10 Aralık 2019
13 Rebiü'l-Ahir 1441
MENÜ
SOHBETLER HAZRET-İ MUHAMMED'IN
(S.A.V) HAYATI
SEVGİLİ PEYGAMBERİM KUR'AN-I KERİM İLMİHAL İSLAM VE TOPLUM 40 HADİS HADİS-İ ŞERİFLER OSMANLICA SÖZLÜK RÜYA TABİRLERİ BEBEK İSİMLERİ ABDÜLKADİR BİLGİLİ
(SEBATİ) DİVANI
NİYAZİ MISRİ DİVANI HİKMETLİ SÖZLER KUR'AN-I KERİM ÖĞRENİYORUM KUR'AN-I KERİM (SESLİ ve YAZILI) SESLİ ARŞİV İLAHİLER
İSLAM ve TASAVVUF
TASAVVUFUN TARİFLERİ TASAVVUFUN DOĞUŞU TASAVVUFUN ANADOLU'YA GİRİŞİ HALVETİLİĞİN TARİHİ HALVETİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ HALVETİLİĞİN TÜRK TOPLUMUNDAKİ YERİ HALVETİYYE SİLSİLESİ PİRLERİMİZİN HAYATLARI MEHMET ALİ İŞTİP (VAHDETİ) ABDÜLKADİR BİLGİLİ (SEBATİ) İBRAHİM GÜLMEZ(KANÂATÎ)
EHLİ - BEYT
EHL-İ BEYT KİMDİR? EHL-İ BEYTİ SEVMEK
RESÛLULLAH'I SEVMEKTİR
EHL-İ BEYT EMANETİ RESÛLULLAH'TIR EHL-İ BEYTİN HALİ NUH'UN GEMİSİ GİBİDİR EHL-İ BEYT OLMAK HEM NESEBİ HEMDE MEZHEBİDİR
ONİKİ İMAMLAR
HZ. İMAM ALİ K.A.V RA HZ. İMAM HASAN-I (MÜCTEBA) HZ. İMAM HÜSEYİN-İ (KERBELA) HZ. İMAM ZEYNEL ABİDİN HZ. İMAM MUHAMMED BAKIR HZ. İMAM CAFER-İ SADIK HZ. İMAM MUSA-İ KAZIM HZ. İMAM ALİYYUL RIZA HZ. İMAM MUHAMMED CEVAD (TAKİ) HZ. İMAM ALİ HADİ (NAKİ) HZ. İMAM HASAN’UL ASKERİ HZ. İMAM MUHAMMED MEHDİ






HABEŞİSTAN'A HİCRET


Günden güne artmakta olan müşrüklerin eza ve cefaları, müslümanlar için dayanılmaz bir hal almıştı. Peygamber Efendimiz Erkam'ın evinde ikamet etmeye başladıktan sonra bu eziyetler daha da arttı. Bu sebeple Resulullah, müslümanlardan isteyenlerin Habeşistan'a hicret etmelerine müsaade etti.

Müslümanlar ilk defa Miladi 615 yılında, Recep ayı içinde dördü kadın olmak üzere, 15 veya 16 kişi Habeşistan'a hicret ettiler. Bunların içinde Osman bin Affan ile ailesi Peygamberimizin kızı Rukiye de bulunuyordu. Bu hicreti haber alan müşrükler, arkalarından takipçi gönderdilerse de onları bulamadan geri döndüler. Bu hicret Habeşistan Necaşi si Ashame devrine rastlamaktadır.

Birinci Habeşistan hicretinden sonra Hz.Muhammed (SAV)'e Necm suresi indirildi. Oda bu sureyi Harem-i Şerif'e müşriklere okudu. Surenin içinde müşriklerin putlarından Lat, Uzza ve Menat'ında adları geçmekte idi. Surenin sonunda secde emredildiğinden Resulullah Efendimiz sureyi bitirince secde etti. Müşrikler de surede putların ismi geçtiğinden onunla birlikte secde ettiler. Bu olay neticesinde Mekkeliler toptan müslüman oldu diye asılsız bir söylenti çıktı. Bu söylenti Habeşistan'da da duyulunca orada bulunan müslümanlar geri döndüler. Ancak müşriklerin zulüm ve işkencelerinin daha da çoğaldığını görerek döndüklerine pişman oldular.

Miladi 616 senesinde (İslamiyetin 7 yılında) 100 kişi kadar bir islam kafilesi, Hz.Ali'nin ağabeyisi Cafer Tayyar'ın başkanlığında ikinci defa Habeşistan'a hicret ettiler. Kureyşliler İslamiyetin etrafa yayılmasından endişe ederek Habeşistan'a göç eden müslümanları geri almak üzere Habeş hükümdarına değerli hediyelerle birlikte elçiler gönderdiler. Hırıstiyan olan hükümdar müslümanlarla elçileri, huzurunda yüzleştirdi. Müslümanların başkanlığını yapmakta olan Cafer'i Tayyar, hükümdara islamiyetin esaslarını izah ettikten sonra Meryem suresini okudu. Bu ayetleri dinleyen hükümdar;

-”Allah'a yemin ederim ki bu kelamlar Hz.İsa'ya gelen sözlerle aynı kaynaktandır” diyerek Kureyş elçilerine müslümanları geri vermeyeceğini bildirdi. Daha sonra Habeş hükümdarı müslümanlarla uzun uzun konuşmalar yaptı. Bazı tarihçelerin beyanlarına göre hükümdar gizlice islamiyeti kabul etmiştir.

Hz.Hamza'nın Müslüman olması:

Hz.Muhammed (SAV)'in peygamberliğinin altıncı senesinde, bir gün Safa tepesinde otururken yanından geçen Ebu Cehil kendisine sövdü, fakat Peygamberimiz sukut etti. O gün ava gitmiş olan Hz.Hamza avdan dönüyordu. Olaya şahit bir cariye ona durumu haber verdi. Henüz İslamiyete girmemiş olmasına rağmen yeğenine hakaret edilmesine dayanamayan Hz.Hamze Kureyşlilerin toplandığı yere gitti.

-”Benim kerdeşimin oğluna söven ve hatırını inciten senmisin?” diyerek boynundaki yay ile Ebu Cehil'in başını yardı. Orada bulunanlar Ebu Cehil'e yardım etmek istediler. Fakat Ebu Cehil:

-”Dokunmayınız, Hamza'nın hakkı vardır. Gerçekten onun kardeşinin oğluna kötü sözler söyledim” dedi. Hamza'yı başından savdıktan sonra oradakilere;

-”Aman ona ilişmeyin, hiddetlenerek gider müslüman olur ve onunla müslümanlar dahada kuvvet bulurlar” diyerek öğüt verdi.Çünkü Hz.Hamza, Kureyş içinde sevilen, sayılan ve çok yiğit bir adamdı.

Ebu Cehil'den Peygamberimizin öcünü alan Hamza, Resulullah'ın huzuruna gelerek yaptıklarını ona anlattı ve onu teselli etmeye çalıştı. Hz.Muhammed(SAV) ise ona ancak iman edip müslüman olmasıyla memnun olup teselli bulacağını bildirmesi üzerine Hamza derhal kelimeyi şehadet getirerek müslüman oldu.

Hz.Ömer bin Hattab'ın Müslüman Olması:

Hz.Hamza'nın müslüman olmasıyla İslam dini oldukça kuvvetlendi. Bu işin sonunu fena gören Kureyş uluları toplanarak bir çare araştırırlar. Sonunda Ebu Cehil, Hz.Muhammed'i öldürmekten başka çare yoktur diyerek bunu yapacak olana büyük mükafatlar vaad etti. Hattab oğlu Ömer bu işi üzerine alarak kılıcını kuşanıp yola çıktı. Yolda Abdullah'ın oğlu Nuaym'a rastladı. Ömer'in niyetini anlayan Nuaym, ona nasihat ederek müşkül bir işe giriştiğini anlatmak isteyince Ömer hiddetlendi.

-”Öyle ise sen de onlardansın, önce senin işini bitirmeliyim” diyerek kılıcına el attı. Bunun üzerine Nuaym;

-”Ey Ömer! sen beni bırak ,kız kardeşin Fatıma ile kocası Zeyd oğlu Said'e bak,ikiside müslüman oldular” dedi.

Ömer önce bu söze inanmadı, fakat çok merak ettiğinden evvela eniştesi Said'in evine gitti. O sırada Said ile Fatıma evlerine davet ettikleri eshabdan Ered oğlu Habbab'dan,bir rivayete göre Taha, bir rivayete göre de Hadid suresini öğrenmekte idiler.Ömer evin önüne gelince onların sesini işitti. Şiddetle kapıyı çaldı. Ömer'in hiddetli bir halde geldiğini gören Said ile Fatıma, Kur'an sahifesini ortadan kaldırarak, Habbab'ı da bir köşeye saklayıp Ömer'i içeri aldılar.

Ömer:

-Okuduğunuz neydi?” diye bağırdı.

Eniştesi:

-”Bir şey yok” diye cevap verdi.

Ömer hiddetlenerek :

-”Demek işittiklerim doğruymuş” diyerek eniştesinin üzerine atıldı. Araya giren kız kardeşinin yüzüne bir tokat attı. Fatma'nın yüzünden kan akmaya başlayınca ,Ömer pişman oldu, öfkeside azaldı. Fatıma ona:

-”Ey Ömer! Niçin Allah'dan utanmazsın ben ve eşim müslüman olduk, senden korkmuyoruz, öldürsende yine dinimizden dönmeyiz” diyerek şahadet getirdi. Ömer ne yapacağını şaşırarak yumuşak bir hal aldı ve olduğu yere oturdu.

-”Hele şu okuduğunuzu getirin bana” dedi.

Kız kardeşi, Kur'an-ı Kerim sayfasını ona verdi. Taha veya Hadid suresinin ilk ayetlerinin yazılı olduğu sahifeyi Ömer, büyük bir ilgi ile okudu ve derin bir düşünceye daldı. Daha sonra kendini tutamayarak yüksek sesle şehadet getirdi. Bunu işiten Habbab, tekbir getirerek saklandığı yerden çıktı.

-”Wy Ömer! Hz.Peygamber, ”Yarab, bu dini Ebu Cehil veya Hattab oğlu Ömer ile aziz et” diye dua etmişti. Bu saadet sana nasib oldu”diyerek Ömer'e müjde verdi.Ömer;

-”Beni Resulullah'ın yanına götürün” dedi. O esnada Hz.Peygamber, Sefa semtinde Erkam'ın evinde idi. Habbab,Ömer'i alarak oraya götürdü. Ashabın Ömer'e emniyetli olmadığı için, bir kişi sağından bir kişi solundan tutarak Fahri Kainat Efendimizin huzuruna getirdiler.

Ömer'in iman etmesiyle müslümanların sayısı 40'a ulaştı. Hz.Ömer toplu halde Kabe-i Şerif'e giderek orada namaz kılmayı teklif etti. Hep birlikte Kabe'ye gittiler. Kureyşlilerin şaşkın bakışları arasında açıkça tekbir alarak, meydanda namaz kıldılar.(MS.616)

Resulullah ve Müslümanların muhasaraya alınmaları:

İslam dinin kuvvetlenmesi ve müslümanların günden güne çoğalmaları, Kureyşlileri telaşlandırmaya başladı. Resulullah ve müslümanlara karşı olan saldırgan tutumlarını daha da arttırdılar. Buna mukabil Haşimoğulları da ister müslüman olsun, ister olmasın, akrabalık gayreti güderek, başte Ebu Talib olmak üzere Peygamberimizi titizlikle koruyup himaye ediyorlardı. Bu durum karşısında islamiyetin yedinci yılının başında Kureyşliler, müslüman olsun veya olmasın, Haşimoğulları ile görüşmemeyi, konuşmamayı, alışveriş etmemeyi ve kız alıp vermemeyi kararlaştırarak, aralarında bir anlaşma yazıp Kabe'nin içine astılar Bu ahidname doğrultusunda hareket etmek üzere and içtiler. Böylece Haşimiler, Ebu Talib mahallesi üç yıl süreyle muhasaraya alındılar. Sadece Ebu Leheb, Haşimilerden olduğu halde müşrüklerle birleşerek, Peygamberimize ve Haşimilere eziyet etmeye devam etti.

Müslümanlar bu muhasara yıllarında çok açlık ve sıkıntı çektiler. Bazı küçük çocuklar gıdaksızlıktan öldü. Müslümanlar ihtiyaçlarını ancak kan dökülmesi haram olan dört ay içinde (Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep Ayında) temin etmye çalışıyorlardı.

İslamiyetin 8.senesinde Kureyş'den bazı kimseler,Peygamberimizden mucize olarak Ay'ın ikiye bölünmesini istediler.Resulu Ekrem'de dua etti ve Ay iki parça oldu. Orada bulunanların hepsi bunu gördüler, fakat yine de;

-”Bu da Muhammed'din sihirlerinden biridir” diyerek iman etmediler. Ancak Habib isminde bir kabile beyi bu mucize karşısında müslüman oldu.

Kureyş'ten bazı kişiler muhasara altındaki müslümanların ızdıraplarından üzülerek pişman oldular ve bu andlaşmanın kaldırılması için çareler aramaya başladılar. Aynı zamanda müşrüklerin ahidnamesini de bir böcek musallat olarak Hz.Allah'ın ismi şerefinden başka bütün yazıları yiyip yok etmişti. Hz.Peygamber bunu amcası Ebu Talib'e haber verdi. O da Kureyş'in toplandığı yere giderek duyduklarını onlara anlattı ve;

-”Eğer Muhammed'in sözü doru ise, sizde insaf edin aradaki ayrılığı kaldırın, eğer doğru çıkmazsa bende onu korumaktan vazgeçerim” dedi. Kureyşin büyükleri bu teklifi kabul ederek andlaşmayı getirdiler ve Ebu Talib'in sözlerinin doğru olduğunu görerek utandılar. Çoğunlukla andlaşmayı bozmaya karar vererek muhasarayı kaldırdılar.

Muhasaranın kaldırılmasından sekiz ay sonra, islamiyetin 10.yılında önce Ebu Talib, üçgün sonra da Hz.Hatice vefat ettiler.Ebu Talib son nefesinde bile Haşimoğullarına, Hz.Muhammed(SAV)'e bağlı kalmalarını ve onun sözünden çıkmamalarını vasiyet etti. Müşrikler ise Ebu Talib'in sağlığında yapamadıkları her türlü kötülüğü yapmaya başladılar.

Taif Yolculuğu:

Mekke'de kalmakla İslamiyet açısından fazla bir ilerleme kaydedilemiyeceğini gören Resulü Ekrem Efendimiz, Mekke dışındaki kabileleri İslama davet etmek için seyahetlere çıkmaya karar verdi. Evvela Zeyd bin Harise ile birlikte Taif'e gitti. Orada yaşayan Sakif kabilesinin büyüklerini İslama davet etti. Onlar ise İman etmedikleri gibi, Hz.Peygamber'e hakaretler ederek onu şehirden çıkana kadar halka taşlattılar. Fahri Kainat Efendimizin mübarek ayakları yara içinde kaldı. Ayakkabıları kanla doldu. Vücudunu Peygamberimize siper eden Zeyd'de bir çok yerlerinden yaralandı. Nihayet Rabia'nın oğulları Utbe ile Şeybe'nin yol üzerindeki bağına sığınarak Taiflilerin hücümundan kurtuldular. Resulu Ekrem'in hayatındaki en sıkıntılı ve ızdıraplı günü bu oldu. Buna rağmen hiçbir zaman kendine eza ve cefa edenlere karşı kin duymadı ve onlara beddua etmedi. Sadece Cenabı Allah'tan bütün müşrikler için hidayet ve onları İslamiyete davet konusunda kendisine güç bağlanmasını niyaz etti.

Resuullah (SAV) daha sonra Mekke'ye dönüş yolculuğuna başladı. Karn denilen yere geldiklerinde, Cenabı Hak Resulu Ekrem'e,kendisine eziyet eden kavmin cezalandırılması hakkında ne dilerse yapılacağını bildirdi. Fakat Muhammed(SAV) Cenabı Allah'tan o müşrük kavmi yok etmesi değil, onlardan müslüman bir nesil meydana getirmesini niyaz etti. Batn-ı Nahle denilen yerde tekrar konakladılar. Hz.Muhammed (SAV) burada Errahman suresini okurken kalabalık bir cin taifesi gelip onu dinlediler ve iman edip müslüman oldular.

Yolculuğa devam ederek Mekke'ye yaklaşan Cenab-ı Resuullah, Taif olayını da haber alan Mekke müşriklerinin kendisine daha şiddetli saldırılarda bulunabileceklerini biliyordu. Aynı zamanda henüz sayıca az olan müslümanlar ile müşrikler arasında herhangi bir şiddet olayına mahal vermemek için, Mekke'ye Kureyş'in hatırı sayılır büyüklerinden birinin himayesinde girmeyi uygun bularak Hira dağında konakladı. Adiyy oğlu Mut'ım'e haber gönderdi. Mut'ım müşrik olduğu halde Resulü Ekrem'in teklifini kabul ederek onu Mekke'ye getirdi ve bir müddet misafir ederek çocuklarıyla birlikte onu korudu. Mut'ım daha sonra Bedir savaşında müşrik olarak öldü.

Bu sırada Resulü ekrem Efendimiz, kocası Habeşistanda ölen Zem'a nın kerimesi Sevde validemiz ile Ebubekir R.A'nın kızı Aişe validemizi nikahladı.

Her yıl olduğu gibi Peygamberimiz, İslamiyetin 11.yılı olan o sene de etraftan gelen kabilelerle görüşmek üzere Mekke dışına çıktı. Akabe yakınlarında Medine halkından bir topluluğa rastladı. Onların Hazrec kabilesinden olduklarını öğrenen Resulü Ekrem Efendimiz onlara, bir müddet kendisini dinlemelerini teklif etti. (Peygamberimizi dedesi Abdülmuttalib'in annesi Selma hatun, bu Hazrec kabilesinin bir kolu olan Beni Neccar aşiretinden idi. Bu vesile ile Hz.Muhammed (SAV)'in Hazrec kabilesi ile akrabalığı bulunuyordu) Onlar da bu teklifi kabul ederek oturdular. Hz.Muhammed (SAV) onlara Kur'an okudu, islam dinini anlattı ve onları islam dinine davet etti. Daha önce kavimlerinin yaşlarından ve Medine'de yaşayan yahudi alimlerinden bir peygamber geleceğini defalarca işitmiş olan bu altı Medine'li hemen müslüman oldular.

Birinci Akabe Biatı:

Akabe'de müslüman olan altı Medineli Hac mevsiminin sonunda tekrar Medine'ye döndüler. Burada ki hemşerilerine İslam dinini anlatarak müslümanlığı yaymaya çalıştılar. Bu suretle İslam dini Hazrec ve Evs kabilelerinde yayılmaya başladı.

Bir yıl kadar sonra, Zerare'nin oğlu Esad'ın başkanlığında, on kişisi Hazrec, ikiside Evs kabilesinden olan oniki müslüman,Peygamberimiz ile görüşmek üzere Akabe'ye geldiler. Burada Resulullah ile görüşüp ona biat ettiler. Bu oniki kişi orada Allah'a şirk koçmayacaklarına, zina ve hırsızlık yapmayacaklarına, iftira etmeyeceklerine ve evlatlarını öldürmeyeceklerine dair söz verdiler. Daha sonra İslamiyeti yaymak üzere tekrar Medine'ye döndüler. Umeyr oğlu Mus'ab-ı, İslamiyeti ve Kur'an-ı öğretmesi için Peygamberimizin izni ile Medine'ye götürdüler.



İslamda İlk Uyanış
Ahmet KAYNAR



SON EKLENENLER
GÜNÜN AYETİ
Sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir. Ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
(SECDE - 9)
ÖZLÜ SÖZLER
  • Ezeli ervahta nur-u Muhammedi ile beraber olmaya halvetilik denir.
  • Adem "ben hata yaptım beni bağışla " dedi, İblis ise" beni sen azdırdın" dedi ya sen!... sen ne diyorsun?
  • Edep, söz dinlemek ve gönle sahip olmaktır.
  • Güzelliğin zekatı iffet ve edeptir. (Hz. Ali)
  • Zeynel Abidin oğlu Muhammed Bakır'a "Ey oğul, fasıklarla cimrilerle yalancılarla sıla-i rahimi terk edenlerle arkadaşlık etme." diye buyurmuştur.
  • Kemalatın bir ölçüsü de halden şikayet etmemektir.
  • En güzel keramet gönlü masivadan arındırmaktır.
  • Alem-i Berzah insanın kendisidir.
  • Zahir ve batının karşılığı aşk-ı sübhandır.
  • Mutaşabih ayetler ledünidir.
  • Ölüm ve cehennem korkusu Hak'ka dost olmayanlar içindir.
  • Şartlanmalardan ve önyargılardan arınmadan kimse masum olamaz.
  • Uzlaşmak için bahane arayan düşman zıtlaşmak için bahane arayan dosttan daha iyidir.
  • Baki hakikatler fani merkezli inşa edilemez.
  • Her zorluğun çözümü sevgidir.
  • Allah var gayrı yok sevgi var dert yok.
  • Allah de ötesini bırak.
  • Sorunları erteleyen ve örten değil çözüm üretip sorunları çözen olmalıyız.
  • Kişinin irfanı kemalatı nispetinde şeytanı da nefsinin şiddetinde olur.
  • Kötü huylardan kurtulmanın en keskin yolu ilahi aşka yanmaktır.
  • Mücevherden sarraf olan anlar, başkası bilemez. Ne fark eder kör için elmas da bir, cam da bir. Eğer sana bakan kör ise sakın sen kendini cam sanma.(Mevlana)
  • Kendini oldum ve doğru zannedenler kendileri gibi düşünmeyenlerden rahatsız olurlar.
  • Eflatun'a dediler ki "Ne kadar çok çalışıyorsun". O da dedi ki "hayır ben sevdiğim işi yapıyorum"
  • Allah kuluna sevdirdiği her işi kuluna kolaylaştırır.
  • Kurtuluş hidayete tabi olanlar içindir. Selam olsun hidayete tabi olanlara.
  • Tevhid-i Ef-al meratibi ihvanın kendi gerçeğine seyir haritasıdır.
  • Kişi ilk önce kendisinin arifi olacak ki Rabbinin arifi olabilsin.
  • İnanmak başka şey, teslim ve tabii olmak başka şeydir.
  • Kalıcı dostluklar edinin.
  • İhvan gibi yaşa, gerisine karışma.
  • Mutlu insan başkalarının mutluluğu için yaşayandır.
  • İslam dini istişare esaslıdır.
  • Allah için affet, Allah için paylaş.
  • İhvanlığını işine göre değil, işini ihvanlığına göre ayarlayacaksın.
  • Kul, iradesini Allah’a teslim edendir.
  • Hakk'ı hatırladığımız unuttuğumuzdan fazla olsun.
  • "Olacağım" diyene engel yok, "olmayacağım" diyene bahane çok.
  • Ben merkezli değil, biz merkezli olun.
  • Dervişçe yaşamak, tevhitçe yaşamaktır.
  • Yaptığınızı azimle yapın, hırs ile yapmayın.
  • Kullukta devamlılık esastır.
  • Önce emin insan olmalıyız.
  • Derviş, halinden belli olmalıdır.
  • Beşeriyet kemalâtın hammaddesidir.
  • Mükemmeliyet istikamette daim olmaktır.
  • İnsanın cismi arza, ruhaniyeti semaya mensuptur.
  • Yaradılış farziyetimiz hakkı bilmektir.
  • Hakk'ı tanımanın ön şartı Resulûllah’ı tanımaktır.
  • İnsanın sırrında Allah’ın sonsuzluğu vardır.
  • Kulluğa bahane yok değer üreteceksiniz.
  • Şikayet, Mevla’ya hürmetsizliktir.
  • Kulluk adına yapmadıklarımıza hiçbir bahane geçerli olmayacak.
  • Bu âleme kavga için gelmedik.
  • Telkin öncelikle bizim nefsimize olmalıdır.
  • İnsan, Allah’ın sırrı Allah da insanın sırrıdır.
  • Varlığımızın sebebi zuhuru, Cenab-ı Resulûllah’tır.
  • Kullukta teslimiyet “Rağmen” olmalıdır.
  • Kazası olmayan tek şey hayatımızdır.
  • Sevgi dışındaki bütün hallerde zorluk vardır.
  • Nefsinde mevsimi hazan olanın, gönül mevsimi bahar, Ahireti bayram olur.
  • Hayat yaşamak, yaşamaksa sevmektir.
  • En güzel keramet istikamet üzere olmaktır.
  • Kişinin Rabbini tanıması için kendini tanıması lazım.
  • Hakk’ı ancak Mirat-ı Muhammet’ten görebiliriz.
  • İnsanı Hakk’ta sonsuzlaştıran ve yaşatan, sevgidir.
  • Sevgi bütün yaratılanların varoluş mayasıdır.
  • Sevgisiz olan her mekân ve mahâl mundardır.
  • Sevgi Allah için yanmak ve olmaktır.
  • Allah’ın ve Resulullah’ın sevgisi ile yanmayan gönül hamdır, ahlâttır.
  • Hakikat ehlinin sermayesi aşk-ı sübhandır.
  • Talepte kararlılık, kararlılıkta da sabır esastır.
  • Sabır, sadrın genişliği kadardır. Sadır genişliği ise; kabulümüz, sevgimiz kadardır.
  • Kamil insan demek;Bütün duygularda,düşüncede ruhta olgunlaşmış insan demektir.,
  • Dervişân, Mürşidinin eşiğinde sadık olduğu sürece, farkında olsa da olmasa da tekamül halindedir.
  • Kim ki Allah’ı ciddiye almaz ise; Allah o kimseyi ciddiye almaz.
  • Hakkı görmeyen gözler amadır.
  • Gayret olmadan kişinin ulaşacağı hiçbir âliyet olamaz.
  • Kendi gerçeğimize yol bulmak için arz üzerinde var olan bütün mevcudiyetten istifade edeceğiz.
  • Bu fırsat âleminin bir tekrarı daha yoktur.
  • Hiçbir oluşum kendi halinde, kendi başına müstakil değildir.
  • İhvan isek bir iddianın sahibiyiz demektir.
  • İhvanın kemâlâtı, olgunluğu, karşılaşmış olduğu olumsuz tecellilere verdiği tepkilerle ölçülür.
  • Kişi muhatabı ve müdahili olmadığı hiçbir meselenin şahidi olamaz.
  • Herkes kazanımlarını kayıplarını tespit etsin ki şuurlu bir hayat yaşayabilsin.
  • Birebir uyarılar insanı daha çok uyandırır.
  • Bütün canlılara dostça yakın olmalıyız.
  • Tekâmül için her anı yeniden yaşamak , her anın yeniden talibi olmak zorundayız.
  • Gayret etmeyen kişiden Kâmil insan olmaz.
  • Ehl-i talip bu Kâinatın özelidir, özetidir.
  • Kul, hizmeti kadardır. Kul, sevgisi kadardır, Kul hoş görebildiği kadardır. Kul feragat edebildiği kadardır. Kul paylaşabildiği kadardır.
  • Ehl-i ihvan’ın sevgisi Rabbi’nin sevgisi, meşguliyeti Rabbi’nin meşguliyeti olmalıdır.
  • Her an Rabbi ile meşgul olanın, muhatabı Rabbi olur.
  • Güzel bakmalı, güzel konuşmalı, güzel dinlemeliyiz.
  • Hayırları geciktirdiğimiz zaman şerre dönüşür. Şerleri geciktirdiğimiz zaman hayra dönüşür.
  • İhvanın irşad olmasının ön şartı teslimiyattır.
  • İlmen yâkinlik; bilmek ve kabul etmektir.
  • İhvan telkin edileni yaşadıktan sonra Hakkel yâkina ulaşır.
  • Kul, Rabbini ne kadar ciddiye alırsa, Rabbi’de onu o kadar ciddiye alır.
  • Rahman’ın sevgilisi olmak gönlü cenab-ı Resulullah’a yönetmek ve tabi olmakla orantılıdır.
  • İhvan, kendi özünde kâmil duruşa ulaşırsa, onda bir değil de nice esmanın açılımı, nice sıfatın inkişaf ve izhariyeti yaşanacaktır.
  • Dünkü gibi konuşan, dünkü gibi anlayan, dünkü gibi yaşayanın anı ve akibeti hüsrandır.
  • Ehli gönül olan, ,Resulullah’a ve Ehli Beyt’egönül veren Ehl-i İhvan’ın seyr-i sülüğü nefis merkezli akıl ile değil gönül merkezli akıl iledir.
  • İhvan, hayırda ve şerde damlayı derya mesafesinde görecek kadar Rabbini önemseyen olmalıdır.
  • Hakka vuslat, ancak aşk- sübhân ile olur.
  • Aşığın, sevgisinin sancısıyla uykularının kaçması lazım ki, orada aşktan söz edilebilsin.
  • Hayatla zıtlaşan değil hayatla uzlaşan olmalıyız.
  • Eğer kişi yarışacaksa hayırda yarışsın selâmda, yarışsın, paylaşmada hoş görüde affetmede yarışsın.
  • Kişi tercihinin neticesini yaşar.
  • İnsan, sevebildiği kadar, değer üretebildiği kadar insandır.
  • İhvan, arif olmalı ve gönlünü bütün olumsuzluklardan arındırmalıdır.
  • Herkes yaptıklarının neticesini yaşayacak.
  • Biz kulluğumuzu her gün yeniden yenilemeliyiz.
  • Üstünlük ancak takva ile sevgi iledir.
  • Allah hiçbir zaman abes ile iştigal etmez.
  • Her işte bizim için hikmet ve hayır vardır.
  • Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır.
  • Herkesin şeytanı, Cebrail’i, Mikail’i, İsrafil’i ve Azrail’i kendisiyle beraberdir.
  • Ehl-i ihvan demek arif olan, Hakk'a eren demektir.
  • Sevginin tezahürü ibadettir.
  • Eğer inanıyor, iman ediyor, seviyorsanız, yap denileni yapacak ve aksatmayacaksınız.
  • Sevenin ne gecesi ne gündüzü ne yorgunluğu ne bahanesi ne de mazereti olur.
  • Karşılaştığımız zorlukların tamamı tekâmül için ikrarımızı ispat içindir.
  • Bu âlem teşbih, tespit, tenzih, takdis ve şahadet âlemidir.
  • İnsanın Hak katında kadri, kıymeti sevgisi kadardır.
  • İnsan, yaşadığı zorluklar aşabildiği engeller kadar insandır.
  • Hiç zorluk, acı çekmeden, uğraş ve çaba sarf etmeden kimsenin başarıya ulaştığı görülmemiştir.
  • Hepimiz Allah’ın Resulûllah’ın ve Ehlibeyt’in aşkından muhabbetinden istifade edip Hakk’ta bakileşebilecek yetilere sahibiz.
  • İnsan, asliyeti kendisine unutturulmuş varlıktır.
  • Müsemmâ ehli olan için, isimler değişşe de asliyet değişmez.
  • Hiçbir güzelliği kendimize mal etmeden, bütün güzellikleri Rabbimizden bilmeliyiz.
  • Herkesin imtihanı iddiası kadar olur. Yani iddiası büyük olanın, imtihanı da büyük olur.
  • Kâinat, insan için, insana hizmet için halk edilmiştir.
  • Hayatın tamamı, kulluğun ve dostluğun talimidir.
  • Kişi bilgisinde değil yaşantısında kâmil insan olur.
  • Bizim yaşadıklarımız; tercihlerimizin, taleplerimizin ve dualarımızın neticesidir.
  • Mezheplerin farklı olması, dünya iklimlerinin, ırkların ve kültürlerin farklı olmasındandır.
  • İrfan mekteplerinin temelde aynı, detaylarda farklı farklı olması insanların, meşreplerinin farklı farklı olmasındandır.
  • Kimi takva ile kimi zikrullah ile, kimi hizmet ile, kimi de ibadet ile Hak rızasına ulaşmak ve kâmil insan olmak arzusundadır.
  • Din adına zıtlaşmalar, taraflaşmalar ve tefrikalar çıkarmak Rahman’ın ve Kuran’ın reddettiği duruşlardır.
  • Elin eksiğiyle uğraşan, kendi eksiğini hiçbir zaman göremez.
  • Biz bu âleme eksik tespit zabıtalığına gönderilmedik.
  • Âşık; mâşûkunu hususiyetle geceleyin, en çok yalnızlık halindeyken düşünür.
  • Geceleri ve seher vakti çok özeldir.
  • Dostluğun ilk şartı sevmektir. Fakat çıkarsız beklentisiz sevmektir.
  • Dost olmak, dostun her türlü yüküne katlanmaktır.
  • Bizim için yaşamak bir gündür, o da bugündür.
  • Kulluk adına yapmamız gereken ne varsa sabırla ve ihlâsla yapmalıyız.
  • Hak katında gıdalanmanın birinci esası, âdab-ı Muhammediye ve hakıkati Mahmudiye ile kıyam durmaktır.
  • Biz eyvallah tacını, ‘sensin’ tacını başımızdan, hiçlik hırkasını da eğnimizden hiçbir zaman çıkartmayacağız.
  • Bir damlanın hiçliğe ulaşması, onun deryaya düşmesiyle olur.
  • Bize ulaşan her tecellinin, Mevlâ'dan olduğunun bilincinde olalım ve rıza gösterelim.
  • Sakın tecellilerden kahreden, kederlenen olmayalım.
  • Tecellilerden şikayetçi olmak, kulun Rabbine olan saygısızlığıdır.
  • İhvan, hangi tecelli içinde olursa olsun, mutlaka güzel düşünmeli ve güzel değerlendirmelidir.
  • Edep ve âdap dışında nefes almayalım.
  • Biz, Cenâb-ı Resûlullah’ın vitrini olmalıyız.
  • Bütün nimetler ve âliyetler, gayret ve hizmet iledir.
  • Biz hangi hali yaşıyorsak bizim için hayırdır ve hikmetlidir.
  • Hikmete tabi olanlar hikmet ehli olurlar.
  • "Senin için Ya Rabbi" zevkiyle hayatı yaşayalım.
  • Huzur, ancak tevhid ile aşk ile sevgi ile Allah’a ve Resûlun’e yönelmek iledir.
  • Güzel ahlâk ve sevgi insanlığın omurgasıdır.
  • Her gününü son gün, her namazını son namaz, her muhabbetini son muhabbet gibi kabul eden kişinin yaşantısı Ehl-i ihvanca olur.
  • Büyük laf etmemeye çalışalım.Tevazu sahibi olalım.
  • Ehl-i Beyt olmak, hem nesebi hem de mezhebidir.
  • Ehl-i Beyt, Kur’an’ın ete kemiğe bürünmüş halidir.
  • Yaptığımız her şey kulluğumuzu ispat edercesine olmalıdır.
  • Halkı memnun etmek için Hakk'ı incitmeyelim.
  • Kemalat, hissedilen ilk nefesten son nefese kadar sadece Allah ve Resûl’u için say ve gayret etmektir.
  • Tevhid-i Ef-al hakikatin zübdesi, tevhidin nüvesidir.
  • Kullukta edebi olmayanın Hak’ta izzet bulması mümkün olamaz.
  • Hikmetleri seyretmenin tek şartı, tecellilere karşı sabırlı olmaktır.
  • Kişi yaşamış olduğu imtihanları aşabildiği kadar tekâmül etmiş olur.
  • Aslında bize zor gelen tecelliler, bizim için ikramdır.
  • Kulluğun esasında yap denileni yapıp sonucuna da razı olmak vardır.
  • Bütün kâinat, kişinin kendi hakikatine misaldir.
  • Öncelediğimiz Allah ve Resûl’u olmalı. Ertelediğimiz ise nefsimizin arzu ve istekleri olmalıdır..
  • Dervişi tekâmül ettirecek olan iştiyakı, kendine olan telkini, ve gayretindeki kararlılığıdır.
  • Her günü yaşamak, her günü diğer günden farklı bir alana taşımak için biz bugünün talebesiyiz.
  • Hatasını kabul edip hatasından dönen kul hayırlı kuldur.
  • Hedefi olmayanın istikameti de olmaz.
  • İhvan ne dünle ne de yarınla zaman kaybedecek sadece anını ve gününü değerlendirecek.
  • İhvanlık, halde örnek olmaktır.
  • Aile yaşantımızla, tecellilere olan tepkilerimizle, kişilerle olan ünsiyetimizle, her halimizle hele hele de ibadete olan düşkünlüğümüzle fark edilmeliyiz.
  • Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, Hak katında şerefli olamaz.
  • İbadet etmenin hoşnutluğunu yaşarken bu hoşnutluğu, ibadet etmeyenlere karşı bir üstünlük saymadan fail Allah'tır zevkiyle yaşamalıyız.
  • Kıyas, şeytani sıfatlardandır.
  • Karşımızda gördüğümüz eksikliği önce kendimizde tetkik etmeliyiz.
  • Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrine mürşitsiz yol bulamaz.
  • Baki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak Hak’ta ölüp Hak’ta dirilmektir.
  • Hayata ders veren değil de hayattan ders alan talip olmalıyız.
  • Anlayan ve öğrenen olmalıyız.
  • Anladığını genişleten, hayatına uyarlayan olmalıyız.
  • Tasavvuf önce şeriat-ı Muhammediye ile yaşanır.Sonra hakikat-ı Mahmûdiye ile hikmetler talim edilir.
  • Bir meselenin görevlisi olmak ayrı şeydir, gönüllüsü olmak ayrı şeydir.
  • Ehl-i ihvanla konuşularak halledilmeyecek hiçbir mesele olmamalıdır.
  • Hak dostları bir araya geldikleri zaman bakışmaları bile muhabbettir.
  • İhvanlığın dört ana esası vardır; ihlas, şecaat, cesaret ve cömertliktir.
  • Hayatın tamamında, her adımda, her bir nefeste; bir tuzak, bir imtihan vardır.
  • Gönül, Rahman ile coşarsa; kişi karşılaştığı her türlü tecelliye sabır ve tefekkür ile mukavemet gösterir.
  • İhvan, ne Dünya ne de ahiret beklentisi olmaksızın kulluğunu fi-sebilillah yaşamalıdır.
  • Kur’ân'ı öğrenmeye, okumaya, okutmaya, anlamaya ve yaşamaya çalışalım.
  • İslam, yap denileni yapmak; yapma denilenden uzak durmaktır.
  • Kulluğunu yarına erteleyenin Allah sevgisi yeterli değildir.
  • Tekâmül etmek için sürekli gayret halinde olmalıyız.
  • İnsana olan sevgisizlik Allah’a olan sevgisizliktir.
  • Allah’a vuslat ancak Aşk-ı sübhan ile olur.
  • Hak’ta bâki olabilmek için kayıtsız şartsız teslim olmalıyız.
  • Dilimizde zikrullah ile gönlümüzde her daim muhabbetullah ile inşa olmaya çalışmalıyız.
  • Şeriatın ihlâl olduğu yerde hakikat olmaz.
  • Her türlü tecelliden istifade edecek kadar arif,hiçbir zorluktan yılmayacak kadar da dirayetli olalım.
  • Arif olan baktığı her zerreden, karşılaştığı her tecelliden kendisine istikamet arar.
  • Ehl-i ihvan hatasında ve günahında ısrar etmeyen ve tövbesinde aceleci davranandır.
  • Âşık maşukundan gelen cefalardan haz duymazsa gerçek aşık olamaz.
  • Kendisindeki gayrilikten arınan insan için dışarıda ve içeride gayri olan hiçbir şey kalmaz.
  • Kişinin samimiyeti, sadakati ve sevgisi ona istikamet verir.
  • Bizden istenilen öncelikle safiyet, samimiyet ve sadakattir.
  • Ehl-i ihvan öyle bir kristalize olacak, safiyet kazanacak, kendi benliğinden öyle bir sıyrılıp latifleşecek, şeffaflaşacak, kendine ait bir renk zan düşünce ve duygu kalmayacak ki Allah’ın boyasıyla boyansın yani Resûlullah’ın haliyle hallenmiş olsun.
  • Gayret, kulluğun esasıdır.
  • Biz bildiklerimizle amel edelim. Bilmediklerimiz, bize bildirilecektir.
  • Her Ehl-i ihvan bulunduğu cemiyette fark edilmelidir.
  • Bizim sabrımıza, bize kötülük yapanların şahitlik etmesi lazım.
  • Asli maksadımız, nefsimizi ve Rabbimizi tanımaktır.
  • Gayret etmeyen kişiden kâmil insan olmaz.
  • İhvan, kendi hakikatine seyri sülük ederken hem dünyasını hem de ukbâsını saadete erdirmiş olur.
  • Muhabbetimiz Resûlullah’ın ve Ehl-i Beyt’in muhabbeti, davamız Hak davası olsun.
  • Eğer insan Rahman’ın aynası olacaksa yansıtıcılığının çok net,arı ve duru olması lazımdır.
  • Eğer bir olumsuzlukla, zorlukla karşılaşıyorsak, bu bizim olumsuzluluğumuzdandır.
  • Arz ve semada her ne olursa insan ile ilişkilidir.
  • Sözümüzün ilk müşterisi kendi kulağımız olmalıdır.
  • İslâm şahitlik ile başlar, şuhut ile yaşanır. Ve yine şahitlik ile kemal bulur.
  • Hangi başarı vardır ki uğraşsız gayretsiz ve gönülsüz zuhura gelsin.
  • Aşığın ölümü Hakk’ta vuslat, sonsuzluğa uyanmak ve sonsuzluğu yaşamak olur.
  • Artık etrafımızla ve kendimizle olan kavgamızı bitirip, sevgiyle nefes almanın gayretinde olmalıyız.
  • Kişinin kararlılığı tecellilere gösterdiği mukavemeti kadardır.
  • Aşık hep maşukundan söz etsinler, hep ondan konuşsunlar ister; zaten gayrı şeyler aşığı rahatsız eder.
  • Kişi mutmain olmadıkça kulluğunda, dostluğunda hep hüsrandadır.
  • Cemal aşıkları için gayri olan her şey haramdır.
  • Zikrin esası namazdır, muhabbetullahdır.
  • İhvan, hayatın tamamında Rahman’ın iradesi altında yaşamaya dikkat ve özen göstermelidir.
  • Her şeye rağmen seveceğiz
  • Her şeye rağmen hizmette gayretli olacağız
  • Kulluk, içinde Rabbi'nden başkasını bulundurmayan, gayrilerden boşalmış hiçlik makamıdır.
  • Hayatın ve kulluğun emanetçisi olduğumuzu, bu emaneti taşımamız ve ehline teslim etmemiz gerektiğini hatırdan çıkartmamalıyız.
  • Hayatı hep Hakkça yaşamanın gayretinde olmalıyız.
  • Hayat, bizi kullukta belirli bir kıvama taşımak içindir.
  • Kendine gafil olan, Allah’a arif olamaz.
  • Her varlık Hakk'tandır ve Hak ile kaimdir.
  • Bütün masivalardan arınmak, “ölmezden önce ölmek” Hak’ta ebed olmak; olağanüstü bir azim ve gayret ister.
  • Kişinin kararlılığı, cesareti, azmi ve sevgisi bir arada tekmil olursa; kişinin önünde aşamayacağı engel ve mâni olmaz.
  • Talibin âli ve en yüce değerlere ulaşabilmesi, Allah ve Resûlu’ne olan muhabbeti, sevgisi ile orantılıdır.
  • Hedefimiz ve gayemiz, bugün tevhid noktasında Allah’ı Resulullah’ı ve Ehl-i Beyt’i dünden daha farklı idrak etmek ve yaşamaktır.
  • Tevhid adına bize yapılan teklifatın tamamını yaşamak, bizi kendimize döndürmek ve kendi hakikatimizle tanıştırmak içindir.
  • Tevhid meratiplerindeki yaşam talimlerinin tamamı, bizi kendi ruh derinliğimizdeki iç potansiyelimizden istifade ettirmek adınadır.
  • İhvanın bilip, yapmak isteyip de yapamamasının sebebi kendisinde yetersiz olan kararlılığı, gayreti ve talebidir.
  • Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, mükerrem ve münevver olamaz.
  • Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrinde mürşitsiz yol kat edemez.
  • Kulluk adına yaşanılacak ne kadar âli değerler varsa, bunların tamamı ancak mürşid-i kâmilin nezaretinde ve refakatinde yaşanılabilir.
  • Bâki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak, Hakk’ta ölüp Hakk’ta dirilmektir.
  • Yaşadığımız ne tür olumsuzluk olursa olsun, bizim hedefimize olan iştiyâkımızı arttırmalıdır.
  • Her türlü olumluluk ve olumsuzluktan istifade eden olalım.
  • Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır.
  • İhvan, kendisini yargılayan, kendisini öz eleştiriye açık tutan ve kendini kemâle taşıyan olmalıdır.
  • İhvan, ancak telkin edilen hikmetli sözleri, hadisleri ve ayetleri yaşantısına uyarlayarak gayretinde istikamet bulabilir.
  • Kim hidayeti dilerse hidayete ulaşacak; kim hidayete ulaşmak istemezse Rahmân da ona hidayet etmeyecek.
  • İnancı olmayanın istikameti olmaz.
  • İnsan-ı asli Allah’ın aynasıdır.
  • Nurun olduğu yerde zulüm, dinin olduğu yerde kin, sevginin olduğu yerde nefret olmaz.
  • Ehl-i ihvan demek arif olan gerçeklere eren demektir.
  • Herkes tercihinden yönelişinden meyil ve rızasından sorumludur.
  • Nimete ulaşmak için mutlaka hizmete talip olmalıyız.
  • İhvan düşünmekle, keşfetmekle ve gayret ile kemâlat bulur.
  • “Rabbim” diyen için zaten zorluk yoktur.
  • Hedefi olmayanın istikameti de olmaz.
  • İslam, aslen teslim olmak ve selamet bulmaktır.
NAMAZ VAKİTLERİ