16 Ekim 2019
17 Safer 1441
MENÜ
SOHBETLER HAZRET-İ MUHAMMED'IN
(S.A.V) HAYATI
SEVGİLİ PEYGAMBERİM KUR'AN-I KERİM İLMİHAL İSLAM VE TOPLUM 40 HADİS HADİS-İ ŞERİFLER OSMANLICA SÖZLÜK RÜYA TABİRLERİ BEBEK İSİMLERİ ABDÜLKADİR BİLGİLİ
(SEBATİ) DİVANI
NİYAZİ MISRİ DİVANI HİKMETLİ SÖZLER KUR'AN-I KERİM ÖĞRENİYORUM KUR'AN-I KERİM (SESLİ ve YAZILI) SESLİ ARŞİV İLAHİLER
İSLAM ve TASAVVUF
TASAVVUFUN TARİFLERİ TASAVVUFUN DOĞUŞU TASAVVUFUN ANADOLU'YA GİRİŞİ HALVETİLİĞİN TARİHİ HALVETİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ HALVETİLİĞİN TÜRK TOPLUMUNDAKİ YERİ HALVETİYYE SİLSİLESİ PİRLERİMİZİN HAYATLARI MEHMET ALİ İŞTİP (VAHDETİ) ABDÜLKADİR BİLGİLİ (SEBATİ) İBRAHİM GÜLMEZ(KANÂATÎ)
EHLİ - BEYT
EHL-İ BEYT KİMDİR? EHL-İ BEYTİ SEVMEK
RESÛLULLAH'I SEVMEKTİR
EHL-İ BEYT EMANETİ RESÛLULLAH'TIR EHL-İ BEYTİN HALİ NUH'UN GEMİSİ GİBİDİR EHL-İ BEYT OLMAK HEM NESEBİ HEMDE MEZHEBİDİR
ONİKİ İMAMLAR
HZ. İMAM ALİ K.A.V RA HZ. İMAM HASAN-I (MÜCTEBA) HZ. İMAM HÜSEYİN-İ (KERBELA) HZ. İMAM ZEYNEL ABİDİN HZ. İMAM MUHAMMED BAKIR HZ. İMAM CAFER-İ SADIK HZ. İMAM MUSA-İ KAZIM HZ. İMAM ALİYYUL RIZA HZ. İMAM MUHAMMED CEVAD (TAKİ) HZ. İMAM ALİ HADİ (NAKİ) HZ. İMAM HASAN’UL ASKERİ HZ. İMAM MUHAMMED MEHDİ






HAKKIMIZDA


Değerli dostlar! Bizler turuk-i aliyyenin Halveti yolcularıyız. Bizlere intikal eden bu yolun başlangıç noktası, nübüvvet nurunun son halkası, hâtem-ül enbiyâ ve cümle varlığın bânisi Muhammet Mustafa (s.a.v) Efendimiz; nübüvvet ilminin kapısı, şah-ı velayet Ali Efendimize, marifetullahı ve nur-u tevhidi, hikmetleriyle, tevdi ve telkin etmiştir.

Şah-ı velayet İmam-ı Ali (k.a.v), varlıkların bânisi Resûlullah Efendimizden talim ettikleri bu velayet yolunu, ilimlerini On iki imamlar ile kendilerinden sonraki nesillere ve kuşaklara aynı keyfiyetle telkin ve inâbe ile nakletmiştir.

Böylece sır ve nurlu yolunun, edeb erkânı, ilâhî nurları, esmaları, esrarı, eşyanın hakikati, zâhir ve ledüniyet bütünlüğünde, aynı esrarıyla aynı keyfiyetle, gününüze kadar intikal etmiştir. Ve biiznillâh ebediyete kadar da tekâmül ederek devam edecektir.

Her yolun, her cemaatın, her mezhebin ve tarikatın kendine has birtakım âdâp ve değerleri vardır. Bu manada Halvetilik de bu özellikleriyle diğer cemaat ve tarikatlardan ayırt edilmekte ve bu özellikleri ile tanınmaktadır. Halveti yoluna mahsus bu özellikleri özetle ifade edecek olursak;

Halvetilik yolu; velayetin ve ledün ilminin kapısı olan Hz. İmamı Ali (k.a.v) Efendimizden, Şeriat-ı Muhammedî ve hakikat-ı Muhammedî bütünlüğünde vâris-i nebiler ve vâris-i enbiyalar ile günümüze kadar intikalen gelmektedir.

Cenâb-ı fahr-i kâinat efendimize verilen kevserin sonsuzluk halkaları; Ali-abâsıdır ve o Ehlibeyt’e dahil olanlardır. Cenâb-ı Resûlullah Efendimiz bir hadis-i şerifinde: “Ehlibeytimin hali Nuh’un gemisine benzer. Bu gemiye binenler kurtuluşa ulaşırlar.” diye buyurmuştur. Fahr-i kâinat Efendimiz veda hutbesinde: “Sizlere iki emanet bırakıyorum: biri Kur’an-ı Kerim diğeri Ehlibeytimdir. Bunlara sıkı sarılırsanız, necat bulursunuz.” diye buyurmuştur. Bu noktada manen, evlad-ı Resûl olanların bir tamamı kevser soyunun devamlılığına halkadırlar.

Dolayısı ile Halvetilik; günümüzde birçok kolları ve dalları olan tarikat-ı aliyedir. Muhammedî bir yoldur. Manen evlad-ı Resûl yoludur. Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda aktif rol alan bir tarikattır. Osmanlı Devleti'nin birçok padişahı ve vezirleri bu tarikatın müntesibi olmuşlardır. Bilhassa yükselme devrinin padişahları, Halveti mürşitlerinden kumandan olarak yanlarında bulundurmuşlardır. İslamın başta balkanlara olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinde yayılmasında Halveti meşayihlerinin rolü büyük olmuştur.

Halveti yolu geçmişteki gibi günümüzde de toplumun her kesiminin ilgisini çekmektedir. Dünya Müslüman toplulukları arasında gerek makam ve mevki sahiplerinden gerekse geniş halk kitlelerinden, sanatçı, sanatkâr, vasıflı ve vasıfsız her statüdeki insanın ilgi ile takip ettikleri, nurlu bir yoldur, Halvetilik.

Bu bakımdan Halveti yolu; tarihi seyri açısından, geçmişteki bütün özelliklerini korumuş ve günümüzde de aynen devam ettirmiştir. Aradan geçen yüzyıllar boyunca çizgisinden hiç sapmadığı, köküne ve aslına titizlikle bağlı ve sadık kaldığı, günümüzdeki uygulamalarından da anlaşılmaktadır.

Halvetilik; bulunduğu toplumla ve pozitif ilimle zıtlaşmayan, aksine bilime ve teknolojiye önem veren, müntesiplerine vatanperverliği, dirliği, birliği, sevgiyi telkin ve tavsiye eden bir yoldur. Halveti tarikatı devletinin yanında olup devlete muhalif olduğu hiç görülmemiştir. Zira vatanı, bayrağı ve özgürlüğü olmayanın ne ezanı ne de dini olur. Hadis-i Şerifte de buyrulan 'hubbul vatan minel iman (vatan sevgisi imandandır)' gerçeğini kendilerine şiar edinmişlerdir. Bugün de böyledir.

Hz. Ali efendimiz: “Çocuklarınızı onların gelecek zamanına göre yetiştirin." diye buyurmuştur. Hadis-i şerifte Cenâb-ı Resûlullah Efendimiz de ‘‘İki günü müsavi olan hüsrandadır’ diye buyurmakla insanlığa çağdaşlığı değişerek tekamül etmeyi ve ebediyete göre hazırlanmayı telkin etmiştir.

Halvetilik, bu manada, insanlık ailesini yaradılış hilkatinde kardeş bilmeyi ve Yunus'un deyimi ile yaratılanı yaratandan ötürü sevmeyi, kinden, adavetten, hasetten, tefrikadan uzak durmayı, ülkemize ve insanlığa faydalı olmayı, ilke edinmiştir. Halvetilik'in Müslüman kitleler ve aydınlar arasında, yaygın ve kolayca kabul görmesi de yolun önemine binâendir.

Halvetilik, tarihi akışı içerisinde çok sayıda şube ve kollara ayrılmış olduğundan, Ehlullah Halvetiliğe önce ''tarikat kuluçkası'' daha sonra da ''tarikat fabrikası'' deyimini kullanmıştır. Bu manada kollarının hayli fazla olması da halvetiliğin özelliklerinden biridir. Bu kutlu yolda çok sayıda ''Pirler'' yetişmiştir ve her bir Pir de dünya coğrafyasının çeşitli bölgelerinde insanların irşadına vesile olmuşlardır.

Halvet-i Ramazanî yolumuzda, Kur’an ve sünnet ışığında, ahkâm-ı şeriatı ihlal ve ihmal etmeden zâhir-bâtın bütünlüğünde nur-u tevhidi azami ölçüde yaşamaya gayret gösterilir. Tevhid meclisimizin merkezinde, hakikat ve insan sentezi ön plandadır. Bu tevhid meclislerinde Hakk-el yakînlık, nur-u tevhid olarak talim edilerek, kâmil ve veli insanlar yetiştirilir.

Bu manevi yolculuğumuzda; 'el ele, el Hakk'a' prensibi ile din-i İslam’ı celili, arif olarak yaşayabilmek, ehl-i Hakk, ehl-i gönül insanların yetişmesi ve yetiştirilmesine vesile olabilmek esas alınmıştır.

Yegane gayemiz; tevhidi zâhir-bâtın bütünlüğünde talim edip yaşayabilmektir. Dilimizi maleyaneden susturmak Allah'a olan itirazlardan kurtarmak ve ‘Mutu kable ente muti’ sırrını yaşayabilmektedi. Kendimizi ve Rabbimizi tanımak kulluğumuzu gönüllülük ve adanmışlık tadında yaşayabilmektir. Gayemiz; varlığımızı Hakk’a tevhid edebilmek ve Hakk’ta ebed olabilmektir.

Halvetiliğin; diğer bir açıdan, yeni nesillere, kâmil birer kul olmalarını sağlamaktan, onlara kulluk bilincini vermek, onların ilahi rızaya ermelerini sağlamaktan, dini, ahlâki, züht ve takva hayatını yaşamak ve yaşatmaktan, Allah'ın marifetine ermelerini sağlamaktan başka bir gayesi olmamıştır.

Cenâb-ı Resûlullah Efendimizden günümüze gelene kadar bir çok veli,kâmil insan bu nurlu yolda yetişmiş ve insanlığa hizmet etmiştir. Halvetiler, devlete ve ümmeti Muhammede hizmeti ibadet telakki etmişlerdir. Fahr-i Kainat Efendimiz’e, Kur’an’a ve Ehlibeyt’e sıkı sıkıya bağlılık göstermişlerdir.

Halvet; tenhada yalnız kalma, bir manada da Rabb ile beraber olma halidir. Halkın içinde Hakk'la olma halidir. Bu yolun müntesipleri, dini vecibelere ve sünnet-i Resûlullah’a hizmet etmeyi, himmet ve hidayet vesilesi kabul etmişlerdir.

Halvetilik, tarihi süreçte insanoğlunun madde ve mana bütünlüğünün esasını temin ederek, İslam dininin, ruhbanlığı reddetme olgusu içinde kişiyi Rabbine yakın kılmıştır.

Geçmişte dünyanın hemen her kıtasında, bölgesinde ve beldesinde Halveti yolu müntesiplerine ve her yerde Halveti mensublarına rastlanabilmekteydi. Bu yolda yetişen veliler vasıtasıyla Halveti tarikatı Azerbaycan, Hicaz bölgesi, Fas, Tunus, Cezayir, o zamanlar Diyar-ı Rum diye tabir edilen Anadolu ve Rumeli’de, hâsılı dünyanın hemen her coğrafyasında yayılmış durumdaydı.

Günümüzde de bu kutlu Halveti yolunun, Türkiye’nin hemen her vilayetinde, yer yer kasaba ve köylere kadar, çeşitli Avrupa ülkelerinde, Avustralya Kıtasında Asya kıtasının Pakistan ve benzeri çeşitli ülkelerinde yayılmış durumda olduğu ve dünyada hemen her beldede, Halveti mensuplarına rastlamanın mümkün olduğu görülmektedir.

Halveti yolunda ''Esma-i Seb'a'' zikri esası vardır. Bunların birincisi: “lâ ilâhe illallah” kelime-i tevhid'dir. Bu yolda kelime-i tevhid’den sonra sırasıyla; Allah, Hu, Hakk, Hay, Kayyum, Kahhar esma-i şerifleriyle Halveti zikri tamamlanmış olmaktadır. Bununla birlikte erkânımızda küllî varlığın hakikati olan “illallah” gerçeği; tevhid talimi olarak zâhir-bâtın bütünlüğünde, yedi meratibde de talim edilmektedir. Bunlar sırasıyla tevhid-i ef’al, tevhid-i sıfat, tevhid-i zat, tevhid-i cem, hazret’ül cem, cem’ül cem ve ahâdiyet makamatıdır. Tarihin akışı içerisinde Halveti zikrindeki bu yedi esmanın esası, aynen korunmuş ve aynı minval üzere yüzyıllar boyu aynı şekilde devam ettirilmiştir.

Halvetiliğin, tarikatlar içerisinde velayet kuvvetinin kudsiyetiyle müstesna bir yeri vardır. Genel manada, İslam’da tarikatların ve tasavvufun, yaygınlaşmasında birçok sebep ve hikmetler vardır. Hadis-i kutside Cenâb-ı Hakk ''Gizli bir hazine idim, bilinmekliğimi murat ettim; âlemleri ve insanları yarattım.'' diye buyurmaktadır.

Bizlere de bu tevhid ocağında Hakk’ı bilmenin ve bulmanın talimi, seyr-i sülûk yoluyla yaşatılıyor. Sonsuz kudret, kâinatta her şeyi bir sebepler zincirine bağlamıştır. Ayet-i kerimede Resûlullah Efendimizin lisanından "Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tâbi olun" diye buyrulmaktadır.( Bkz. Âli İmrân,31 ) Günümüzde ise tâbi olmayı ancak vâris-i nebilerde talim ederek yaşayabiliriz.(Bkz. Kehf 65-66) Dolayısıyla günümüzün suffa mektepleri yani irfan merkezleri de bunun içindir.

: Bu yolların farklılıkları ise insanların algılarının, fıtratlarının ve meşreplerinin farklılığındandır. Bu manada herkesin aynı yönde irşada müsait olmadığındandır. Hakk’a giden yolların ekol farklılığı ise Rabbimizin bizlere olan imtiyazından kerem ve merhametindendir.

Yolumuz; Allah'ın Kitabına, Resûlullah'ın sünnetine, Evliyaullah’ın adetlerine ve Ümmetin icmasına dayalı ve ehl-i sünnet vel-cemaat yoluna mensup ilm-i ledün yoludur, ilm-i tasavvuf yoludur. Yolumuz halveti yolunun, Ramazanî koludur.

Halveti tarikatının, Anadolu'ya yayılmasında Hz. Pir-i sâni Seyid Yahya Şirvani'nin yetiştirmiş olduğu üç yüzü aşkın halifenin, büyük rolü vardır. Erzincan'da Hz. Pir Muhammed Bahaüddin-i Erzincanî, Kayseri'de Şeyh İbrahim Kâmil Tacettin-i Kayserî gibi, birçok pirler yetişmiştir. Daha sonraları Marmara'ya intikal eden kutlu yol, Hazreti Şeyh Yiğitbaşı Veli tarafından bütün Marmara ve Ege bölgelerinde yaygın bir halvetiye anlayışı oluşturmuştur.

Yiğitbaşı Veli Ahmet Şemsettini Marmaravî, geliştirdiği ve yeni bir ekol kazandırdığından kendi adıyla anılan Ahmediye kolu piri olarak anılır. Birçok gönül adamı yetiştirmiş ve yurdun birçok yerine insanı kamiller kazandırmıştır.

Zaman içinde Halvetilik, halk tarafından çok rağbet görmüş ve yaygınlaşmıştır. Yiğitbaş Hazretleri'nin virdleri, Anadolu'da, Rumeli'de ve bütün Osmanlı Hükümdarlığı'nda okunur. Hazretin kemâli bütün bağlılarına ulaşır ve her yeni günün seherinde vird-i settar talim edilerek hayatiyet kazanır.

Dervişlerin mana hayatı şekillenir. Silsiley-i âliye taşkın bir sel gibi en ücra köşelere bile ulaşır ve aşıkana can bahşeder. Bu seyr ü sefer Karahisar’da Ramazan-ı Mahfî'ye ulaşır. Halk arasında Ramazan Dede diye tanınan Hazret-i pir, Yiğitbaşı Veli'nin deruhte ettiği yolun bağlılarından olmakla beraber zaman içinde kendi ekolünü geliştirmiştir.

Pirimiz Ramazani Mahfî Hazretleri, bağlılarına, dervişlerine son derece düşkün, alçak gönüllü, cömert, mütevazi bir velidir. Kendisi, dervişlerinin yetişmesi için bütün gücüyle gayret etmiştir. Evlatlarına, bir muhabbetinde: “Evlatlarım, sizler bu ümmetin fedailerisiniz. Bir ve beraber olun, aranıza gölge dahi sokmayın. Gölgesi olanın aslı da olur, o yüzden elleriniz ve gönülleriniz ayrı düşmesin. Sizin sermayeniz yokluk ve zikrullahtır.’’ diye buyurduğu rivayet edilir.

‘’Rabıtanızdan ayrılmayın; çünkü rabıtasız ibadet makbul olmaz. Gördüğünüz zuhûratları zayi etmeyin. Zuhûrat nübüvetin kırkta biridir. Halkın içinde hafî, halka-i Vahdet’de de cehrî zikri ihmal etmeyin.” diyerek rabıta, zikir ve kardeşliğin önemini dile getirmiştir. İşte bu kutlu silsile günümüze kadar hiç bozulmadan gelmiştir. Yakın tarihe baktığımızda bu gibi manevi şahsiyetlerin günümüze uzanan takipçileri insan-ı kâmillerin, Halvetiliği, tevhidin esaslarını insanlara aktardıklarını müşahede ediyor ve yaşamaya çalışıyoruz,

Ramazanî Mahfî Hazretleri'nin seceresinden zuhûra gelen Mehmet Ali Vahdetî Hazretlerinin manevi nezaretinde postnişin olarak yetişen Abdülkadir Sebâtî Sinopî Hazretleri, gönüllerde gizleninceye kadar nur-u tevhidin müsemmasını ve inceliklerini müntesiplerinin gönüllerine işlemiş ve talim ettirmiştir.

Sultan Abdülkadir Sinopî hazretleri tam bir Ehlibeyt âşığı, engin gönüllü, mümtaz bir şahsiyetti. Müntesiplerine Ehlibeyti sevdiren, Ehlibeytçe yaşamalarını telkin ve talim ettiren, merhum aziz üstadımızın ve bütün piranın himmet ve sevgileri üzerimize daim olsun.

Abdülkadir Sebâtî hazretleri yetiştirdiği İbrahim Kanâatî Gümülcinevî Hazretlerinde gördüğü istidat üzerine kendisine halifelik yetkisini tevdi etmiştir. İbrahim Kanâatî Hazretleri, hayatı ve yaşantısı sade ve gösterişsiz, âli kadir bir şahsiyetti. Tavsiyelerinde hep sevgiyi esas alır, sevgisiz ve inançsız toplumların, mutlu ve başarılı olamayacağını anlatırdı.

Günümüze kadar taşınan bu kutlu Muhammedî tasavvuf yolu, başta Cenâb-ı Resûlullah’ın şefaati, pirlerimizin himmet ve niyazlarıyla arzu ettikleri şekilde başta İzmir, Trabzon ve İstanbul olmak üzere Türkiye'nin ve Avrupa'nın çeşitli bölgelerinde devam etmektedir.

Rabbim, bütün ihvanımıza ve insanlığa hayırlar versin. Devletimize, ümmet-i Muhammed’e ve insanlık ailesine dirlik, birlik ihsan eylesin.

Mevlâ’m bizleri ilm-i hakikat ile inşa olanlardan eylesin. Ehlibeyt’in sevgisinde sadık ve hizmetinde hâdim olanlardan eylesin.

Rabbim, cümlemizin yar ve ayanı olsun.

Ebedi saadetler niyazı ile aşkı yaratana emanet olun.



Halvetiyiz biz erenler
Nişansızlık nişanımız
Soyumuz İbrahim soyu
Muhammed pirimiz bizim

Aşkta kararımız Hak’tır
Hakça nazarımız çoktur
Aşktan özge menzil yoktur
Sermayemiz aşktır bizim

İbrahim’dir tevhid eri
Gönüldür Allah’ın yeri
Şahı merdan aşkın seri
Aşktır pazarımız bizim

Dert alırız dert satarız
Canı canana sunarız
Aşkı Yunusça yaşarız
Matabımız Hak’tır bizim

SEBATİ’mdir pazar açan
Himmetini arza saçan
Kâh gizlenip kâh açılan
Hak’tır ayanımız bizim


Ali BEKTAŞ
15.03.2012 İstanbul


SON EKLENENLER
GÜNÜN AYETİ
Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik. Mûsâ ona, “Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?” dedi.
(Bkz. Kehf, 65-66)
ÖZLÜ SÖZLER
  • Ezeli ervahta nur-u Muhammedi ile beraber olmaya halvetilik denir.
  • Adem "ben hata yaptım beni bağışla " dedi, İblis ise" beni sen azdırdın" dedi ya sen!... sen ne diyorsun?
  • Edep, söz dinlemek ve gönle sahip olmaktır.
  • Güzelliğin zekatı iffet ve edeptir. (Hz. Ali)
  • Zeynel Abidin oğlu Muhammed Bakır'a "Ey oğul, fasıklarla cimrilerle yalancılarla sıla-i rahimi terk edenlerle arkadaşlık etme." diye buyurmuştur.
  • Kemalatın bir ölçüsü de halden şikayet etmemektir.
  • En güzel keramet gönlü masivadan arındırmaktır.
  • Alem-i Berzah insanın kendisidir.
  • Zahir ve batının karşılığı aşk-ı sübhandır.
  • Mutaşabih ayetler ledünidir.
  • Ölüm ve cehennem korkusu Hak'ka dost olmayanlar içindir.
  • Şartlanmalardan ve önyargılardan arınmadan kimse masum olamaz.
  • Uzlaşmak için bahane arayan düşman zıtlaşmak için bahane arayan dosttan daha iyidir.
  • Baki hakikatler fani merkezli inşa edilemez.
  • Her zorluğun çözümü sevgidir.
  • Allah var gayrı yok sevgi var dert yok.
  • Allah de ötesini bırak.
  • Sorunları erteleyen ve örten değil çözüm üretip sorunları çözen olmalıyız.
  • Kişinin irfanı kemalatı nispetinde şeytanı da nefsinin şiddetinde olur.
  • Kötü huylardan kurtulmanın en keskin yolu ilahi aşka yanmaktır.
  • Mücevherden sarraf olan anlar, başkası bilemez. Ne fark eder kör için elmas da bir, cam da bir. Eğer sana bakan kör ise sakın sen kendini cam sanma.(Mevlana)
  • Kendini oldum ve doğru zannedenler kendileri gibi düşünmeyenlerden rahatsız olurlar.
  • Eflatun'a dediler ki "Ne kadar çok çalışıyorsun". O da dedi ki "hayır ben sevdiğim işi yapıyorum"
  • Allah kuluna sevdirdiği her işi kuluna kolaylaştırır.
  • Kurtuluş hidayete tabi olanlar içindir. Selam olsun hidayete tabi olanlara.
  • Tevhid-i Ef-al meratibi ihvanın kendi gerçeğine seyir haritasıdır.
  • Kişi ilk önce kendisinin arifi olacak ki Rabbinin arifi olabilsin.
  • İnanmak başka şey, teslim ve tabii olmak başka şeydir.
  • Kalıcı dostluklar edinin.
  • İhvan gibi yaşa, gerisine karışma.
  • Mutlu insan başkalarının mutluluğu için yaşayandır.
  • İslam dini istişare esaslıdır.
  • Allah için affet, Allah için paylaş.
  • İhvanlığını işine göre değil, işini ihvanlığına göre ayarlayacaksın.
  • Kul, iradesini Allah’a teslim edendir.
  • Hakk'ı hatırladığımız unuttuğumuzdan fazla olsun.
  • "Olacağım" diyene engel yok, "olmayacağım" diyene bahane çok.
  • Ben merkezli değil, biz merkezli olun.
  • Dervişçe yaşamak, tevhitçe yaşamaktır.
  • Yaptığınızı azimle yapın, hırs ile yapmayın.
  • Kullukta devamlılık esastır.
  • Önce emin insan olmalıyız.
  • Derviş, halinden belli olmalıdır.
  • Beşeriyet kemalâtın hammaddesidir.
  • Mükemmeliyet istikamette daim olmaktır.
  • İnsanın cismi arza, ruhaniyeti semaya mensuptur.
  • Yaradılış farziyetimiz hakkı bilmektir.
  • Hakk'ı tanımanın ön şartı Resulûllah’ı tanımaktır.
  • İnsanın sırrında Allah’ın sonsuzluğu vardır.
  • Kulluğa bahane yok değer üreteceksiniz.
  • Şikayet, Mevla’ya hürmetsizliktir.
  • Kulluk adına yapmadıklarımıza hiçbir bahane geçerli olmayacak.
  • Bu âleme kavga için gelmedik.
  • Telkin öncelikle bizim nefsimize olmalıdır.
  • İnsan, Allah’ın sırrı Allah da insanın sırrıdır.
  • Varlığımızın sebebi zuhuru, Cenab-ı Resulûllah’tır.
  • Kullukta teslimiyet “Rağmen” olmalıdır.
  • Kazası olmayan tek şey hayatımızdır.
  • Sevgi dışındaki bütün hallerde zorluk vardır.
  • Nefsinde mevsimi hazan olanın, gönül mevsimi bahar, Ahireti bayram olur.
  • Hayat yaşamak, yaşamaksa sevmektir.
  • En güzel keramet istikamet üzere olmaktır.
  • Kişinin Rabbini tanıması için kendini tanıması lazım.
  • Hakk’ı ancak Mirat-ı Muhammet’ten görebiliriz.
  • İnsanı Hakk’ta sonsuzlaştıran ve yaşatan, sevgidir.
  • Sevgi bütün yaratılanların varoluş mayasıdır.
  • Sevgisiz olan her mekân ve mahâl mundardır.
  • Sevgi Allah için yanmak ve olmaktır.
  • Allah’ın ve Resulullah’ın sevgisi ile yanmayan gönül hamdır, ahlâttır.
  • Hakikat ehlinin sermayesi aşk-ı sübhandır.
  • Talepte kararlılık, kararlılıkta da sabır esastır.
  • Sabır, sadrın genişliği kadardır. Sadır genişliği ise; kabulümüz, sevgimiz kadardır.
  • Kamil insan demek;Bütün duygularda,düşüncede ruhta olgunlaşmış insan demektir.,
  • Dervişân, Mürşidinin eşiğinde sadık olduğu sürece, farkında olsa da olmasa da tekamül halindedir.
  • Kim ki Allah’ı ciddiye almaz ise; Allah o kimseyi ciddiye almaz.
  • Hakkı görmeyen gözler amadır.
  • Gayret olmadan kişinin ulaşacağı hiçbir âliyet olamaz.
  • Kendi gerçeğimize yol bulmak için arz üzerinde var olan bütün mevcudiyetten istifade edeceğiz.
  • Bu fırsat âleminin bir tekrarı daha yoktur.
  • Hiçbir oluşum kendi halinde, kendi başına müstakil değildir.
  • İhvan isek bir iddianın sahibiyiz demektir.
  • İhvanın kemâlâtı, olgunluğu, karşılaşmış olduğu olumsuz tecellilere verdiği tepkilerle ölçülür.
  • Kişi muhatabı ve müdahili olmadığı hiçbir meselenin şahidi olamaz.
  • Herkes kazanımlarını kayıplarını tespit etsin ki şuurlu bir hayat yaşayabilsin.
  • Birebir uyarılar insanı daha çok uyandırır.
  • Bütün canlılara dostça yakın olmalıyız.
  • Tekâmül için her anı yeniden yaşamak , her anın yeniden talibi olmak zorundayız.
  • Gayret etmeyen kişiden Kâmil insan olmaz.
  • Ehl-i talip bu Kâinatın özelidir, özetidir.
  • Kul, hizmeti kadardır. Kul, sevgisi kadardır, Kul hoş görebildiği kadardır. Kul feragat edebildiği kadardır. Kul paylaşabildiği kadardır.
  • Ehl-i ihvan’ın sevgisi Rabbi’nin sevgisi, meşguliyeti Rabbi’nin meşguliyeti olmalıdır.
  • Her an Rabbi ile meşgul olanın, muhatabı Rabbi olur.
  • Güzel bakmalı, güzel konuşmalı, güzel dinlemeliyiz.
  • Hayırları geciktirdiğimiz zaman şerre dönüşür. Şerleri geciktirdiğimiz zaman hayra dönüşür.
  • İhvanın irşad olmasının ön şartı teslimiyattır.
  • İlmen yâkinlik; bilmek ve kabul etmektir.
  • İhvan telkin edileni yaşadıktan sonra Hakkel yâkina ulaşır.
  • Kul, Rabbini ne kadar ciddiye alırsa, Rabbi’de onu o kadar ciddiye alır.
  • Rahman’ın sevgilisi olmak gönlü cenab-ı Resulullah’a yönetmek ve tabi olmakla orantılıdır.
  • İhvan, kendi özünde kâmil duruşa ulaşırsa, onda bir değil de nice esmanın açılımı, nice sıfatın inkişaf ve izhariyeti yaşanacaktır.
  • Dünkü gibi konuşan, dünkü gibi anlayan, dünkü gibi yaşayanın anı ve akibeti hüsrandır.
  • Ehli gönül olan, ,Resulullah’a ve Ehli Beyt’egönül veren Ehl-i İhvan’ın seyr-i sülüğü nefis merkezli akıl ile değil gönül merkezli akıl iledir.
  • İhvan, hayırda ve şerde damlayı derya mesafesinde görecek kadar Rabbini önemseyen olmalıdır.
  • Hakka vuslat, ancak aşk- sübhân ile olur.
  • Aşığın, sevgisinin sancısıyla uykularının kaçması lazım ki, orada aşktan söz edilebilsin.
  • Hayatla zıtlaşan değil hayatla uzlaşan olmalıyız.
  • Eğer kişi yarışacaksa hayırda yarışsın selâmda, yarışsın, paylaşmada hoş görüde affetmede yarışsın.
  • Kişi tercihinin neticesini yaşar.
  • İnsan, sevebildiği kadar, değer üretebildiği kadar insandır.
  • İhvan, arif olmalı ve gönlünü bütün olumsuzluklardan arındırmalıdır.
  • Herkes yaptıklarının neticesini yaşayacak.
  • Biz kulluğumuzu her gün yeniden yenilemeliyiz.
  • Üstünlük ancak takva ile sevgi iledir.
  • Allah hiçbir zaman abes ile iştigal etmez.
  • Her işte bizim için hikmet ve hayır vardır.
  • Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır.
  • Herkesin şeytanı, Cebrail’i, Mikail’i, İsrafil’i ve Azrail’i kendisiyle beraberdir.
  • Ehl-i ihvan demek arif olan, Hakk'a eren demektir.
  • Sevginin tezahürü ibadettir.
  • Eğer inanıyor, iman ediyor, seviyorsanız, yap denileni yapacak ve aksatmayacaksınız.
  • Sevenin ne gecesi ne gündüzü ne yorgunluğu ne bahanesi ne de mazereti olur.
  • Karşılaştığımız zorlukların tamamı tekâmül için ikrarımızı ispat içindir.
  • Bu âlem teşbih, tespit, tenzih, takdis ve şahadet âlemidir.
  • İnsanın Hak katında kadri, kıymeti sevgisi kadardır.
  • İnsan, yaşadığı zorluklar aşabildiği engeller kadar insandır.
  • Hiç zorluk, acı çekmeden, uğraş ve çaba sarf etmeden kimsenin başarıya ulaştığı görülmemiştir.
  • Hepimiz Allah’ın Resulûllah’ın ve Ehlibeyt’in aşkından muhabbetinden istifade edip Hakk’ta bakileşebilecek yetilere sahibiz.
  • İnsan, asliyeti kendisine unutturulmuş varlıktır.
  • Müsemmâ ehli olan için, isimler değişşe de asliyet değişmez.
  • Hiçbir güzelliği kendimize mal etmeden, bütün güzellikleri Rabbimizden bilmeliyiz.
  • Herkesin imtihanı iddiası kadar olur. Yani iddiası büyük olanın, imtihanı da büyük olur.
  • Kâinat, insan için, insana hizmet için halk edilmiştir.
  • Hayatın tamamı, kulluğun ve dostluğun talimidir.
  • Kişi bilgisinde değil yaşantısında kâmil insan olur.
  • Bizim yaşadıklarımız; tercihlerimizin, taleplerimizin ve dualarımızın neticesidir.
  • Mezheplerin farklı olması, dünya iklimlerinin, ırkların ve kültürlerin farklı olmasındandır.
  • İrfan mekteplerinin temelde aynı, detaylarda farklı farklı olması insanların, meşreplerinin farklı farklı olmasındandır.
  • Kimi takva ile kimi zikrullah ile, kimi hizmet ile, kimi de ibadet ile Hak rızasına ulaşmak ve kâmil insan olmak arzusundadır.
  • Din adına zıtlaşmalar, taraflaşmalar ve tefrikalar çıkarmak Rahman’ın ve Kuran’ın reddettiği duruşlardır.
  • Elin eksiğiyle uğraşan, kendi eksiğini hiçbir zaman göremez.
  • Biz bu âleme eksik tespit zabıtalığına gönderilmedik.
  • Âşık; mâşûkunu hususiyetle geceleyin, en çok yalnızlık halindeyken düşünür.
  • Geceleri ve seher vakti çok özeldir.
  • Dostluğun ilk şartı sevmektir. Fakat çıkarsız beklentisiz sevmektir.
  • Dost olmak, dostun her türlü yüküne katlanmaktır.
  • Bizim için yaşamak bir gündür, o da bugündür.
  • Kulluk adına yapmamız gereken ne varsa sabırla ve ihlâsla yapmalıyız.
  • Hak katında gıdalanmanın birinci esası, âdab-ı Muhammediye ve hakıkati Mahmudiye ile kıyam durmaktır.
  • Biz eyvallah tacını, ‘sensin’ tacını başımızdan, hiçlik hırkasını da eğnimizden hiçbir zaman çıkartmayacağız.
  • Bir damlanın hiçliğe ulaşması, onun deryaya düşmesiyle olur.
  • Bize ulaşan her tecellinin, Mevlâ'dan olduğunun bilincinde olalım ve rıza gösterelim.
  • Sakın tecellilerden kahreden, kederlenen olmayalım.
  • Tecellilerden şikayetçi olmak, kulun Rabbine olan saygısızlığıdır.
  • İhvan, hangi tecelli içinde olursa olsun, mutlaka güzel düşünmeli ve güzel değerlendirmelidir.
  • Edep ve âdap dışında nefes almayalım.
  • Biz, Cenâb-ı Resûlullah’ın vitrini olmalıyız.
  • Bütün nimetler ve âliyetler, gayret ve hizmet iledir.
  • Biz hangi hali yaşıyorsak bizim için hayırdır ve hikmetlidir.
  • Hikmete tabi olanlar hikmet ehli olurlar.
  • "Senin için Ya Rabbi" zevkiyle hayatı yaşayalım.
  • Huzur, ancak tevhid ile aşk ile sevgi ile Allah’a ve Resûlun’e yönelmek iledir.
  • Güzel ahlâk ve sevgi insanlığın omurgasıdır.
  • Her gününü son gün, her namazını son namaz, her muhabbetini son muhabbet gibi kabul eden kişinin yaşantısı Ehl-i ihvanca olur.
  • Büyük laf etmemeye çalışalım.Tevazu sahibi olalım.
  • Ehl-i Beyt olmak, hem nesebi hem de mezhebidir.
  • Ehl-i Beyt, Kur’an’ın ete kemiğe bürünmüş halidir.
  • Yaptığımız her şey kulluğumuzu ispat edercesine olmalıdır.
  • Halkı memnun etmek için Hakk'ı incitmeyelim.
  • Kemalat, hissedilen ilk nefesten son nefese kadar sadece Allah ve Resûl’u için say ve gayret etmektir.
  • Tevhid-i Ef-al hakikatin zübdesi, tevhidin nüvesidir.
  • Kullukta edebi olmayanın Hak’ta izzet bulması mümkün olamaz.
  • Hikmetleri seyretmenin tek şartı, tecellilere karşı sabırlı olmaktır.
  • Kişi yaşamış olduğu imtihanları aşabildiği kadar tekâmül etmiş olur.
  • Aslında bize zor gelen tecelliler, bizim için ikramdır.
  • Kulluğun esasında yap denileni yapıp sonucuna da razı olmak vardır.
  • Bütün kâinat, kişinin kendi hakikatine misaldir.
  • Öncelediğimiz Allah ve Resûl’u olmalı. Ertelediğimiz ise nefsimizin arzu ve istekleri olmalıdır..
  • Dervişi tekâmül ettirecek olan iştiyakı, kendine olan telkini, ve gayretindeki kararlılığıdır.
  • Her günü yaşamak, her günü diğer günden farklı bir alana taşımak için biz bugünün talebesiyiz.
  • Hatasını kabul edip hatasından dönen kul hayırlı kuldur.
  • Hedefi olmayanın istikameti de olmaz.
  • İhvan ne dünle ne de yarınla zaman kaybedecek sadece anını ve gününü değerlendirecek.
  • İhvanlık, halde örnek olmaktır.
  • Aile yaşantımızla, tecellilere olan tepkilerimizle, kişilerle olan ünsiyetimizle, her halimizle hele hele de ibadete olan düşkünlüğümüzle fark edilmeliyiz.
  • Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, Hak katında şerefli olamaz.
  • İbadet etmenin hoşnutluğunu yaşarken bu hoşnutluğu, ibadet etmeyenlere karşı bir üstünlük saymadan fail Allah'tır zevkiyle yaşamalıyız.
  • Kıyas, şeytani sıfatlardandır.
  • Karşımızda gördüğümüz eksikliği önce kendimizde tetkik etmeliyiz.
  • Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrine mürşitsiz yol bulamaz.
  • Baki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak Hak’ta ölüp Hak’ta dirilmektir.
  • Hayata ders veren değil de hayattan ders alan talip olmalıyız.
  • Anlayan ve öğrenen olmalıyız.
  • Anladığını genişleten, hayatına uyarlayan olmalıyız.
  • Tasavvuf önce şeriat-ı Muhammediye ile yaşanır.Sonra hakikat-ı Mahmûdiye ile hikmetler talim edilir.
  • Bir meselenin görevlisi olmak ayrı şeydir, gönüllüsü olmak ayrı şeydir.
  • Ehl-i ihvanla konuşularak halledilmeyecek hiçbir mesele olmamalıdır.
  • Hak dostları bir araya geldikleri zaman bakışmaları bile muhabbettir.
  • İhvanlığın dört ana esası vardır; ihlas, şecaat, cesaret ve cömertliktir.
  • Hayatın tamamında, her adımda, her bir nefeste; bir tuzak, bir imtihan vardır.
  • Gönül, Rahman ile coşarsa; kişi karşılaştığı her türlü tecelliye sabır ve tefekkür ile mukavemet gösterir.
  • İhvan, ne Dünya ne de ahiret beklentisi olmaksızın kulluğunu fi-sebilillah yaşamalıdır.
  • Kur’ân'ı öğrenmeye, okumaya, okutmaya, anlamaya ve yaşamaya çalışalım.
  • İslam, yap denileni yapmak; yapma denilenden uzak durmaktır.
  • Kulluğunu yarına erteleyenin Allah sevgisi yeterli değildir.
  • Tekâmül etmek için sürekli gayret halinde olmalıyız.
  • İnsana olan sevgisizlik Allah’a olan sevgisizliktir.
  • Allah’a vuslat ancak Aşk-ı sübhan ile olur.
  • Hak’ta bâki olabilmek için kayıtsız şartsız teslim olmalıyız.
  • Dilimizde zikrullah ile gönlümüzde her daim muhabbetullah ile inşa olmaya çalışmalıyız.
  • Şeriatın ihlâl olduğu yerde hakikat olmaz.
  • Her türlü tecelliden istifade edecek kadar arif,hiçbir zorluktan yılmayacak kadar da dirayetli olalım.
  • Arif olan baktığı her zerreden, karşılaştığı her tecelliden kendisine istikamet arar.
  • Ehl-i ihvan hatasında ve günahında ısrar etmeyen ve tövbesinde aceleci davranandır.
  • Âşık maşukundan gelen cefalardan haz duymazsa gerçek aşık olamaz.
  • Kendisindeki gayrilikten arınan insan için dışarıda ve içeride gayri olan hiçbir şey kalmaz.
  • Kişinin samimiyeti, sadakati ve sevgisi ona istikamet verir.
  • Bizden istenilen öncelikle safiyet, samimiyet ve sadakattir.
  • Ehl-i ihvan öyle bir kristalize olacak, safiyet kazanacak, kendi benliğinden öyle bir sıyrılıp latifleşecek, şeffaflaşacak, kendine ait bir renk zan düşünce ve duygu kalmayacak ki Allah’ın boyasıyla boyansın yani Resûlullah’ın haliyle hallenmiş olsun.
  • Gayret, kulluğun esasıdır.
  • Biz bildiklerimizle amel edelim. Bilmediklerimiz, bize bildirilecektir.
  • Her Ehl-i ihvan bulunduğu cemiyette fark edilmelidir.
  • Bizim sabrımıza, bize kötülük yapanların şahitlik etmesi lazım.
  • Asli maksadımız, nefsimizi ve Rabbimizi tanımaktır.
  • Gayret etmeyen kişiden kâmil insan olmaz.
  • İhvan, kendi hakikatine seyri sülük ederken hem dünyasını hem de ukbâsını saadete erdirmiş olur.
  • Muhabbetimiz Resûlullah’ın ve Ehl-i Beyt’in muhabbeti, davamız Hak davası olsun.
  • Eğer insan Rahman’ın aynası olacaksa yansıtıcılığının çok net,arı ve duru olması lazımdır.
  • Eğer bir olumsuzlukla, zorlukla karşılaşıyorsak, bu bizim olumsuzluluğumuzdandır.
  • Arz ve semada her ne olursa insan ile ilişkilidir.
  • Sözümüzün ilk müşterisi kendi kulağımız olmalıdır.
  • İslâm şahitlik ile başlar, şuhut ile yaşanır. Ve yine şahitlik ile kemal bulur.
  • Hangi başarı vardır ki uğraşsız gayretsiz ve gönülsüz zuhura gelsin.
  • Aşığın ölümü Hakk’ta vuslat, sonsuzluğa uyanmak ve sonsuzluğu yaşamak olur.
  • Artık etrafımızla ve kendimizle olan kavgamızı bitirip, sevgiyle nefes almanın gayretinde olmalıyız.
  • Kişinin kararlılığı tecellilere gösterdiği mukavemeti kadardır.
  • Aşık hep maşukundan söz etsinler, hep ondan konuşsunlar ister; zaten gayrı şeyler aşığı rahatsız eder.
  • Kişi mutmain olmadıkça kulluğunda, dostluğunda hep hüsrandadır.
  • Cemal aşıkları için gayri olan her şey haramdır.
  • Zikrin esası namazdır, muhabbetullahdır.
  • İhvan, hayatın tamamında Rahman’ın iradesi altında yaşamaya dikkat ve özen göstermelidir.
  • Her şeye rağmen seveceğiz
  • Her şeye rağmen hizmette gayretli olacağız
  • Kulluk, içinde Rabbi'nden başkasını bulundurmayan, gayrilerden boşalmış hiçlik makamıdır.
  • Hayatın ve kulluğun emanetçisi olduğumuzu, bu emaneti taşımamız ve ehline teslim etmemiz gerektiğini hatırdan çıkartmamalıyız.
  • Hayatı hep Hakkça yaşamanın gayretinde olmalıyız.
  • Hayat, bizi kullukta belirli bir kıvama taşımak içindir.
  • Kendine gafil olan, Allah’a arif olamaz.
  • Her varlık Hakk'tandır ve Hak ile kaimdir.
  • Bütün masivalardan arınmak, “ölmezden önce ölmek” Hak’ta ebed olmak; olağanüstü bir azim ve gayret ister.
  • Kişinin kararlılığı, cesareti, azmi ve sevgisi bir arada tekmil olursa; kişinin önünde aşamayacağı engel ve mâni olmaz.
  • Talibin âli ve en yüce değerlere ulaşabilmesi, Allah ve Resûlu’ne olan muhabbeti, sevgisi ile orantılıdır.
  • Hedefimiz ve gayemiz, bugün tevhid noktasında Allah’ı Resulullah’ı ve Ehl-i Beyt’i dünden daha farklı idrak etmek ve yaşamaktır.
  • Tevhid adına bize yapılan teklifatın tamamını yaşamak, bizi kendimize döndürmek ve kendi hakikatimizle tanıştırmak içindir.
  • Tevhid meratiplerindeki yaşam talimlerinin tamamı, bizi kendi ruh derinliğimizdeki iç potansiyelimizden istifade ettirmek adınadır.
  • İhvanın bilip, yapmak isteyip de yapamamasının sebebi kendisinde yetersiz olan kararlılığı, gayreti ve talebidir.
  • Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, mükerrem ve münevver olamaz.
  • Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrinde mürşitsiz yol kat edemez.
  • Kulluk adına yaşanılacak ne kadar âli değerler varsa, bunların tamamı ancak mürşid-i kâmilin nezaretinde ve refakatinde yaşanılabilir.
  • Bâki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak, Hakk’ta ölüp Hakk’ta dirilmektir.
  • Yaşadığımız ne tür olumsuzluk olursa olsun, bizim hedefimize olan iştiyâkımızı arttırmalıdır.
  • Her türlü olumluluk ve olumsuzluktan istifade eden olalım.
  • Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır.
  • İhvan, kendisini yargılayan, kendisini öz eleştiriye açık tutan ve kendini kemâle taşıyan olmalıdır.
  • İhvan, ancak telkin edilen hikmetli sözleri, hadisleri ve ayetleri yaşantısına uyarlayarak gayretinde istikamet bulabilir.
  • Kim hidayeti dilerse hidayete ulaşacak; kim hidayete ulaşmak istemezse Rahmân da ona hidayet etmeyecek.
  • İnancı olmayanın istikameti olmaz.
  • İnsan-ı asli Allah’ın aynasıdır.
  • Nurun olduğu yerde zulüm, dinin olduğu yerde kin, sevginin olduğu yerde nefret olmaz.
  • Ehl-i ihvan demek arif olan gerçeklere eren demektir.
  • Herkes tercihinden yönelişinden meyil ve rızasından sorumludur.
  • Nimete ulaşmak için mutlaka hizmete talip olmalıyız.
  • İhvan düşünmekle, keşfetmekle ve gayret ile kemâlat bulur.
  • “Rabbim” diyen için zaten zorluk yoktur.
  • Hedefi olmayanın istikameti de olmaz.
  • İslam, aslen teslim olmak ve selamet bulmaktır.
NAMAZ VAKİTLERİ