12 Aralık 2019
15 Rebiü'l-Ahir 1441
MENÜ
SOHBETLER HAZRET-İ MUHAMMED'IN
(S.A.V) HAYATI
SEVGİLİ PEYGAMBERİM KUR'AN-I KERİM İLMİHAL İSLAM VE TOPLUM 40 HADİS HADİS-İ ŞERİFLER OSMANLICA SÖZLÜK RÜYA TABİRLERİ BEBEK İSİMLERİ ABDÜLKADİR BİLGİLİ
(SEBATİ) DİVANI
NİYAZİ MISRİ DİVANI HİKMETLİ SÖZLER KUR'AN-I KERİM ÖĞRENİYORUM KUR'AN-I KERİM (SESLİ ve YAZILI) SESLİ ARŞİV İLAHİLER
İSLAM ve TASAVVUF
TASAVVUFUN TARİFLERİ TASAVVUFUN DOĞUŞU TASAVVUFUN ANADOLU'YA GİRİŞİ HALVETİLİĞİN TARİHİ HALVETİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ HALVETİLİĞİN TÜRK TOPLUMUNDAKİ YERİ HALVETİYYE SİLSİLESİ PİRLERİMİZİN HAYATLARI MEHMET ALİ İŞTİP (VAHDETİ) ABDÜLKADİR BİLGİLİ (SEBATİ) İBRAHİM GÜLMEZ(KANÂATÎ)
EHLİ - BEYT
EHL-İ BEYT KİMDİR? EHL-İ BEYTİ SEVMEK
RESÛLULLAH'I SEVMEKTİR
EHL-İ BEYT EMANETİ RESÛLULLAH'TIR EHL-İ BEYTİN HALİ NUH'UN GEMİSİ GİBİDİR EHL-İ BEYT OLMAK HEM NESEBİ HEMDE MEZHEBİDİR
ONİKİ İMAMLAR
HZ. İMAM ALİ K.A.V RA HZ. İMAM HASAN-I (MÜCTEBA) HZ. İMAM HÜSEYİN-İ (KERBELA) HZ. İMAM ZEYNEL ABİDİN HZ. İMAM MUHAMMED BAKIR HZ. İMAM CAFER-İ SADIK HZ. İMAM MUSA-İ KAZIM HZ. İMAM ALİYYUL RIZA HZ. İMAM MUHAMMED CEVAD (TAKİ) HZ. İMAM ALİ HADİ (NAKİ) HZ. İMAM HASAN’UL ASKERİ HZ. İMAM MUHAMMED MEHDİ






HİCRET VE HİCRETİN BİRİNCİ YILI


İkinci Akabe biatından sonra Hz. Peygamber, Mekke'deki müslümanların kısım kısım ve gizli olarak Medine'ye hicret etmelerine Müsaade etti. Böylece önce mü'minler küçük gruplar halinde Medine'ye hicret ettiler. Bu arada Mekke müşrikleri Medine halkının çoğunun İslama girdiklerini öğrenmişti. Mekke'deki müslümanların da Medine'ye hicret ettiklerini anlayınca, karşılarında büyük bir kuvvet oluştuğunu fark ederek telaşa düştüler ve derhal darun Nedve'de bir toplantı yaparak durumu müzakere etmeye başladılar. (Enfal, 30)Uzun tartışmalardan sonra kan davası güdülmemesi için her kabileden birer silahşör seçilerek hepsinin birlikte Cenabı Resulullah'ı öldürmeleri kararlaştırıldı. Aynı gün Cebrail As. gelerek Hz. Muhammed (SAV)'e hicret için emir getirdi. Resulullah Efendimiz Mekke'de kalan mü'minlere;

-”Ben bu gece Medine'ye hicret edeceğim ve yine bu gece müşrikler beni öldürmek üzere evimi kuşatacaklar. Ben Allah'ın emri ile yola çıkarken kim bu geceyi benim yatağımda geçirebilir” diye sordu.

Hz. Ali Keremallahu Veçhe;

-”Ya Resulullah! Canım sana feda olsun. Ben senin yatağında yatarım. ” diyerek tarihte eşi görülmemiş bir teslimiyet örneği sergiledi. (Bakara, 207)

Fahri Kainat Efendimiz o gece kimsenin evinden çıkmamasını tembihledikten sonra gecenin ileri bir vaktinde Hz. Ali'yi kendi yatağına yatırdı. Allah'ın izniyle evini kuşatan müşriklerin arasında onlara görünmeden geçip, Sevr dağı istikametine doğru yola çıktı. Hz. Peygamber o gece kimsenin evinden çıkmamasını buyurduğu halde bir müddet sonra Hz. Ebubekir'in arkasından geldiğini görünce ona niçin emrini dinlemeyip peşinden geldiğini sordu. Ebubekir'de ona;

-”Size müşriklerin bir zarar vermelerinden korktum” diye cevap verdi. Cenabı Resulullah onu geri göndermeyi düşündüğü sırada , kendisine onu yanına almasının daha hayırlı olacağı bildirildi. Bunun üzerine birlikte Sevr mağarasına gittiler. mağaraya vardıklarında vücudu anasır itibari ile son derece bitkin bir halde olduklarından istirahate çekildiler.

Peygamberimizin evini kuşatan müşrikler, sabah olunca onun yatağında Hz. Ali(KAV)'nin yattığını görünce, bu teslimiyat karşısında büyük hayrete düştüler ve Hz. Peygamberi ellerinden kaçırdıklarını anlayarak korku ve telaşa kapıldılar. Mekke müşrikleri Peygamber Efendimizi bulana 100 deve mükafat vereceklerini ilan ettiler. Bunun üzerine bu büyük bahşişi almak için bütün müşrikler Mekke ve Mekke civarında Peygamber Efendimizi aramaya başladılar. İz sürücüler Sevr dağındaki mağaranın önüne geldiklerinde , mağranın ağzının örümcek ağı ile kaplandığını ve oraya bir çift güvercinin yuva yaparak yumurtladıklarını görerek mağarayı aramaktan vazgeçtiler. (Tevbe-40)

Dışarıda bu olaylar zuhur ettikten sonra , Fahri Kainat Efendimiz dinlenmek için Ebubekir'İn dizine başını dayayarak istirahate çekildi. Bu esnada Ebubekir Sıddık'In ayağı mağaradaki bir deliğe dayanmıştı. Delikte ise, Kainatın en şereflisinin cemaline müşerref olabilmek için senelerdir beklemekte olan bir yılan yaşamakta idi. Tam hasretini gidereceği bir sırada yoluna bir engel çıktığını görünce Ebubekir Sıddık'ın ayağını ısırdı. Onun irkilmesi ile Cenabı Resulullah gözlerini açarak doğruldu ve yılan hitaben:

-”Niçin arkadaşımı ısırdın” diye sordu.

Yılan hal dili ile;

-”Ya Resulullah! Bu aleme zuhur ettiğimden beri bu mağrada ve bu delikte yıllarca senin cemaline kavuşmanın hasretiyle yanmaktayım. Senin cemalini görmeme mani olduğu için onun ayağını ısırmak zorunda kaldım” dedi ve saatlerce Fahri Kainat Efendimizi seyrettikten sonra kayboldu gitti.

Bu olaylar esnasında Efendimiz üç gününü mağrada geçirmek zorunda kaldı. Ebubekir'in oğlu Abdullah, her gece Peygamber Efendimize Mekke'den haber getiriyordu. Nihayet Ureykıt oğlu Abdullah develerle birlikte geldi. Fahri Kainat Efendimiz ve Ebubekir, Kılavuzun eşliğinde Sevr mağarasını terk ederek yola koyuldular. Herkezin gittiği yoldan gitmeyip, değişik bir yol takip ediyorlardı. Kadid denilen yerden geçerlerken bir çobana rastladılar. Resulullah Efendimiz çobandan içecek bir şeyler istedi. Çoban ona;

-”Sağılır koyunum kalmadı” dedi.

Resulullah Efendimiz zayıf çelimsiz bir koyunu gösterince, çoban onun verimsiz bir hayvan olduğu için sürüye katılıp götürülmediğini söyledi. Hz. Peygamber bu koyunun yanına getirilmesini isteyince çoban derhal koyunu getirdi. Fahri Kainat Efendimiz mübarek elini koyunun memesine kor komaz derhal süt gelmeye başladı. Bu mucize karşısında hepsi karınlarını doyuruncaya kadar onun sütünden içtiler. Şaşkına dönen çoban Resulullah'a kim olduğunu sorunca, Peygamberimiz ona;

-”Kimseye duyurmazsan söylerim” dedi.

Çoban bu konuda söz verince;

-”Muhammed Resulullah dedikleri benim” dedi. Bunun üzerine çoban;

Kureyş'in dininden dönen demek sensin” diye hitapta bulundu.

Peygamber Efendimiz ve beraberindekiler oradan ayrılıp yollarına devam ederlerken, bir müddet sonra 100 devenin sevdası ile Malikil Müdlüci'nin oğlu Süraka onlara yetişti.

Ebubekir;

-”Aman Ya Resulullah! tutulduk” diye telaşlandı.

Resulullah'da;

-”Gam yeme Allah bizimle beraberdir” diye onu teselli ederken Süraka yanlarına geldi. Tam o sırada atının ayakları dizlerine kadar kuma battı. Bu mucize karşısında Resulullah'ın ilahi bir kudret tarafından korunduğunu anlayan Süreka, Cenabı resulullah'dan aman dileyerek, eğer kendisini bu durumdan kurtarırsa diğer arayıcıları yanlış yöne sevkedeceğine söz verdi. Bunun üzerine Resuluullah Efendimiz dua etti ve Suraka'nın altı kurtuldu.

Daha sonra Süraka, ilerde İslamiyet yayılıp güç kazandığında kendisine bir zarar gelmemesi için Resulullah'dan bir emanname istedi. Hz. Peygamber de hemen bir deri üzerine emanname yazdırıp Süraka'ya teslim etti. Sonra da Medine'ye doğru yollarına devam ettiler. Süraka orada kaldı ve geriden gelen arayıcılara;

-”Ben buraları aradım, kimseler yok” diyerek onları başka yöne sevketti.

Bu arada Hz. Peygamberin Mekke'den yola çıktığı Medine'de duyulmuş olduğundan Medineliler her sabah erken saatlerde Medine dışına çıkıp sıcak basıncaya kadar yolunu gözlüyorlardı.

Nihayet Rebiülevvel ayının başlarında bir pazartesi günü (miladi 622) öğle vakti Cenabı resulullah ve beraberindekiler , Medine dışında Kuba denilen yere vardılar. Çok yorgun olduklarından Neccar oğullarından birinin evinde konakladılar. Bütün müslümanlar oraya gelerek Fahri Kainat Efendimizi saygı ve sevgi ile karşıladılar. Hz. Peygamber bir müddet burada kalmaya karar verdi. Orada bir mescit inşa ettiler. (Kuba mescidi)

Hz. Ali KAV Resulu Ekrem'den sonra Mekke'de üçgün kaldı ve kendisine verilen emanetleri teslim ettikten sonra Resulu Ekrem Kuba'da iken yetişip orada onlarla buluştu.

Fahri Kainat Efendimiz cuma gününe kadar Kuba'da kaldı. Orada arka arkaya iki hutbe okuyup ilk cuma namazını kıldırdı. Cenabı resulullah ilk hutbesinde, Hak Teala'ya hamd ve sena ettikten sonra şöyle buyurdu;

-”Bilinizki Cenabı Hak içinde bulunduğum yılın bu ayında, bugün şu bulunduğum yerde cuma namazını kıyamete kadar üzerinize farz kıldı.

Ey Nas, sağlığınızda ahiretiniz için tedarik görünüz, muhakkak bilmelisiniz ki kıyamet gününde herkes sorumludur. Herkes çobansız bıraktığı koyunundan sorumlu tutulacaktır. Sonra Cenabı Hak ona tercümansız ve vasıtasız diyecek ki benim Resulüm gelip de size emirlerimi bildirmedi mi?Ben sana mal, mülk verdim, pek çok iyiliklerde bulundum, sen kendin için ne getirdin? Bu soru ile karşılaşan, sağına, soluna bakacak bir şey göremiyecek , önüne baktığı zaman cehennemi görecek, o halde uyanınız, bir yarım hurma kadar iyiliklerle bir hayır işliyerek ateşten korununuz, onu dahi bulamayan şükretmesini bilsin, o suretle ateşten kurtulsun. Bir hayır için on katından yediyüz misline kadar sevap verilir. Allah'ın selam, rahmet ve bereketi sizlerle olsun. ” Resulu Ekrem birinci hutbeyi bitirdikten bir müddet sonra ikinci hutbeye kalkıp dedi ki:

-”Allah'a hamd ederim ve ondan yardım isterim. Nefislerimizin şerlerinden ve kötü amellerinden allah'a sığındık; Allah'ın doğru yola götürdüğünü kimse saptıramaz, Allah'ın yoldan çıkarttığına da kimse doğru yolu gösteremez, Allah'dan başka olmadığına, tek ve eşsiz olduğuna şahadet ederim. Sözün en güzeli Allah'ın kitabıdır. Cenabı Hak kimin kalbini Kur'an'la süslerse, onu kafirken İslama sokar, oda Kur'an'ı başka sözlere üstün kılırsa kurtulur. İyi bilinsin ki Allah'ın kitabı sözlerin en güzeli ve en üstünüdür. Allah'ın sevdiğini seviniz. Allah'ı içten ve gönülden seviniz, Allah'ın kelamından ve onu zikretmekten usanmayınız ve Allah'ın kelamından kalbinize bir karartı gelmesin çünkü Allah kelamı her şeyin en iyisini ayırıp seçer, işlerin hayırlısını ve kulların seçkini olan Peygamberi ve onların kıssalarını anlatır, helal ve haramı bildirir, siz ancak Allah'a ibadet ediniz ve ona Hiçbir şeyi ortak yapmayınız, ondan hakkı ile sakınınız, sözleriniz Allah'a yönelmiş güzel sözler olsun ve aranızda Allah kelamı ile sevişiniz. İyi biliniz ki Allah, ahdini bozanlara, sözünde durmayanlara gazap eder. Veselamü aleyküm. ”

Fahri Kainat Efendimizi karşılayanlar arasında kendisine emsalsiz bir gönül sevdası taşıyan Hz. Habibe'de bulunuyordu. Ebu Süfyan'ın kölesi olduğu halde cesaretle İslamiyeti kabul eden bu yüce kadın , müşrüklerin çeşitli çeşitli eziyetlerine sabırla göğüs germiş , sonunda gözlerine mil çekilerek kör edilmişti. Efendimizin çileli günlerinde o sıcak ülkede doyasıya su içmez, Fahri Kainat Efendimiz sıkıntılı iken,

-” Suyun bana vereceği mutluluğa bile tahammülüm yok” derdi.

Efendimiz mübarek ayaklarını Medine'ye bastığı an Hz. Habibe'nin gözleri açılıverdi. Hicretin bu ilk mucizesi ile Hz. Habibe güzelliklerin en güzelini doya doya seyrediyordu.

Herkes onu misafir etmek için hanesine davet ederek devesinin yularına sarılmakta idiler.

Bir rivayete göre Cebrail As. gelerek Resulullah'a Ebu Eyyub'un evine inmesi bildirilerek ona:

-”Sen Medine kapısına eriştiğin vakit herkes hanesini hazırladı ki oraya inesin ebu Eyyub gönlünden fikr etti ki ben fakir ve zayıfım, Resulullah benden ar eder haneme gelmez. Mademki tevazu eyledi onun hanesini şereflendir. ” buyurdu.

Cenabı Resulullah devesini kendi hanelerine götürmek üzere çekmek isteyen müslümanlara hitaben:

-”Ona dokunmayınız, o memurdur. Allah CC. tarafından emrolunduğu yere gidiyor, nereye çökerse oraya inerim” buyurdu. Deve Cenabı Hak'kın emri ile önce Ebu Eyyub'un evinin karşısında bulunan boş bir arsaya çöktü, orada eylenmeyip tekrar kalktı ve Ebu Eyyub'un hanesinin önüne çöktü, ordanda kalkıp yeniden ilk çöktüğü yere çökerek bağırdı.

Resulu Ekrem Efendimiz:

-”İnşallah konağımız burasıdır” diyerek deveden indi. Ebu Eyyub'ü Ensari'nin evini şereflendirdi. O gün Medine ahallisi Ebu Eyyub'un evine gelerek Resulu Ekrem'i ziyaret ettiler. Rivayet olunur ki Ebu Eyyub'un, Peygamberimizin babasının ceddi ile yakınlığı da vardı. Resulu Ekrem bu evin alt katında yedi ay kadar ikamet etti. (Ebu Eyyub Ensari'nin ismi şerifi Halid'dir. Babası Zeyddir. Beni Neccar kabilesindendir. )

Resulullah Efendimiz daha sonra Neccar oğullarından iki çocuğa miras kalmış olan devenin çöktüğü arsayı onlardan satın alarak orada mescit inşaasına başladı. Mescidin bir tarafına da kendisi çin odalar yaptırıyordu. İnşaat yapılırken Resulullah Efendimiz ashabı ile çalışır ashabı ile çalışır elleri ile kerpiç taşırdı Mescidin üç kapısı vardı ve kıblesi Mescid-i Aksa yönünde idi . Direkleri hurma ağacından yapıdı ve çatısı da hurma dallarıyla kapandı. Bu mescide mescid-i Nebevi denildi. Sonradan kıblenin değişmesi ile ana kapı ile mihrabın yeri değiştirildi.

Mescidin inşaası sona erince Peygamber Efendimiz kendi hane-i saadetlerine taşındılar. Bu arada Ebubekir'in kızı Aişe validemizle evlendiler.

Daha sonra Fahri Kainat Efendimiz, azatlı kölesi olan Zeyd bin Haris ile Ebu Rafi'yi Mekke'de kalan diğer aile efradının yanına getirilmesi için görevlendirildi. Onlar Mekke'ye giderek, Peygamber Efendimizin yanına getirilmesi için görevlendirildi. Onlar Mekke'ye giderek, Peygamber Efendimizin kızları Fatımatüz Zehra ile Ümmü Gülsüm'ü ailesi Sevde validemizi ve Mekke'de kalmış diğer bazı müslüman kadınları da alarak Medine'ye götürdüler. Ancak Resulullah Efendimizin kızlarından Zeynep kocası müşrik olduğu için gelemedi.

Mescidin bir tarafında üstü hurma dalları ile örtülü suffe adı verilen bir bölme yapılmıştı. Burada yiyecek dahi bulamayan fakir müslümanlar kalırdı. Peygamber Efendimiz kendisine verilen zekat ve sadakalara hiç dokunmaz tamamını Ashabı Suffe'ye dağıtırdı. Ancak hediye kabul ederdi, bunun da büyük bir kısmını Ashabı Suffe'ye ayırırdı. Burada yaşayan müslümanların öğretmenliğini bizzat Peygamber Efendimiz yapar, onlara Kur'an-ı ve islami bilgileri öğretirdi ve yetişenleri öğretmen olarak lüzüm görülen yerlere tayin ederdi. En fazla hadis rivayet etmiş olan Ebu Hureyre de burada yetişmiş suffe ashabındandır.

Ezanın tayini:

Peygamber Efendimiz namaz vakitlerinde ve önemli toplantılar için müslümanları mescide toplamak üzere bir çağrı sistemi düşünürken, Cebrail As. gelerek ona ezan şeklini arz etti. O da ezanı Bilal-i Habeşi'ye nakletti, Bilal'de mescidin yüksek bir yerine çıkarak ilk ezanı okuma şerefine nail oldu ve bundan sonra ezana böyle devam edildi.

Ensar ve Muhacir'in kardeş ilan edilmesi:

Mekke'den Medine'ye göç eden müslümanlara Muhacir, medine'lilere ensar denilirdi. Malını mülkünü terk ederek Medine'ye gelen müslümanlara ensar, elinden gelen yardımı yapıyor ve bütün ihtiyaçlarını karşılıyordu. Bu durum mühacirlere ağır geldi ve kendileri kazanamadıkları için üzülmeye başladılar. Bu üzüntülerinin farkına varan Resulu Ekrem, muhacirlerin üzüntüsünü gidermek ve ensar ile aralarındaki samimiyeti güçlendirmek maksadıyla, hicretin yedinci ayında Malik oğlu Enes'in evinde bir toplantı yaparak, her bir muhacir ile bir ensarı manevi kardeş yaptı. Medeniler muhacir kardeşlerini alıp evlerine götürdüler, her şeylerini onlarla paylaştılar, hatta mallarına dahi ortak etmek için Resulullah'a müracat ettiler. Fahri Kainat Efendimiz mülkiyet hakkının ensar da kalması ikaydıyla çalışıp elde ettikleri gelirin paylaşılması şeklinde ortaklıklarını kabu etti. Bu kardeşlik müslümanları birbirine okadar kuvvetli bağladı ki, başlangıçta birbirine mirascı bile oldular. (Enfal, 72) Daha sonra bu kardeşliğin mirasla ilgili hükümleri kaldırdı. Akraba ve hısımların miras hususunda muhacirlerden daha yakın olduğu bildirildi. (Ahzab, 6-Enfal, 75)

Ensar muhacir arasında yapılan kardeşlik akdinden önce Cenabı resulullah, ashab arasında kardeşlik akdi yaparak, Ebu Bekir ile Ömer'i, Taliha ile Zübeyr'i, Osman ile Abdurrahman'ı kardeş ilan etti. Bunun üzerine Aliyyül Murteza KAV'de:

-”Ya Resulullah, ashab arasında buyurduğunuz kardeşlikte , bana kardeş tayin etmediniz. Ben kimin ile kardeşim” deyince, Resulu Ekrem Efendimiz:

-”Sen benim dünyada ve ahirette kardeşimsin” buyurmuştur.

Müslümanlar ile Yahudiler arasındaki antlaşma:

Ensar ile muhacirler arasında kardeşlik antlaşması yapıldıktan sonra, Medine'yi dış düşmanlardan korumak için Yahudilerle 47 maddelik bir antlaşma yapıldı. Bu antlaşmanın önemli kısımları şunlardır.

-Diyet ve fidyelere ait kurallar, eskiden olduğu gibi devam edecektir.

-Yahudiler kendi dinlerinde serbest kalacaktır.

-Müslümanlarla yahudiler dostluk içinde bulunacaklar.

-Taraflardan biri üçüncü bir tarafla savaşırsa, diğer taraf yardımcı olacaktır.

Taraflardan biri Kureyş ile dost olmayacak ve onları himayesine almıyacaktır.

-Dışarıdan bir tecavüz olursa, Medine müştereken savunulacaktır.

-Taraflardan biri bir düşmanla sulh yaparsa, diğer tarafta sulhu tanıyacaktır.

Müslümanlarla yahudiler arasında çıkacak her türlü anlaşmazlıkla, Hz. Peygamber SAV. hakem kabul edilecekti.

MEDİNE BEYANNAMESİ:

Medine devrinin ilk yılında, İslam tarihinin ve dünya tarihinin en önemli olaylarından biriside Medine beyannamesinin ilanıdır. Yazılı bir anayasa mahiyetinde olan bu beyannamenin önemli hususları şunlardır.

1-İnsanlar, inanç, dil, ırk ve cins farkı gözetmeksizin eşittir. Onların hürriyet, dinlerine ait mahkeme seçme hakları dahil, her konuda vazgeçilmez haklarıdır. O güne kadar gelen bütün dinler ve siyasi otoriteler, yalnız kendilerine hak ve hürriyet tanıdıklarından, Medine'de kurulan islam devletinin herkese eşit hak ve hürriyeti tanıması bütün insanlığı hayretten hayrete düşürmüştür.

2-Yeryüzünde ilk kez belediye hizmetleri tanımlanmış ve herkes için eşit prensiplere bağlanmıştır. Mülkiyet haklarının değişmezliği de bu beyanname de net bir şekilde bildirilmiştir. Şehrin tek içme suyu bu müşrikten 25. 000 dinara satın alınarak kamulaştırılmış ve bütün Medine halkının istifadesine sunulmuştur.

3-Şehrin korunması ve güzelleştirilmesi konusunda da prensipler konularak , her türlü saldırıdan korunması taahhüt edilmiş, ancak masraflar için çeşitli grupların silah etme yada para verme zorunluluğu getirilmiştir.

Efendimizin getirmiş olduğu okuma yazma ilkesi, kadınlar arasında da yayılmış, yeryüzünde ilk kez kadınlar toplu halde eğitilmeye başlanmıştır.

Yeni kurulan şehir meclisi tam bir belediye teşkilatlanması yapmış ilk iş olarak ta çarşı kontrolleri sağlanmış ve bu işin şefliğine de Kur'an-ı çok iyi bilen ve çok iyi vaiz eden Şifa annemiz tayin edilmiştir.

Kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü Arabistan'da kadınların değersiz bir eşya gibi pazarlarda satıldığı tüm dünyada, islam devletinin kadınlara tanımış olduğu bu hak ve hürriyetler tarihte en ileri toplum hayatına geçişin ifadesidir.



İslamda İlk Uyanış
Ahmet KAYNAR



SON EKLENENLER
GÜNÜN AYETİ
Buna
(bu güzel davranışa) ancak sabredenler kavuşturulur; buna ancak (hayırdan) büyük nasibi olan kimse kavuşturulur.
(FUSSİLET – 35 )
ÖZLÜ SÖZLER
  • Ezeli ervahta nur-u Muhammedi ile beraber olmaya halvetilik denir.
  • Adem "ben hata yaptım beni bağışla " dedi, İblis ise" beni sen azdırdın" dedi ya sen!... sen ne diyorsun?
  • Edep, söz dinlemek ve gönle sahip olmaktır.
  • Güzelliğin zekatı iffet ve edeptir. (Hz. Ali)
  • Zeynel Abidin oğlu Muhammed Bakır'a "Ey oğul, fasıklarla cimrilerle yalancılarla sıla-i rahimi terk edenlerle arkadaşlık etme." diye buyurmuştur.
  • Kemalatın bir ölçüsü de halden şikayet etmemektir.
  • En güzel keramet gönlü masivadan arındırmaktır.
  • Alem-i Berzah insanın kendisidir.
  • Zahir ve batının karşılığı aşk-ı sübhandır.
  • Mutaşabih ayetler ledünidir.
  • Ölüm ve cehennem korkusu Hak'ka dost olmayanlar içindir.
  • Şartlanmalardan ve önyargılardan arınmadan kimse masum olamaz.
  • Uzlaşmak için bahane arayan düşman zıtlaşmak için bahane arayan dosttan daha iyidir.
  • Baki hakikatler fani merkezli inşa edilemez.
  • Her zorluğun çözümü sevgidir.
  • Allah var gayrı yok sevgi var dert yok.
  • Allah de ötesini bırak.
  • Sorunları erteleyen ve örten değil çözüm üretip sorunları çözen olmalıyız.
  • Kişinin irfanı kemalatı nispetinde şeytanı da nefsinin şiddetinde olur.
  • Kötü huylardan kurtulmanın en keskin yolu ilahi aşka yanmaktır.
  • Mücevherden sarraf olan anlar, başkası bilemez. Ne fark eder kör için elmas da bir, cam da bir. Eğer sana bakan kör ise sakın sen kendini cam sanma.(Mevlana)
  • Kendini oldum ve doğru zannedenler kendileri gibi düşünmeyenlerden rahatsız olurlar.
  • Eflatun'a dediler ki "Ne kadar çok çalışıyorsun". O da dedi ki "hayır ben sevdiğim işi yapıyorum"
  • Allah kuluna sevdirdiği her işi kuluna kolaylaştırır.
  • Kurtuluş hidayete tabi olanlar içindir. Selam olsun hidayete tabi olanlara.
  • Tevhid-i Ef-al meratibi ihvanın kendi gerçeğine seyir haritasıdır.
  • Kişi ilk önce kendisinin arifi olacak ki Rabbinin arifi olabilsin.
  • İnanmak başka şey, teslim ve tabii olmak başka şeydir.
  • Kalıcı dostluklar edinin.
  • İhvan gibi yaşa, gerisine karışma.
  • Mutlu insan başkalarının mutluluğu için yaşayandır.
  • İslam dini istişare esaslıdır.
  • Allah için affet, Allah için paylaş.
  • İhvanlığını işine göre değil, işini ihvanlığına göre ayarlayacaksın.
  • Kul, iradesini Allah’a teslim edendir.
  • Hakk'ı hatırladığımız unuttuğumuzdan fazla olsun.
  • "Olacağım" diyene engel yok, "olmayacağım" diyene bahane çok.
  • Ben merkezli değil, biz merkezli olun.
  • Dervişçe yaşamak, tevhitçe yaşamaktır.
  • Yaptığınızı azimle yapın, hırs ile yapmayın.
  • Kullukta devamlılık esastır.
  • Önce emin insan olmalıyız.
  • Derviş, halinden belli olmalıdır.
  • Beşeriyet kemalâtın hammaddesidir.
  • Mükemmeliyet istikamette daim olmaktır.
  • İnsanın cismi arza, ruhaniyeti semaya mensuptur.
  • Yaradılış farziyetimiz hakkı bilmektir.
  • Hakk'ı tanımanın ön şartı Resulûllah’ı tanımaktır.
  • İnsanın sırrında Allah’ın sonsuzluğu vardır.
  • Kulluğa bahane yok değer üreteceksiniz.
  • Şikayet, Mevla’ya hürmetsizliktir.
  • Kulluk adına yapmadıklarımıza hiçbir bahane geçerli olmayacak.
  • Bu âleme kavga için gelmedik.
  • Telkin öncelikle bizim nefsimize olmalıdır.
  • İnsan, Allah’ın sırrı Allah da insanın sırrıdır.
  • Varlığımızın sebebi zuhuru, Cenab-ı Resulûllah’tır.
  • Kullukta teslimiyet “Rağmen” olmalıdır.
  • Kazası olmayan tek şey hayatımızdır.
  • Sevgi dışındaki bütün hallerde zorluk vardır.
  • Nefsinde mevsimi hazan olanın, gönül mevsimi bahar, Ahireti bayram olur.
  • Hayat yaşamak, yaşamaksa sevmektir.
  • En güzel keramet istikamet üzere olmaktır.
  • Kişinin Rabbini tanıması için kendini tanıması lazım.
  • Hakk’ı ancak Mirat-ı Muhammet’ten görebiliriz.
  • İnsanı Hakk’ta sonsuzlaştıran ve yaşatan, sevgidir.
  • Sevgi bütün yaratılanların varoluş mayasıdır.
  • Sevgisiz olan her mekân ve mahâl mundardır.
  • Sevgi Allah için yanmak ve olmaktır.
  • Allah’ın ve Resulullah’ın sevgisi ile yanmayan gönül hamdır, ahlâttır.
  • Hakikat ehlinin sermayesi aşk-ı sübhandır.
  • Talepte kararlılık, kararlılıkta da sabır esastır.
  • Sabır, sadrın genişliği kadardır. Sadır genişliği ise; kabulümüz, sevgimiz kadardır.
  • Kamil insan demek;Bütün duygularda,düşüncede ruhta olgunlaşmış insan demektir.,
  • Dervişân, Mürşidinin eşiğinde sadık olduğu sürece, farkında olsa da olmasa da tekamül halindedir.
  • Kim ki Allah’ı ciddiye almaz ise; Allah o kimseyi ciddiye almaz.
  • Hakkı görmeyen gözler amadır.
  • Gayret olmadan kişinin ulaşacağı hiçbir âliyet olamaz.
  • Kendi gerçeğimize yol bulmak için arz üzerinde var olan bütün mevcudiyetten istifade edeceğiz.
  • Bu fırsat âleminin bir tekrarı daha yoktur.
  • Hiçbir oluşum kendi halinde, kendi başına müstakil değildir.
  • İhvan isek bir iddianın sahibiyiz demektir.
  • İhvanın kemâlâtı, olgunluğu, karşılaşmış olduğu olumsuz tecellilere verdiği tepkilerle ölçülür.
  • Kişi muhatabı ve müdahili olmadığı hiçbir meselenin şahidi olamaz.
  • Herkes kazanımlarını kayıplarını tespit etsin ki şuurlu bir hayat yaşayabilsin.
  • Birebir uyarılar insanı daha çok uyandırır.
  • Bütün canlılara dostça yakın olmalıyız.
  • Tekâmül için her anı yeniden yaşamak , her anın yeniden talibi olmak zorundayız.
  • Gayret etmeyen kişiden Kâmil insan olmaz.
  • Ehl-i talip bu Kâinatın özelidir, özetidir.
  • Kul, hizmeti kadardır. Kul, sevgisi kadardır, Kul hoş görebildiği kadardır. Kul feragat edebildiği kadardır. Kul paylaşabildiği kadardır.
  • Ehl-i ihvan’ın sevgisi Rabbi’nin sevgisi, meşguliyeti Rabbi’nin meşguliyeti olmalıdır.
  • Her an Rabbi ile meşgul olanın, muhatabı Rabbi olur.
  • Güzel bakmalı, güzel konuşmalı, güzel dinlemeliyiz.
  • Hayırları geciktirdiğimiz zaman şerre dönüşür. Şerleri geciktirdiğimiz zaman hayra dönüşür.
  • İhvanın irşad olmasının ön şartı teslimiyattır.
  • İlmen yâkinlik; bilmek ve kabul etmektir.
  • İhvan telkin edileni yaşadıktan sonra Hakkel yâkina ulaşır.
  • Kul, Rabbini ne kadar ciddiye alırsa, Rabbi’de onu o kadar ciddiye alır.
  • Rahman’ın sevgilisi olmak gönlü cenab-ı Resulullah’a yönetmek ve tabi olmakla orantılıdır.
  • İhvan, kendi özünde kâmil duruşa ulaşırsa, onda bir değil de nice esmanın açılımı, nice sıfatın inkişaf ve izhariyeti yaşanacaktır.
  • Dünkü gibi konuşan, dünkü gibi anlayan, dünkü gibi yaşayanın anı ve akibeti hüsrandır.
  • Ehli gönül olan, ,Resulullah’a ve Ehli Beyt’egönül veren Ehl-i İhvan’ın seyr-i sülüğü nefis merkezli akıl ile değil gönül merkezli akıl iledir.
  • İhvan, hayırda ve şerde damlayı derya mesafesinde görecek kadar Rabbini önemseyen olmalıdır.
  • Hakka vuslat, ancak aşk- sübhân ile olur.
  • Aşığın, sevgisinin sancısıyla uykularının kaçması lazım ki, orada aşktan söz edilebilsin.
  • Hayatla zıtlaşan değil hayatla uzlaşan olmalıyız.
  • Eğer kişi yarışacaksa hayırda yarışsın selâmda, yarışsın, paylaşmada hoş görüde affetmede yarışsın.
  • Kişi tercihinin neticesini yaşar.
  • İnsan, sevebildiği kadar, değer üretebildiği kadar insandır.
  • İhvan, arif olmalı ve gönlünü bütün olumsuzluklardan arındırmalıdır.
  • Herkes yaptıklarının neticesini yaşayacak.
  • Biz kulluğumuzu her gün yeniden yenilemeliyiz.
  • Üstünlük ancak takva ile sevgi iledir.
  • Allah hiçbir zaman abes ile iştigal etmez.
  • Her işte bizim için hikmet ve hayır vardır.
  • Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır.
  • Herkesin şeytanı, Cebrail’i, Mikail’i, İsrafil’i ve Azrail’i kendisiyle beraberdir.
  • Ehl-i ihvan demek arif olan, Hakk'a eren demektir.
  • Sevginin tezahürü ibadettir.
  • Eğer inanıyor, iman ediyor, seviyorsanız, yap denileni yapacak ve aksatmayacaksınız.
  • Sevenin ne gecesi ne gündüzü ne yorgunluğu ne bahanesi ne de mazereti olur.
  • Karşılaştığımız zorlukların tamamı tekâmül için ikrarımızı ispat içindir.
  • Bu âlem teşbih, tespit, tenzih, takdis ve şahadet âlemidir.
  • İnsanın Hak katında kadri, kıymeti sevgisi kadardır.
  • İnsan, yaşadığı zorluklar aşabildiği engeller kadar insandır.
  • Hiç zorluk, acı çekmeden, uğraş ve çaba sarf etmeden kimsenin başarıya ulaştığı görülmemiştir.
  • Hepimiz Allah’ın Resulûllah’ın ve Ehlibeyt’in aşkından muhabbetinden istifade edip Hakk’ta bakileşebilecek yetilere sahibiz.
  • İnsan, asliyeti kendisine unutturulmuş varlıktır.
  • Müsemmâ ehli olan için, isimler değişşe de asliyet değişmez.
  • Hiçbir güzelliği kendimize mal etmeden, bütün güzellikleri Rabbimizden bilmeliyiz.
  • Herkesin imtihanı iddiası kadar olur. Yani iddiası büyük olanın, imtihanı da büyük olur.
  • Kâinat, insan için, insana hizmet için halk edilmiştir.
  • Hayatın tamamı, kulluğun ve dostluğun talimidir.
  • Kişi bilgisinde değil yaşantısında kâmil insan olur.
  • Bizim yaşadıklarımız; tercihlerimizin, taleplerimizin ve dualarımızın neticesidir.
  • Mezheplerin farklı olması, dünya iklimlerinin, ırkların ve kültürlerin farklı olmasındandır.
  • İrfan mekteplerinin temelde aynı, detaylarda farklı farklı olması insanların, meşreplerinin farklı farklı olmasındandır.
  • Kimi takva ile kimi zikrullah ile, kimi hizmet ile, kimi de ibadet ile Hak rızasına ulaşmak ve kâmil insan olmak arzusundadır.
  • Din adına zıtlaşmalar, taraflaşmalar ve tefrikalar çıkarmak Rahman’ın ve Kuran’ın reddettiği duruşlardır.
  • Elin eksiğiyle uğraşan, kendi eksiğini hiçbir zaman göremez.
  • Biz bu âleme eksik tespit zabıtalığına gönderilmedik.
  • Âşık; mâşûkunu hususiyetle geceleyin, en çok yalnızlık halindeyken düşünür.
  • Geceleri ve seher vakti çok özeldir.
  • Dostluğun ilk şartı sevmektir. Fakat çıkarsız beklentisiz sevmektir.
  • Dost olmak, dostun her türlü yüküne katlanmaktır.
  • Bizim için yaşamak bir gündür, o da bugündür.
  • Kulluk adına yapmamız gereken ne varsa sabırla ve ihlâsla yapmalıyız.
  • Hak katında gıdalanmanın birinci esası, âdab-ı Muhammediye ve hakıkati Mahmudiye ile kıyam durmaktır.
  • Biz eyvallah tacını, ‘sensin’ tacını başımızdan, hiçlik hırkasını da eğnimizden hiçbir zaman çıkartmayacağız.
  • Bir damlanın hiçliğe ulaşması, onun deryaya düşmesiyle olur.
  • Bize ulaşan her tecellinin, Mevlâ'dan olduğunun bilincinde olalım ve rıza gösterelim.
  • Sakın tecellilerden kahreden, kederlenen olmayalım.
  • Tecellilerden şikayetçi olmak, kulun Rabbine olan saygısızlığıdır.
  • İhvan, hangi tecelli içinde olursa olsun, mutlaka güzel düşünmeli ve güzel değerlendirmelidir.
  • Edep ve âdap dışında nefes almayalım.
  • Biz, Cenâb-ı Resûlullah’ın vitrini olmalıyız.
  • Bütün nimetler ve âliyetler, gayret ve hizmet iledir.
  • Biz hangi hali yaşıyorsak bizim için hayırdır ve hikmetlidir.
  • Hikmete tabi olanlar hikmet ehli olurlar.
  • "Senin için Ya Rabbi" zevkiyle hayatı yaşayalım.
  • Huzur, ancak tevhid ile aşk ile sevgi ile Allah’a ve Resûlun’e yönelmek iledir.
  • Güzel ahlâk ve sevgi insanlığın omurgasıdır.
  • Her gününü son gün, her namazını son namaz, her muhabbetini son muhabbet gibi kabul eden kişinin yaşantısı Ehl-i ihvanca olur.
  • Büyük laf etmemeye çalışalım.Tevazu sahibi olalım.
  • Ehl-i Beyt olmak, hem nesebi hem de mezhebidir.
  • Ehl-i Beyt, Kur’an’ın ete kemiğe bürünmüş halidir.
  • Yaptığımız her şey kulluğumuzu ispat edercesine olmalıdır.
  • Halkı memnun etmek için Hakk'ı incitmeyelim.
  • Kemalat, hissedilen ilk nefesten son nefese kadar sadece Allah ve Resûl’u için say ve gayret etmektir.
  • Tevhid-i Ef-al hakikatin zübdesi, tevhidin nüvesidir.
  • Kullukta edebi olmayanın Hak’ta izzet bulması mümkün olamaz.
  • Hikmetleri seyretmenin tek şartı, tecellilere karşı sabırlı olmaktır.
  • Kişi yaşamış olduğu imtihanları aşabildiği kadar tekâmül etmiş olur.
  • Aslında bize zor gelen tecelliler, bizim için ikramdır.
  • Kulluğun esasında yap denileni yapıp sonucuna da razı olmak vardır.
  • Bütün kâinat, kişinin kendi hakikatine misaldir.
  • Öncelediğimiz Allah ve Resûl’u olmalı. Ertelediğimiz ise nefsimizin arzu ve istekleri olmalıdır..
  • Dervişi tekâmül ettirecek olan iştiyakı, kendine olan telkini, ve gayretindeki kararlılığıdır.
  • Her günü yaşamak, her günü diğer günden farklı bir alana taşımak için biz bugünün talebesiyiz.
  • Hatasını kabul edip hatasından dönen kul hayırlı kuldur.
  • Hedefi olmayanın istikameti de olmaz.
  • İhvan ne dünle ne de yarınla zaman kaybedecek sadece anını ve gününü değerlendirecek.
  • İhvanlık, halde örnek olmaktır.
  • Aile yaşantımızla, tecellilere olan tepkilerimizle, kişilerle olan ünsiyetimizle, her halimizle hele hele de ibadete olan düşkünlüğümüzle fark edilmeliyiz.
  • Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, Hak katında şerefli olamaz.
  • İbadet etmenin hoşnutluğunu yaşarken bu hoşnutluğu, ibadet etmeyenlere karşı bir üstünlük saymadan fail Allah'tır zevkiyle yaşamalıyız.
  • Kıyas, şeytani sıfatlardandır.
  • Karşımızda gördüğümüz eksikliği önce kendimizde tetkik etmeliyiz.
  • Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrine mürşitsiz yol bulamaz.
  • Baki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak Hak’ta ölüp Hak’ta dirilmektir.
  • Hayata ders veren değil de hayattan ders alan talip olmalıyız.
  • Anlayan ve öğrenen olmalıyız.
  • Anladığını genişleten, hayatına uyarlayan olmalıyız.
  • Tasavvuf önce şeriat-ı Muhammediye ile yaşanır.Sonra hakikat-ı Mahmûdiye ile hikmetler talim edilir.
  • Bir meselenin görevlisi olmak ayrı şeydir, gönüllüsü olmak ayrı şeydir.
  • Ehl-i ihvanla konuşularak halledilmeyecek hiçbir mesele olmamalıdır.
  • Hak dostları bir araya geldikleri zaman bakışmaları bile muhabbettir.
  • İhvanlığın dört ana esası vardır; ihlas, şecaat, cesaret ve cömertliktir.
  • Hayatın tamamında, her adımda, her bir nefeste; bir tuzak, bir imtihan vardır.
  • Gönül, Rahman ile coşarsa; kişi karşılaştığı her türlü tecelliye sabır ve tefekkür ile mukavemet gösterir.
  • İhvan, ne Dünya ne de ahiret beklentisi olmaksızın kulluğunu fi-sebilillah yaşamalıdır.
  • Kur’ân'ı öğrenmeye, okumaya, okutmaya, anlamaya ve yaşamaya çalışalım.
  • İslam, yap denileni yapmak; yapma denilenden uzak durmaktır.
  • Kulluğunu yarına erteleyenin Allah sevgisi yeterli değildir.
  • Tekâmül etmek için sürekli gayret halinde olmalıyız.
  • İnsana olan sevgisizlik Allah’a olan sevgisizliktir.
  • Allah’a vuslat ancak Aşk-ı sübhan ile olur.
  • Hak’ta bâki olabilmek için kayıtsız şartsız teslim olmalıyız.
  • Dilimizde zikrullah ile gönlümüzde her daim muhabbetullah ile inşa olmaya çalışmalıyız.
  • Şeriatın ihlâl olduğu yerde hakikat olmaz.
  • Her türlü tecelliden istifade edecek kadar arif,hiçbir zorluktan yılmayacak kadar da dirayetli olalım.
  • Arif olan baktığı her zerreden, karşılaştığı her tecelliden kendisine istikamet arar.
  • Ehl-i ihvan hatasında ve günahında ısrar etmeyen ve tövbesinde aceleci davranandır.
  • Âşık maşukundan gelen cefalardan haz duymazsa gerçek aşık olamaz.
  • Kendisindeki gayrilikten arınan insan için dışarıda ve içeride gayri olan hiçbir şey kalmaz.
  • Kişinin samimiyeti, sadakati ve sevgisi ona istikamet verir.
  • Bizden istenilen öncelikle safiyet, samimiyet ve sadakattir.
  • Ehl-i ihvan öyle bir kristalize olacak, safiyet kazanacak, kendi benliğinden öyle bir sıyrılıp latifleşecek, şeffaflaşacak, kendine ait bir renk zan düşünce ve duygu kalmayacak ki Allah’ın boyasıyla boyansın yani Resûlullah’ın haliyle hallenmiş olsun.
  • Gayret, kulluğun esasıdır.
  • Biz bildiklerimizle amel edelim. Bilmediklerimiz, bize bildirilecektir.
  • Her Ehl-i ihvan bulunduğu cemiyette fark edilmelidir.
  • Bizim sabrımıza, bize kötülük yapanların şahitlik etmesi lazım.
  • Asli maksadımız, nefsimizi ve Rabbimizi tanımaktır.
  • Gayret etmeyen kişiden kâmil insan olmaz.
  • İhvan, kendi hakikatine seyri sülük ederken hem dünyasını hem de ukbâsını saadete erdirmiş olur.
  • Muhabbetimiz Resûlullah’ın ve Ehl-i Beyt’in muhabbeti, davamız Hak davası olsun.
  • Eğer insan Rahman’ın aynası olacaksa yansıtıcılığının çok net,arı ve duru olması lazımdır.
  • Eğer bir olumsuzlukla, zorlukla karşılaşıyorsak, bu bizim olumsuzluluğumuzdandır.
  • Arz ve semada her ne olursa insan ile ilişkilidir.
  • Sözümüzün ilk müşterisi kendi kulağımız olmalıdır.
  • İslâm şahitlik ile başlar, şuhut ile yaşanır. Ve yine şahitlik ile kemal bulur.
  • Hangi başarı vardır ki uğraşsız gayretsiz ve gönülsüz zuhura gelsin.
  • Aşığın ölümü Hakk’ta vuslat, sonsuzluğa uyanmak ve sonsuzluğu yaşamak olur.
  • Artık etrafımızla ve kendimizle olan kavgamızı bitirip, sevgiyle nefes almanın gayretinde olmalıyız.
  • Kişinin kararlılığı tecellilere gösterdiği mukavemeti kadardır.
  • Aşık hep maşukundan söz etsinler, hep ondan konuşsunlar ister; zaten gayrı şeyler aşığı rahatsız eder.
  • Kişi mutmain olmadıkça kulluğunda, dostluğunda hep hüsrandadır.
  • Cemal aşıkları için gayri olan her şey haramdır.
  • Zikrin esası namazdır, muhabbetullahdır.
  • İhvan, hayatın tamamında Rahman’ın iradesi altında yaşamaya dikkat ve özen göstermelidir.
  • Her şeye rağmen seveceğiz
  • Her şeye rağmen hizmette gayretli olacağız
  • Kulluk, içinde Rabbi'nden başkasını bulundurmayan, gayrilerden boşalmış hiçlik makamıdır.
  • Hayatın ve kulluğun emanetçisi olduğumuzu, bu emaneti taşımamız ve ehline teslim etmemiz gerektiğini hatırdan çıkartmamalıyız.
  • Hayatı hep Hakkça yaşamanın gayretinde olmalıyız.
  • Hayat, bizi kullukta belirli bir kıvama taşımak içindir.
  • Kendine gafil olan, Allah’a arif olamaz.
  • Her varlık Hakk'tandır ve Hak ile kaimdir.
  • Bütün masivalardan arınmak, “ölmezden önce ölmek” Hak’ta ebed olmak; olağanüstü bir azim ve gayret ister.
  • Kişinin kararlılığı, cesareti, azmi ve sevgisi bir arada tekmil olursa; kişinin önünde aşamayacağı engel ve mâni olmaz.
  • Talibin âli ve en yüce değerlere ulaşabilmesi, Allah ve Resûlu’ne olan muhabbeti, sevgisi ile orantılıdır.
  • Hedefimiz ve gayemiz, bugün tevhid noktasında Allah’ı Resulullah’ı ve Ehl-i Beyt’i dünden daha farklı idrak etmek ve yaşamaktır.
  • Tevhid adına bize yapılan teklifatın tamamını yaşamak, bizi kendimize döndürmek ve kendi hakikatimizle tanıştırmak içindir.
  • Tevhid meratiplerindeki yaşam talimlerinin tamamı, bizi kendi ruh derinliğimizdeki iç potansiyelimizden istifade ettirmek adınadır.
  • İhvanın bilip, yapmak isteyip de yapamamasının sebebi kendisinde yetersiz olan kararlılığı, gayreti ve talebidir.
  • Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, mükerrem ve münevver olamaz.
  • Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrinde mürşitsiz yol kat edemez.
  • Kulluk adına yaşanılacak ne kadar âli değerler varsa, bunların tamamı ancak mürşid-i kâmilin nezaretinde ve refakatinde yaşanılabilir.
  • Bâki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak, Hakk’ta ölüp Hakk’ta dirilmektir.
  • Yaşadığımız ne tür olumsuzluk olursa olsun, bizim hedefimize olan iştiyâkımızı arttırmalıdır.
  • Her türlü olumluluk ve olumsuzluktan istifade eden olalım.
  • Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır.
  • İhvan, kendisini yargılayan, kendisini öz eleştiriye açık tutan ve kendini kemâle taşıyan olmalıdır.
  • İhvan, ancak telkin edilen hikmetli sözleri, hadisleri ve ayetleri yaşantısına uyarlayarak gayretinde istikamet bulabilir.
  • Kim hidayeti dilerse hidayete ulaşacak; kim hidayete ulaşmak istemezse Rahmân da ona hidayet etmeyecek.
  • İnancı olmayanın istikameti olmaz.
  • İnsan-ı asli Allah’ın aynasıdır.
  • Nurun olduğu yerde zulüm, dinin olduğu yerde kin, sevginin olduğu yerde nefret olmaz.
  • Ehl-i ihvan demek arif olan gerçeklere eren demektir.
  • Herkes tercihinden yönelişinden meyil ve rızasından sorumludur.
  • Nimete ulaşmak için mutlaka hizmete talip olmalıyız.
  • İhvan düşünmekle, keşfetmekle ve gayret ile kemâlat bulur.
  • “Rabbim” diyen için zaten zorluk yoktur.
  • Hedefi olmayanın istikameti de olmaz.
  • İslam, aslen teslim olmak ve selamet bulmaktır.
NAMAZ VAKİTLERİ