap denileni yapmak; yapma denilenden uzak durmaktır.
  • Kulluğunu yarına erteleyenin Allah sevgisi yeterli değildir.
  • Tekâmül etmek için sürekli gayret halinde olmalıyız.
  • İnsana olan sevgisizlik Allah’a olan sevgisizliktir.
  • Allah’a vuslat ancak Aşk-ı sübhan ile olur.
  • Hak’ta bâki olabilmek için kayıtsız şartsız teslim olmalıyız.
  • Dilimizde zikrullah ile gönlümüzde her daim muhabbetullah ile inşa olmaya çalışmalıyız.
  • Şeriatın ihlâl olduğu yerde hakikat olmaz.
  • Her türlü tecelliden istifade edecek kadar arif,hiçbir zorluktan yılmayacak kadar da dirayetli olalım.
  • Arif olan baktığı her zerreden, karşılaştığı her tecelliden kendisine istikamet arar.
  • Ehl-i ihvan hatasında ve günahında ısrar etmeyen ve tövbesinde aceleci davranandır.
  • Âşık maşukundan gelen cefalardan haz duymazsa gerçek aşık olamaz.
  • Kendisindeki gayrilikten arınan insan için dışarıda ve içeride gayri olan hiçbir şey kalmaz.
  • Kişinin samimiyeti, sadakati ve sevgisi ona istikamet verir.
  • Bizden istenilen öncelikle safiyet, samimiyet ve sadakattir.
  • Ehl-i ihvan öyle bir kristalize olacak, safiyet kazanacak, kendi benliğinden öyle bir sıyrılıp latifleşecek, şeffaflaşacak, kendine ait bir renk zan düşünce ve duygu kalmayacak ki Allah’ın boyasıyla boyansın yani Resûlullah’ın haliyle hallenmiş olsun.
  • Gayret, kulluğun esasıdır.
  • Biz bildiklerimizle amel edelim. Bilmediklerimiz, bize bildirilecektir.
  • Her Ehl-i ihvan bulunduğu cemiyette fark edilmelidir.
  • Bizim sabrımıza, bize kötülük yapanların şahitlik etmesi lazım.
  • Asli maksadımız, nefsimizi ve Rabbimizi tanımaktır.
  • Gayret etmeyen kişiden kâmil insan olmaz.
  • İhvan, kendi hakikatine seyri sülük ederken hem dünyasını hem de ukbâsını saadete erdirmiş olur.
  • Muhabbetimiz Resûlullah’ın ve Ehl-i Beyt’in muhabbeti, davamız Hak davası olsun.
  • Eğer insan Rahman’ın aynası olacaksa yansıtıcılığının çok net,arı ve duru olması lazımdır.
  • Eğer bir olumsuzlukla, zorlukla karşılaşıyorsak, bu bizim olumsuzluluğumuzdandır.
  • Arz ve semada her ne olursa insan ile ilişkilidir.
  • Sözümüzün ilk müşterisi kendi kulağımız olmalıdır.
  • İslâm şahitlik ile başlar, şuhut ile yaşanır. Ve yine şahitlik ile kemal bulur.
  • Hangi başarı vardır ki uğraşsız gayretsiz ve gönülsüz zuhura gelsin.
  • Aşığın ölümü Hakk’ta vuslat, sonsuzluğa uyanmak ve sonsuzluğu yaşamak olur.
  • Artık etrafımızla ve kendimizle olan kavgamızı bitirip, sevgiyle nefes almanın gayretinde olmalıyız.
  • Kişinin kararlılığı tecellilere gösterdiği mukavemeti kadardır.
  • Aşık hep maşukundan söz etsinler, hep ondan konuşsunlar ister; zaten gayrı şeyler aşığı rahatsız eder.
  • Kişi mutmain olmadıkça kulluğunda, dostluğunda hep hüsrandadır.
  • Cemal aşıkları için gayri olan her şey haramdır.
  • Zikrin esası namazdır, muhabbetullahdır.
  • İhvan, hayatın tamamında Rahman’ın iradesi altında yaşamaya dikkat ve özen göstermelidir.
  • Her şeye rağmen seveceğiz
  • Her şeye rağmen hizmette gayretli olacağız
  • Kulluk, içinde Rabbi'nden başkasını bulundurmayan, gayrilerden boşalmış hiçlik makamıdır.
  • Hayatın ve kulluğun emanetçisi olduğumuzu, bu emaneti taşımamız ve ehline teslim etmemiz gerektiğini hatırdan çıkartmamalıyız.
  • Hayatı hep Hakkça yaşamanın gayretinde olmalıyız.
  • Hayat, bizi kullukta belirli bir kıvama taşımak içindir.
  • Kendine gafil olan, Allah’a arif olamaz.
  • Her varlık Hakk'tandır ve Hak ile kaimdir.
  • Bütün masivalardan arınmak, “ölmezden önce ölmek” Hak’ta ebed olmak; olağanüstü bir azim ve gayret ister.
  • Kişinin kararlılığı, cesareti, azmi ve sevgisi bir arada tekmil olursa; kişinin önünde aşamayacağı engel ve mâni olmaz.
  • Talibin âli ve en yüce değerlere ulaşabilmesi, Allah ve Resûlu’ne olan muhabbeti, sevgisi ile orantılıdır.
  • Hedefimiz ve gayemiz, bugün tevhid noktasında Allah’ı Resulullah’ı ve Ehl-i Beyt’i dünden daha farklı idrak etmek ve yaşamaktır.
  • Tevhid adına bize yapılan teklifatın tamamını yaşamak, bizi kendimize döndürmek ve kendi hakikatimizle tanıştırmak içindir.
  • Tevhid meratiplerindeki yaşam talimlerinin tamamı, bizi kendi ruh derinliğimizdeki iç potansiyelimizden istifade ettirmek adınadır.
  • İhvanın bilip, yapmak isteyip de yapamamasının sebebi kendisinde yetersiz olan kararlılığı, gayreti ve talebidir.
  • Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, mükerrem ve münevver olamaz.
  • Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrinde mürşitsiz yol kat edemez.
  • Kulluk adına yaşanılacak ne kadar âli değerler varsa, bunların tamamı ancak mürşid-i kâmilin nezaretinde ve refakatinde yaşanılabilir.
  • Bâki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak, Hakk’ta ölüp Hakk’ta dirilmektir.
  • Yaşadığımız ne tür olumsuzluk olursa olsun, bizim hedefimize olan iştiyâkımızı arttırmalıdır.
  • Her türlü olumluluk ve olumsuzluktan istifade eden olalım.
  • Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır.
  • İhvan, kendisini yargılayan, kendisini öz eleştiriye açık tutan ve kendini kemâle taşıyan olmalıdır.
  • İhvan, ancak telkin edilen hikmetli sözleri, hadisleri ve ayetleri yaşantısına uyarlayarak gayretinde istikamet bulabilir.
  • Kim hidayeti dilerse hidayete ulaşacak; kim hidayete ulaşmak istemezse Rahmân da ona hidayet etmeyecek.
  • İnancı olmayanın istikameti olmaz.
  • İnsan-ı asli Allah’ın aynasıdır.
  • Nurun olduğu yerde zulüm, dinin olduğu yerde kin, sevginin olduğu yerde nefret olmaz.
  • Ehl-i ihvan demek arif olan gerçeklere eren demektir.
  • Herkes tercihinden yönelişinden meyil ve rızasından sorumludur.
  • Nimete ulaşmak için mutlaka hizmete talip olmalıyız.
  • İhvan düşünmekle, keşfetmekle ve gayret ile kemâlat bulur.
  • “Rabbim” diyen için zaten zorluk yoktur.
  • Hedefi olmayanın istikameti de olmaz.
  • İslam, aslen teslim olmak ve selamet bulmaktır.
NAMAZ VAKİTLERİ