11 Aralık 2019
14 Rebiü'l-Ahir 1441
MENÜ
SOHBETLER HAZRET-İ MUHAMMED'IN
(S.A.V) HAYATI
SEVGİLİ PEYGAMBERİM KUR'AN-I KERİM İLMİHAL İSLAM VE TOPLUM 40 HADİS HADİS-İ ŞERİFLER OSMANLICA SÖZLÜK RÜYA TABİRLERİ BEBEK İSİMLERİ ABDÜLKADİR BİLGİLİ
(SEBATİ) DİVANI
NİYAZİ MISRİ DİVANI HİKMETLİ SÖZLER KUR'AN-I KERİM ÖĞRENİYORUM KUR'AN-I KERİM (SESLİ ve YAZILI) SESLİ ARŞİV İLAHİLER
İSLAM ve TASAVVUF
TASAVVUFUN TARİFLERİ TASAVVUFUN DOĞUŞU TASAVVUFUN ANADOLU'YA GİRİŞİ HALVETİLİĞİN TARİHİ HALVETİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ HALVETİLİĞİN TÜRK TOPLUMUNDAKİ YERİ HALVETİYYE SİLSİLESİ PİRLERİMİZİN HAYATLARI MEHMET ALİ İŞTİP (VAHDETİ) ABDÜLKADİR BİLGİLİ (SEBATİ) İBRAHİM GÜLMEZ(KANÂATÎ)
EHLİ - BEYT
EHL-İ BEYT KİMDİR? EHL-İ BEYTİ SEVMEK
RESÛLULLAH'I SEVMEKTİR
EHL-İ BEYT EMANETİ RESÛLULLAH'TIR EHL-İ BEYTİN HALİ NUH'UN GEMİSİ GİBİDİR EHL-İ BEYT OLMAK HEM NESEBİ HEMDE MEZHEBİDİR
ONİKİ İMAMLAR
HZ. İMAM ALİ K.A.V RA HZ. İMAM HASAN-I (MÜCTEBA) HZ. İMAM HÜSEYİN-İ (KERBELA) HZ. İMAM ZEYNEL ABİDİN HZ. İMAM MUHAMMED BAKIR HZ. İMAM CAFER-İ SADIK HZ. İMAM MUSA-İ KAZIM HZ. İMAM ALİYYUL RIZA HZ. İMAM MUHAMMED CEVAD (TAKİ) HZ. İMAM ALİ HADİ (NAKİ) HZ. İMAM HASAN’UL ASKERİ HZ. İMAM MUHAMMED MEHDİ






HİCRETİN İKİNCİ YILI OLAYLARI


Hicretin ikinci yılı başlarında müşrikler, müslümanlara karşı son derece saldırgan bir tutum içerisindeydiler. Bu sıralarda müslümanlara, Hac suresinin 39. Ayetiyle kendilerini savunmak için mücadele ve savaşma izni verildi. Resulü Ekrem Efendimiz zaman zaman, düşmanın durumu hakkında bilgi edinmek üzere, gerek Medine çevresine gerekse Mekke dolaylarına kadar seriyyeler gönderiyordu. (Bilgi edinmek amacıyla keşfe gönderilen küçük birliklere seriyye denilirdi.)

Peygamber Efendimiz bizzat kendisinin de katıldığı askeri yürüyüşler düzenleyerek Mekke ile Medine arasındaki kabilelerle görüştü. İslam düşmanlarına yardım etmemek ve icap ederse müslümanlara taraftar olmak üzere onlarla antlaşmalar yaptı. Resulullah Efendimizin bizzat katılıp idare ettiği askeri harekatlara Gazve denirdi.

Kıblenin Tayini:

Hicretten 18 ay sonra Şaban ayının 15. Günü Miladi 623 yılında Hz. Muhammed (SAV) Medine’de Seleme oğullarının yurdunda öğle namazını kıldırırken, ikinci rekatın sonunda Bakara suresinin 144. Ayeti nazil oldu. Cenab-ı Hakk’ın emri ile Resulü Ekram ve bütün namaz kılan müslümanlar yönlerini Mescid-i Aksa’dan Mescid-i Haram’a çevirdiler ve ondan sonra da Kıble yönü Mescid-ül Haram oldu. Bu yüzden Seleme oğullarının mescidine de Mescid-ü Kıbleteyn (iki kıbleli mescid) denildi.

Peygamber Efendimiz, Medine’ye baskın hazırlığı yapan Kureyş’in durumunun incelenmesi için Recep ayının sonlarına doğru, halasının oğlu Cahş oğlu Abdullah komutasında 8 kişilik bir seriyyeyi Mekke tarafına gönderdi. Seriyye, Nahle vadisinde Kureyş’in Taif’ten dönmekte olan bir kervanona rastladılar. Kervanon reisi Hadrami Amr’ı öldürerek, iki esir ile birlikte kervanı ele geçirdiler ve zaptettikleri mallarla Medine’ye döndüler. Abdulla Bin Cahş ganimet mallarını ve esirlerini getirip teslim etti. Resulü Ekrem onlara:

-“Ben size haram aylarda savaşmayı emretmedim.” Diyerek esirleri ve ganimetleri kabul etmedi.

Mekke müşrikleri bu olayda öldürülen Amr’ın intikamını vesile ederek savaş hazırlıklarını hızlandırdılar. Ayrıca bu olay haram aylardan olan Recep ayında vukuu bulduğu için de;

-“Muhammed haram aylara dahi saygı göstermiyor, kan döküyor.” Diye yaygaralar kopardılar. Bunun üzerine Allah CC.:

-“Sana haram ayı ve o ayda yapılan savaşı sorarlar. Deki o ayda savaşmak büyük günah ise de, insanları Allah yolundan alıkoymak, onu inkar etmek, Mescid-, Haram’ı ziyaretlerine engel olmak, halkını oradan çıkarmak, Allah katında daha büyük günahtır.” Buyurdu. (Bakara-217) Bu ayetin inzalinden sonra Resulü Ekrem Efendimiz ganimetleri kabul etti, ancak paylaşılmasını Bedir harbinden sonraya tehir etti.

O sene Ramazan ayında oruç tutmak farz oldu. (Bakara-183,184,185) Bedir savaşı da bu ayda vukuu buldu.

Kureyş, Resulullah’ı öldürmek ve islamiyeti ortadan kaldırmak için savaş hazırlığı yapıyordu. Bu savaşın masraflarını karşılamak için de Ebu Süfyan başkanlığında büyük bir ticaret kervanını Şam’a gönderdiler.

Seriyyeler vasıtası ile olan biteni haber alan müslümanlar, Şam’a giderken kervana engel olmak istediler, fakat yetişemediler. Kervanın Şam’dan dönüşü haber alınınca Canab-ı Resulullah, 64’ü muhacirlerden, geri kalanı da ensardan olmak üzere 305 kişilik bir kuvvetle Medine’den Bedir yönüne doğru hareket etti.

Hz. Peygamberin kervanın üzerine hareket ettiğini haber alan Ebu Süfyan, Mekke’ye bir haberci göndererek kervanın korunması için yardım istedi. Esasen aylardan beri sevaş hazırlığı içinde olan Mekkeliler, hem kervanı kurtarmak hem de müslümanlardan intikam almak üzere Ebu Cehil komutasında 1000 kişilik bir ordu ile Medine yönğne doğru hareket ettiler. Orduda Ebu Leheb’in dışında bütün Kureyş uluları da bulunmaktaydı.

Resulü Ekrem Efendimiz kervanı araştırdğı esnada, Zerifan vadisinde iken, Kureyşin büyük bir ordu ile kervanı kurtarmak üzere Medine’ye doğru yürümekte olduğu haberini aldı.

Bunun üzerine Resulullah, ashabını toplayıp istişare ederek, kervanın peşine düşmek ya da Kureyş ordusunun karşısına çıkmak konusunda tercihlerini sordu. Savaşa hazırlıklı olarak çıkılmadığı için, çoğunluk kervanın peşine düşülmesi görüşünde idi. İlk müslümanlardan Esved oğlu Mikdat söz alara;

-“Ey Allah’ın Resulü, Allah’ın emri ne ise biz ona itaat ederiz. Her ne surette olursa olsun seninle beraberiz, Allah’a yemin ederim ki dünyanın neresine gitsen, seninle beraber gideriz.” Buyurdu.

Cenab-ı Resulullah Mikdat’ın sözlerinden son derece memnun oldu. Ancak Ensarın, Akabe biatında Medine dışında muharebe edeceklerine dair bir taahhütleri olmadığı için onların da fikirlerini sordu. Muaz oğlu Saad:

-“Ya Resulullah, biz sana inandık, Allah tarafından getirdiğin şeylerin hak olduğunu kabul ettik. Sana itaat ederek uyduk ve bu hususda sana söz verdik. Artık siz ne dilerseniz emrediniz. Seni gönderen Allah hakkı için eğer denize girsen seninle beraber gireriz, hiçbirimiz geri kalmayız, biz düşmana karşı çıkmaktan çekinmeyiz, muharebeden geri dönmeyiz, biz sabredicileriz ve doğru kimseleriz. Cenab-ı Hakk’a yalvaralım ki bizden memnun olacağınız işleri bizlere göstersin, hemen Allah’ın lütfu ile bizimle istediğiniz tarafa gidelim.” Dedi.

Bedir Savaşı:

Böylece İslam ordusu Bedir köyüne doğru yürüdü. Resulu Ekrem (SAV), size müjdelerimki Allahu Teala bana iki taifeden birini vaad etti, buyurdu.(Enfal-7) Bedir’e varılınca da; burada filan, şurada da filan ölecektir diye müşriklerin ileri gelenlerinin ölecekleri yerleri mübarek elleriyle bir bir gösterdi ve muharebe esnasında da o müşrikler gösterilen yerlerde can verdiler.

Bu sıralarda Ebu Süfyan, kervanı islam askerlerinden kaçırmayı başararak oradan uzaklaştı. Mekkeliler de kervanın kurtulduğunu bildirerek geri dönmelerini istedi. Fakat müşriklerin ileri gelenleri, bilhassa Ebu Cehil buraya kadar gelmişken müslümanlara bir ders vermeden geri dönmeyi gururuna yediremeyerek orduyu Bedri’e sevk etti ve islam ordusundan önce Bedir’e vararak oradaki suyu da zaptetti.

İslam ordusu da Bedir’e yakın bir yerde bir kumlukta karargah kurdu. Bu arada İslam askerleri susuzluktan sıkıntı çekmeye başladılar. Kureyş ordusu İslam ordusuna nazaran kat kat fazla olduğu halde, Cenab-ı Hakk o gece Kureyşlierin içine bir korku düşürdü. Geceyi telaş ve düşünce içinde geçirdiler. İslam askerlerine de tatlı bir uyku verdi. Onlar da geceyi emniyette uyuyarak geçirdiler. Ertesi gün Ramazan-i Şerif’in 17. Cuma günüydü. Sabah olunca yağmurlar yağdı ve seller aktı. İslam ordusu gerekli su ihtiyacını giderdi. Yerler de sertleştiği için yürüyüş kolaylaştı. (Enfal-7)

Araplar öteden beri hep kabileceilik gayretiyle savaşmışlardı. Bu savaş ise din uğruna yapıldığından, aynı kabilelerin insanları birbirleri ile çarpışacak, kardeş, amca, yeğen hatta baba ile oğul birbirlerine karşı savaşacaklardı.

Savaştan önce, her iki taraftan birkaç kişinin ortaya çıkıp çarpışarak savaşı kızıştırması o devrin adetlerindendi. Buna mübareze denirdi. Kureyş reislerinden Utbe bin Rebia, kardeşi Şeybe ile oğlu Velid’i alarak ortaya çıktı. Müslümanlardan dövüşçü istediler. Hz. Peygamberin emri ile Şeybe’ye karşı Hz. Hamza, Velid’e karşı Hz. Ali, Utbe’ye karşı da Ubeyde çıktılar. Hz. Hamza ile Hz. Ali bir hamlede hısımları öldürdüler. Yaralanan Ubeyde’nin yardımına koşarak Utbe’nin de işini bitirdiler. Böylece savaş kızıştı ve müşrikler saldırıya geçtiler. Müslümanlar iman coşkusu ile kahramanca savaşarak, Cenabı- Allah’ın da yardımı ile ( Ali İmran-123) müşrikleri büyük bir bozguna uğrattılar. Müşrikleri savaş alanında 70 ölü ve 70 esir bırakarak kaçtılar. Ölüler arasında müşriklerin başkanı olan Ebu Cehil ile birlikte, müslümanlara en fazla düşmanlık gösteren Kureyş büyüklerinden 24 kişi bulunuyordu. Müslümanlardan ise 6’sı muhacir ve 8’i ensar olmak üzere 14 kişi şehid oldu. Bedir zaferi Medine’de müslümanlar arasında bir bayram sevinci yaşattı. Mekke ise yasa büründü. Ebu Leheb de bir hafta sonra üzüntüsünden öldü.

Savaş sonunda müslümanlar aldıkları esirlerin ellerini başlayarak Medine’ye doğru yola çıktılar. Fahri Kainat Efendimiz bu durumu görünce çok üzüldü ve bugün dahi insanlığı hayretlere düşüren şu emri verdi;

-“Onları çözünüz. Yiyecek ve suyunuzu onlarla eşit olarak paylaşınız. Savaş bitmiştir. Siz insanlık sevgisinn temsilcilerisiniz. Onlardan bir lokma fazla yememeli, bir yudum dafazla su içmemelisiniz.”

Böylece müslümanlar esirlerle birlikte Medine’ye döndüler. Esirler hakkında yapılan görüşmelerde, fidye (kurtuluş bedeli) ödeyebilecek olan esirlerin fidye karşılığı serbest bırakılmaları, fidyelerini ödeyemeyecek olan esirlerin ise Medineli her 10 çocuğa okuma yazma öğretmeleri sonunda serbest bırakılmaları kararlaştırıldı. Bu şekilde de tatbit edildi. Ancak okuma yazma bilmeyen ve fidye de veremeyecek durumda olan esirler ise karşılıksız serbest bırakıldılar.

Bedir savaşı sıradan bir muharebe olmayıp, aksine İslamın manevi gücünü ispat eden ve İslamın kaderine tesir eden büyük bir zaferdir. Nitekim bu zaferden sonra İslama karşı birlik kurmak için başlatılan Yahudi toparlanması dağıldı. Birçok yahudi kabile reisleri Fahri Kainat Efendimiz ile özel antlaşmalar yaparak tehlike olmaktan çıktılar. Sadece Mekkeliler intikam hırsına kapıldılar ve tüm servetlerini ortaya koyarak çılgınca bir savaş hazırlığına giriştiler.

Beni Kaynuka Gazvesi:

Hicretin ikinci yılının Şevval ayında Hz. Peygamber Medine’de barış içinde yaşamak maksadı ile yahudilerle bir antlaşma yapmıştı. Fakat yahudiler antlaşmayı ihlal etmek için daima düşmanca davranıyorlardı. Ehli kitap olmalarına rağmen, eski düşmanlıklarını hatırlatarak müslümanlardan Evs ve Hacret kabilelerinin aralarını açmak ve birbilerine düşürmek istiyorlardı. Hatta daha ileri gidip, müslümanlar kitap ehli olamlarına rağmen, müşrikler mü’minlarden daha doğru diyerek fitne çıkartıyorlardı.

Sabahleyin müslüman görünüp, akşam müslümanlarla alay ediyorlardı. Tevrattan Hz. Muhammed (SAV)’in hak peygamberi olduğunu bilemelerine rağmen fitne çıkartmaktan geri kalmıyorlardı. Müslümanlarla yahudiler arasında yapılan vatandaşlık antlaşmasını ilk bozan Kaynuka kabilesi olmuştur. Müslümanlardan bir kadın alışveriş için gittiği Kaynukalı bir kuyumcunun dükkanında otururken haberi olmadan eteğini oturduğu yere bağladılar. Kadın ayağa kalkınca eteği açıldı. Mahçup duruma düşen kadın burada müslüman yok mu diye bağırmaya başladı. Kadının feryadını duyan bir müslüman yetişerek o yahudiyi öldürdü. Orada bulunan yahudiler de o müslümanı şehid ettiler. Bu olay Kaynuka kabilesi ile müslümanların aralarının açılmasına sebep oldu. Resulü Ekrem Efendimiz bozulan anlaşmayı yenilemeyi teklif ettiyse de, Kaynukalılar bunu kabul etmeyerek;

-“Sen bizi savaş bilemyen Mekkeliler mi sanıyorsun, bizler savaşa hazırız dediler.”

Bunun üzerine Cenab-ı Resulullah, Ebu Lübabe’yi Medine’ye vekil bırakarak Şevval ayının ortasında ordusu ile Beni Kaynuka’yı muhasara etti. 15 gün süren muhasara esnasında diğer yahudi kabilelerden göremeyen Kaynukalılar teslim olmaya mecbur oldular. Antlaşmayı bozdukları için ve vatana ihanet ettiklerinden öldürülmeleri gerekiyordu. Daha önce Kaynukalılar, Hazrec kabilesinin himayesi altındaydılar. Hazrec kabilesinin reisi Abdullah’ın Kaynukalıların öldürülmemelerinde ısrar etmesi üzerine Resulullah da onların Medine’den sürülmelerini emretti. 700 kişilik Kaynuka kabilesi Şam tarafına sürüldü. Mallarına da el konularak 1/5’i beytül mal’e (devlet hazinesine) verilerek geri kalanı gazilere eşit olarak paylaştırıldı. Toprakları da topraksız müslümanlara dağıtıldı. Böylece müslümanlar Kaynuka kabilesinin kötülüklerinden kurtulmuş oldular.

Sevik Muharebesi:

Bedir Savaşı esnasında Mekkelilerin ileri gelenleri öldüğünden Kureyş’in başkanı Ebu Süfyan oldu. Bedir savaşının yenilgisini hazmedemeyen Ebu Süfyan, öcünü almadıkça yıkanmayacağına, koku sürünmeyeceğine ve kadınlarının yanına girmeyeceğine yemin etmişti. Bu sebeple 200 atlı alarak Medine’ye bir saatlik mesafede olan Urays köyüne gelip, ensarda Sa’d bin Amr ile hizmetçisini şehid etti. Birkaç ev ve hurma ağacını da ateşe vererek yeminim yerine geldi diye dönüp kaçtı. Olayı haber alan Cenabı Resulullah, 80 süvari ve 120 yaya ile arkalarında takibe çıktıysa da çok hızlı kaçan Ebu Süfyan’a yetişemediler. Mekkelilerin erzak olarak getirip, kaçarken ağırlık olmasın diye bıraktıları çuvallar dolusu kavrulmuş un (sevik), müslümanların eline geçtiğinden bu gazveye Sevik Gazvesi denmiştir.

Hicretin 2. Yılındaki diğer olaylar:

Hicretin ikinci yılında zekat farz olundu. Yine bu yılda Ramazan ve Kurban bayram namazları, fıtr sadakası ile kurban kesmek vacip kılındı. (Bazı islam bilginleri, zekatın Mekke devrinde farz kılındığı, Medine devrinde ise zekatın verileceği yerlerin tesbit edildiği görüşündedirler.)

Ailesi Hz. Rukiye’nin rahatsızlığı dolayısıyla Hz. Osman Bedir savaşına katılamamaştı. Bedir savaşı esnasında Hz. Rukiye vefat etti. Daha sonra Hz. Osman, Hz. Ümmügülsim ile evlendi. Bundan dolayı kendisine Osman-ı Zinnureyn (iki nurlu) denildi.

Ali Murteza KAV. İle Hz. Fatıma’nın evlenmesi:

Şeyh Tirmizi, Nazm-ı Dar-ül-Sıbteyn adlı eserinde Enes bin Malik’ten şu rivayeti nakletmektedir.

-“Birgün Hz. Muhammed’in hizmetindeydim. Mübarek yüzünde vahiy eserleri zahir oldu ve buyurdu ki:”

-“Ey Enes, Cebrail bana gelip Allah’ın, Ali ile Fatıma’nın evlenmelerini emrettiği haberini getirdi. Şimdi muhacir ve ensarın ileri gelenlerini topla.”

Ben de O’nun emri iktizasınca muhacir ve ensarı topladım. Hz. Peygamber, beliğ bir hutme irad ederek şöyle buyurdu.:

-“Ey kavm, Vecibül Vücud’un emri ve Mabud’un nafiz hükmü var. Fatıma-tüzzehra’yı Ali Murteza’ya nikahlayacağım, siz de buna sahid olacaksınız.

Derhal Ali Murteza’yı hazır ettiler. Peygamber:

-“Ya Ali, Fatıma’yı 400 miskal halis gmüş mihr ile sana verdim. Kabul ettin mi? “ dedi.

Ali Murteza cevap verdi.

-“Ya Resulullah, razı olup kabul ettim.”

Bunun üzerine Hz. Peygamber, Fatıma’yı Ali Murteza’ya nikahladı. Ümmü Selem'ye ,Ali'nin odasına varıp Fatıma'yı teslim etmesini emretti.Hz.Peygamber'de namzazdan sonra giderek bir testi su üzerine münasip gördüğü ayetleri okuyup ,Hz.Ali'ye o testiden abdest aldırdıktan sonra geri kalanını Fatıma'nın göğsü üzerine saçarak:

-Ey Allah'ım onu ve zürriyetini şeytandan muhafaza buyur,diye dua etti.Suyun birazınıda Murtaza'nın üzerine saçıp şöyle buyurdu:

Ya Rab'bi ,beni nasıl temizledinse onların ikisini de öyle temizle.

Daha sonra Hz.Peygamber dışarı çıkmak istediğinde Hz.Fatıma ağlamaya başladı.Hz.Peygamber.

-Ey Ciğer köşem ağlama.Allah'a minnet olsun seni öyle bir kimseye vermişim ki,kadri ,bütün insanlardan fazla ve herkesten ziyadedir.O,ehlibeytimden bana en yakını ve ahbaplarımın arasında en faziletlisi,ensarımında en şereflisidir.Nefsimin kudret eli kabzasında bulunan mabud hakkı için,seni verdiğim kimse,Dünya'da sultan ve Ahiret'te de efendidir,buyurdu.

Hz.Fatıma cevap verdi:

-Ya Resulullah,ben mal azlığından veya halimin güçlüğünden endişe ile Ali'ye varmakta tereddüt eder değilim,sadece senin şerefli hizmetinden ayrılmak lazım geleceği için üzülmekteyim.

UHUD SAVAŞI:

Bedir savaşında Mekke müşrüklerinin ileri gelenlerinden pek çoğu ölmüş olduğundan Kureyş'in başına Ebu Süfyan geçti. Bedir'de yakınlarını kaybedenler,Mekke'de Ebu Süfyan'a baş vurarak Darun Nedve'de toplandılar.Neticede Şam kervanının kazancı ile bir ordu toplanmasına,Medine'ye hücum edilerek müslümanlardan öç alınmasına karar verildi.

Kervan kazancının yarısı ile çöldeki kabilelerden iki bin asker toplandı.Mekkelilerin de katılmasıyla üç bin kişilik bir ordu kuruldu.Orduda 700 zırhlı süvari,200 atlı süvari,3000'de deve bulunuyordu.Başta Hind olmak üzere bazı Mekkeli kadınlarda askerleri savaşa kızıştırmak için orduya katıldılar ve ordu Medine'ye doğru hareket etti.

Peygamberimizin amcası Abbas,Bedir'de esir düştükten sonra müslüman olmuş,fakat müslümanlığını gizlemişti.Bedir'de çok zarar gördüğünü bahane ederek bu orduya katılmayan HZ.Abbas,bşr haberciye Resulullah'a bir mektup göndererek durumu ona bildirdi.Hz.Peygamber'in durumu araştırmak için gönderdiği keşif kolları da Kureyş ordusunun Medine'ye yaklaştığını haber verdiler.Bu durum üzerine Resulullah Efendimiz ashabı toplayarak:

-Düşmanı Medine'de mi karşılayalım,yoksa şehir içinde mi savunma tedbirleri alalım?, diye istişarede bulundu.

Bir gece önce Resulü Ekrem ,rüyasında bir takım sağırların boğazlandığını,Zülfikar adlı kılıcının ucu kırılıp bir gedik açıldığını ve üzerine sağlam bir zırh giyerek mübarek elini o zırhın yakasına sokmuş olduğunu görmüştü.Sabahleyin bu istişare esnasında rüyasını ashabına anlattı ve:

-Boğazlanan sığırlar ashabından şehid olacak kimselere ve kılıcımın ucundaki gedik,Ehlibeytimden birinin şehid edileceğine işarettir.O kuvvetli zırh da Medine demektir,diye tabir etti.

Buradan anlaşılacağı gibi Cenabı resulullah'ın düşüncesi,Medine'de kalarak savunma yapmak ve müşrükleri Medine sokaklarında döğüşe sokmaktı.

Müslümanların,kahramanlık,şecaat ve iman kuvvetlerini iyi bilen müşrükler bu savaşa gelirken sayıca ve techizat bakımından üstün olamlarına güvenerek,bundan cesaret almaktaydılar.Eğer savaş Medine sokaklarında yapılsaydı,müşrük orsusu bölüneceği için cesaretleri kırılacak ve belkide çoğu savaşmaktan geri döneceklerdi.Bu şekilde sokak çarpışmalarında müslümanlar mutlaka üstün gelirlerdi.Hz.Muhammed sav'in ileriyi görme yönünden,bütün müslümanlardan üstün olduğu şüphe götürmez bir gerçekti.

Ashabın ileri gelenlerinden bazılarrı da Cenabı resuluulla gibi Medine'de savunma yapmak görüşündeydiler.Ancak büyük çoğunluk ve bilhassa Bedir savaşına iştirak etmemiş olan genç müslümanlar,düşmanla Medine dışında savaşmak istiyorlardı.Resulü Ekrem'de çoğunluğun arzusuna uyaraka birbiri üzerine iki zırh giyip savaş techizatını kuşanarak haneyi saadetinden çıktı.

Bu arada Resulullah'ın arzusuna aykırı davranmakla hata ettiklerini anlayanlar bu fikir ve isteklerinden vazgeçtilerse de ,resulu Ekrem:

-Bir Peygamber zırhını giydikten sonra savaşmadan çıkamaz.(Zadüll mead,2-231) Eğer sabreder,görevinizi tam yaparsanız,Allah'ın yardımıyla zafer bizimdir,buyurdu.

İslam ordusu hazırlandı,cuma namazından sonra 1000 kişilik bir kuvvetle Uhud'a doğru hareket ettiler.(Ali İmran,173)Ancak münafıkların reisi Übeyy oğlu Abdullah bazı bahaneler öne sürerek kendisine bağlı 300 münafıkla orduda ayrılarak geri dönünce,müslümanlar Uhud'a 700 asker ile ulaşmış oldu.(Ali İmran,16-167) Uhud'a vardıklarında ,müşrüklerin oraya yerleşmiş olduklarını gördüler.Peygamber Efendimiz ordusunun arkasını Uhud dağına vererek Medine'ye karşı saf yaptı.Müşrüklerde İslam ordusunun karşısında saf oldular .cenabı Resulullah ,solundan Ayneyn dağına Cübeyr oğlu Abdullah komutasında 50 okçu yerleştirerek onlara:

-Galipte gelsek ,mağlupda olsak ,benden emir gelmedikçe yerinizden ayrılmayacaksınız.Şu vadiden,düşman atlıları arkamıza dolaşıp bizi kuşatabilirler.Oklarınızla onları buradan geçirmeyiniz.Çünkü at oku yiyince ilerleyemez,buyurdu.

Ebu Süfyan komutasındaki 3000 kişilik müşrük ordusunun sağ kanadına Velid oğlu Halid,sol kanadına Ebu Cehil'in oğlu İkrime,Süvarilere Ümeyye oğlu Savfan,okculara ise Rebia oğlu Abdullah komuta ediyordu.

Savaş Bedir'de olduğu gibi mübareze ile başladı ve Kureyş sancağını taşıyan Abdül dar soyundan dokuz kişi sırasıyla İslam cengaverlerinin elinden ecel şerbeti içtiler.

Fahri Kainat Efendimiz elinindeki kılıcı uzatarak:

-Hakkını ödemek şartıyla bu kılıcı kim ister?,diye sordu.Ensardan olan Ebu Dücane:

-Bunun hakkı nedir Ya Resulullah?,diye sordu.

Resulu Ekrem, ona :

-Eğilip bükülünceye kadar düşmanla savaşmaktır,diye cevap verdi.Bunun üzerine Ebu Dücane hemen kılıcı aldı ,vakar ve azametle,müşrükleri adeta titreterek harp sahnesine doğru yürüdü.Bu hali gören Cenabı Resulullah:

-Allah gururu sevmez fakat,Ebu Dücane'niin bu yürüyüşü böyle bir durumda Allah'ın pek hoşuna gider,buyurdu.

Kılıcın üzerinde ise “kaderden kaçılmaz,korku kaderi geri çevirmez.Allah'ın düşmanlarından korkmakta utanç,onlara karşı yürümekte şan ve şeref vardır”yazılıydı.

Ebu Dücane pek çok müşrüği kılıçtan geçirdikten sonra ağır yaralandı ve :

-Ya Rab'bi beni Fahri Alemin dizinin dibinden cennetine al,diye niyaz etti.Bu duayı mana penceresinden seyreden Resulullah Efendimiz etrafındakilere:

-Neye mal olursa olsun Ebu Dücane'yi buraya getirin,diye buyurdu.Hz.Ali kav ve arkadaşları meydana atılarak Ebu Dücane'yi getirdiler.Ebu Dücane Efendimizin ayaklarına sarılıp:

-Ya Resulullah benden memnun musun?Benim için önemli olanı budur,diyerek beka alemine göçtü.

Bu sıralarda Hz.Hamza'da karşısına çıkan müşrüklerin kimini öldürüp kimini de yaralıyarak kahramanca savaş alanının her yanına korkular salıyordu.

Mekke ileri gelenlerinden Mut'ım'ın Vahşi adında habeş bir kölesi vardı ve Habeşistan usulü mızrak atmakta çok usta idi,Mut'ım bir gün Vahşi'ye:

-Eğer Hamza'yı öldürürsen seni kölelikten azad ederim,demişti.

Ebu Süfyan'ın karısı Hind de,Vahşi'nin niyetini öğrenerek,babsının intikamının alınması için onu türlü vaadlerle hırslandırdı.

İşte bu sebeple savaş alanında bir yere pusu kuran Vahşi,bindiği hayvanın sendelemesiyle yere düşen Hz.Hamza'nın üzerine mızrağını savurdu.Mızrak Hz.Hamza'nın üzerine mızrağını savurdu.Mızrak Hz.Hamza'nın vücudunun bir tarafından öbür tarafın ageçti.Hz.Hamza derhal kelimeyi şehadet getirerek Rab'bine teslim oldu.Savaşın kesildiği bir sırada Hind,savaş alanında Hz.Hamza'nın naaşını gördüyse de kini sönmedi.Vahşi bir hayvan gibi Hz.Hamza'nın ciğerini sökerek dişlerine geçirdi.

Bu arada savaş islam askerlerinin kahramanca çarpışmaları neticesinde İslamiyetin lehine döndü ve müşrükler geri çekilmeye başladılar.İslam askerleri tekrar üzerlerine hücum edince bu defa müşrükler kaçmaya başladılar,işte bu sırada bazı müslüman askerleri savaşın kazanıldığı zannı ile ganimet toplamak hevesine düştüler.

Bu hali gören,Resulullah'ın geçide yerleştirdiği oklar da savaşın galibiyetle bittiğini zannederek,ganimetten pay almak hevesiyle,Resulullah'ın emrini çiğneyip ganimet toplamaya dağıldılar.Komutanları Cübeyr oğlu Abdullah ,her ne kadar yerlerinden ayrılmamalrı için ikaz ettiyse de sözünü dinletemedi.Okçuların yerlerinden ayrıldıklarını gören müşrüklerin süvari birliklerinin komutanı Halit bin Velid,süvari brliği ile arkadan dolaştı.Yerlerinde kalan birkaç okçuyu da şehid ederek İslam ordusunu arkadan kuşattılar.(Ali imran,152-153)Bu arada müşrik askerler de geri dönüp gediklerden saldırıya geçtiler.İslam ordusunun şaşkınlığını fırsat bilerek ,Cenabı Resullah'ın yanına kadar ilerlemeye fırsat buldular.İslam askeri bu bozgun neticesinde üç kısıma ayrıldı.Bir kısmı Medine tarafına kaçtı(Ali İmran,144)Bir kısmı Hz.Peygamberin hizmetinde kaldı ve bir kısmı da şehadet saadetine erişti.

Ravzatül Ahbah'da yazılıdır ki;

İslam askeri bozguna uğrayıp Hz.Peygamberi yalnız bıraktıklarında o hazret hizmetinde Ali Murteza'dan gayri kimseyi göremiyerek sordu:

-Ya Ali sen niçin giden topluluğa katılmadın?

Hz.Murteza şu cevabı verdi:

-Ya Resulullah ben seninle beraberim.O sırada bütün kafirler Hz.Muhammed sav'in tarafına döndüler.Hz.Peygamber buyurdu ki:

-Ya Ali,bu topluluğu dağıt.

-Hz.Ali o topluluğu dağıtarak içlerinden çoğunu öldürdü.O sırada Cebrail As.gelerek:

-Ya Resulullah ,Ali'den zuhur eden bu iş onun yüksek hulusu eseridir,dedi.

Hz.Peygamber:

-Evet o bedendir ve ben ondanım,buyurdu.Cebrail ilave etti:

-Bende sizdenim.

Rivayet ederler ki:

LA FETA İLLA ALİ,LA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR (Ali'den başka er,zülfikardan başka kılıç yoktur.)manzumesi gayb alaminden o gün sadır oldu,Marifet ashabı ve hakikat erbabınca muhakkaktır ki;Murteza'nın rütbesinin yükselmesine sebep,Hz.Mustafa'ya uyması(itaat etmesi)dir ve Mustafa'nın en büyük mucizesi Murteza'nın veliliğidir.

Rivayet ederlerki:Kafirlerden dört kişi Hz.Resul'a darbe indirmeye ahdettiler:ibni Kumme yarasından akan kanı hem temizler hem de şöyle derdi.

-Eğer bu kandan yer yüzüne bir damla dökülse göklerin belası yere iner.

İbni şahab,bu sırada onun kolunu ok ile yaraladı.İbni Ebu Vakkas'da dudağını parçaladı.Bu yaraların tesiri ile dişlerinden dört tanesi kırıldı.Haramzade İbni Hamid ise o hazreti yaraları ile meşgul görüp bir kılıç savurdu ise de Hz.Peygamber ihtiyatlı hareket ederek ondan kurtuldu.Bu hali gören İslam askerleri Cenabı Resulullah'ın etrafını sararak müşrükleri dağıttılar.Hücumlarından bir netice alamıyan müşrükler de savaştan yılmışlardı.Toparlanarak savaş alanını terkettiler.Bu arada müslümanlar da dağınık düzenden kurtulup,sırtlarını Medine'ye yakın dağa vererek normal düzene girdiler.

Özetle Uhud Savaşı şu iç safhada gelişmiştir:

1-Müslümanlar müşriklere üstün gelerek yirmiden fazla düşmanı öldürüp kafirleri bozguna uğrattılar.

2-Müslümanlar,kaçan müşrükleri kovalamayı bırakıp kesin sonuç almadan ganimet toplamaya koyuldular.resulullahın yerlerinden ayrılmamalarını emrettiği okçuların görev yerlerini terketmeleri üzerine müslümanlar yetmiş şehit vererek dağıldılar.

3-Dağılmış olan müslümanlar tekrar Resulullah'ın etrafında toplanarak karşı hücuma geçtiler ve düşman saldırısını püskürttüler.

Rivayet ederler ki:

Daha sonra Resulullah Hz.Hamza'nın namazını kıldıktan sonra,naaşını kaldırtmadı ve 70 nefer şehidin cenaze namazını kılarken aynı zamanda Hz.Hamza'nın üzerine 70 kere namaz kılmıştır.Nur-ül Eimme-i Harezmi'den nakledildiğine göre:Hz.Peygamber buyurdu ki:

-Kerbela'da Hz.Hüseyin ile 70 nefer mücahit şehit olacaktır ve onların namazını kılmak için tek bir mü'min hazır bulunmayacaktır.benim Hamza üzerine 70 kere namaz kılışımın sebebi şudur ki;Yalnız bir Hamza içidir,diğer namazlar o şehitler içindir.

Daha sonra Efendimiz yaralılar haricindeki mücahitleri toplayarak müşrik ordusunu takibe başladı.Medine'ye dönüp şehri talan etmeyi düşünen müşrikler,müslümanların üzerlerine geldiğini işitince korkarak Mekke'ye doğru hızla uzaklaştılar.(Ali İmran,165)



İslamda İlk Uyanış
Ahmet KAYNAR



SON EKLENENLER
GÜNÜN AYETİ
İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere
(mallarından) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar; feragat göstersinler.
(NÛR - 22)
ÖZLÜ SÖZLER
  • Ezeli ervahta nur-u Muhammedi ile beraber olmaya halvetilik denir.
  • Adem "ben hata yaptım beni bağışla " dedi, İblis ise" beni sen azdırdın" dedi ya sen!... sen ne diyorsun?
  • Edep, söz dinlemek ve gönle sahip olmaktır.
  • Güzelliğin zekatı iffet ve edeptir. (Hz. Ali)
  • Zeynel Abidin oğlu Muhammed Bakır'a "Ey oğul, fasıklarla cimrilerle yalancılarla sıla-i rahimi terk edenlerle arkadaşlık etme." diye buyurmuştur.
  • Kemalatın bir ölçüsü de halden şikayet etmemektir.
  • En güzel keramet gönlü masivadan arındırmaktır.
  • Alem-i Berzah insanın kendisidir.
  • Zahir ve batının karşılığı aşk-ı sübhandır.
  • Mutaşabih ayetler ledünidir.
  • Ölüm ve cehennem korkusu Hak'ka dost olmayanlar içindir.
  • Şartlanmalardan ve önyargılardan arınmadan kimse masum olamaz.
  • Uzlaşmak için bahane arayan düşman zıtlaşmak için bahane arayan dosttan daha iyidir.
  • Baki hakikatler fani merkezli inşa edilemez.
  • Her zorluğun çözümü sevgidir.
  • Allah var gayrı yok sevgi var dert yok.
  • Allah de ötesini bırak.
  • Sorunları erteleyen ve örten değil çözüm üretip sorunları çözen olmalıyız.
  • Kişinin irfanı kemalatı nispetinde şeytanı da nefsinin şiddetinde olur.
  • Kötü huylardan kurtulmanın en keskin yolu ilahi aşka yanmaktır.
  • Mücevherden sarraf olan anlar, başkası bilemez. Ne fark eder kör için elmas da bir, cam da bir. Eğer sana bakan kör ise sakın sen kendini cam sanma.(Mevlana)
  • Kendini oldum ve doğru zannedenler kendileri gibi düşünmeyenlerden rahatsız olurlar.
  • Eflatun'a dediler ki "Ne kadar çok çalışıyorsun". O da dedi ki "hayır ben sevdiğim işi yapıyorum"
  • Allah kuluna sevdirdiği her işi kuluna kolaylaştırır.
  • Kurtuluş hidayete tabi olanlar içindir. Selam olsun hidayete tabi olanlara.
  • Tevhid-i Ef-al meratibi ihvanın kendi gerçeğine seyir haritasıdır.
  • Kişi ilk önce kendisinin arifi olacak ki Rabbinin arifi olabilsin.
  • İnanmak başka şey, teslim ve tabii olmak başka şeydir.
  • Kalıcı dostluklar edinin.
  • İhvan gibi yaşa, gerisine karışma.
  • Mutlu insan başkalarının mutluluğu için yaşayandır.
  • İslam dini istişare esaslıdır.
  • Allah için affet, Allah için paylaş.
  • İhvanlığını işine göre değil, işini ihvanlığına göre ayarlayacaksın.
  • Kul, iradesini Allah’a teslim edendir.
  • Hakk'ı hatırladığımız unuttuğumuzdan fazla olsun.
  • "Olacağım" diyene engel yok, "olmayacağım" diyene bahane çok.
  • Ben merkezli değil, biz merkezli olun.
  • Dervişçe yaşamak, tevhitçe yaşamaktır.
  • Yaptığınızı azimle yapın, hırs ile yapmayın.
  • Kullukta devamlılık esastır.
  • Önce emin insan olmalıyız.
  • Derviş, halinden belli olmalıdır.
  • Beşeriyet kemalâtın hammaddesidir.
  • Mükemmeliyet istikamette daim olmaktır.
  • İnsanın cismi arza, ruhaniyeti semaya mensuptur.
  • Yaradılış farziyetimiz hakkı bilmektir.
  • Hakk'ı tanımanın ön şartı Resulûllah’ı tanımaktır.
  • İnsanın sırrında Allah’ın sonsuzluğu vardır.
  • Kulluğa bahane yok değer üreteceksiniz.
  • Şikayet, Mevla’ya hürmetsizliktir.
  • Kulluk adına yapmadıklarımıza hiçbir bahane geçerli olmayacak.
  • Bu âleme kavga için gelmedik.
  • Telkin öncelikle bizim nefsimize olmalıdır.
  • İnsan, Allah’ın sırrı Allah da insanın sırrıdır.
  • Varlığımızın sebebi zuhuru, Cenab-ı Resulûllah’tır.
  • Kullukta teslimiyet “Rağmen” olmalıdır.
  • Kazası olmayan tek şey hayatımızdır.
  • Sevgi dışındaki bütün hallerde zorluk vardır.
  • Nefsinde mevsimi hazan olanın, gönül mevsimi bahar, Ahireti bayram olur.
  • Hayat yaşamak, yaşamaksa sevmektir.
  • En güzel keramet istikamet üzere olmaktır.
  • Kişinin Rabbini tanıması için kendini tanıması lazım.
  • Hakk’ı ancak Mirat-ı Muhammet’ten görebiliriz.
  • İnsanı Hakk’ta sonsuzlaştıran ve yaşatan, sevgidir.
  • Sevgi bütün yaratılanların varoluş mayasıdır.
  • Sevgisiz olan her mekân ve mahâl mundardır.
  • Sevgi Allah için yanmak ve olmaktır.
  • Allah’ın ve Resulullah’ın sevgisi ile yanmayan gönül hamdır, ahlâttır.
  • Hakikat ehlinin sermayesi aşk-ı sübhandır.
  • Talepte kararlılık, kararlılıkta da sabır esastır.
  • Sabır, sadrın genişliği kadardır. Sadır genişliği ise; kabulümüz, sevgimiz kadardır.
  • Kamil insan demek;Bütün duygularda,düşüncede ruhta olgunlaşmış insan demektir.,
  • Dervişân, Mürşidinin eşiğinde sadık olduğu sürece, farkında olsa da olmasa da tekamül halindedir.
  • Kim ki Allah’ı ciddiye almaz ise; Allah o kimseyi ciddiye almaz.
  • Hakkı görmeyen gözler amadır.
  • Gayret olmadan kişinin ulaşacağı hiçbir âliyet olamaz.
  • Kendi gerçeğimize yol bulmak için arz üzerinde var olan bütün mevcudiyetten istifade edeceğiz.
  • Bu fırsat âleminin bir tekrarı daha yoktur.
  • Hiçbir oluşum kendi halinde, kendi başına müstakil değildir.
  • İhvan isek bir iddianın sahibiyiz demektir.
  • İhvanın kemâlâtı, olgunluğu, karşılaşmış olduğu olumsuz tecellilere verdiği tepkilerle ölçülür.
  • Kişi muhatabı ve müdahili olmadığı hiçbir meselenin şahidi olamaz.
  • Herkes kazanımlarını kayıplarını tespit etsin ki şuurlu bir hayat yaşayabilsin.
  • Birebir uyarılar insanı daha çok uyandırır.
  • Bütün canlılara dostça yakın olmalıyız.
  • Tekâmül için her anı yeniden yaşamak , her anın yeniden talibi olmak zorundayız.
  • Gayret etmeyen kişiden Kâmil insan olmaz.
  • Ehl-i talip bu Kâinatın özelidir, özetidir.
  • Kul, hizmeti kadardır. Kul, sevgisi kadardır, Kul hoş görebildiği kadardır. Kul feragat edebildiği kadardır. Kul paylaşabildiği kadardır.
  • Ehl-i ihvan’ın sevgisi Rabbi’nin sevgisi, meşguliyeti Rabbi’nin meşguliyeti olmalıdır.
  • Her an Rabbi ile meşgul olanın, muhatabı Rabbi olur.
  • Güzel bakmalı, güzel konuşmalı, güzel dinlemeliyiz.
  • Hayırları geciktirdiğimiz zaman şerre dönüşür. Şerleri geciktirdiğimiz zaman hayra dönüşür.
  • İhvanın irşad olmasının ön şartı teslimiyattır.
  • İlmen yâkinlik; bilmek ve kabul etmektir.
  • İhvan telkin edileni yaşadıktan sonra Hakkel yâkina ulaşır.
  • Kul, Rabbini ne kadar ciddiye alırsa, Rabbi’de onu o kadar ciddiye alır.
  • Rahman’ın sevgilisi olmak gönlü cenab-ı Resulullah’a yönetmek ve tabi olmakla orantılıdır.
  • İhvan, kendi özünde kâmil duruşa ulaşırsa, onda bir değil de nice esmanın açılımı, nice sıfatın inkişaf ve izhariyeti yaşanacaktır.
  • Dünkü gibi konuşan, dünkü gibi anlayan, dünkü gibi yaşayanın anı ve akibeti hüsrandır.
  • Ehli gönül olan, ,Resulullah’a ve Ehli Beyt’egönül veren Ehl-i İhvan’ın seyr-i sülüğü nefis merkezli akıl ile değil gönül merkezli akıl iledir.
  • İhvan, hayırda ve şerde damlayı derya mesafesinde görecek kadar Rabbini önemseyen olmalıdır.
  • Hakka vuslat, ancak aşk- sübhân ile olur.
  • Aşığın, sevgisinin sancısıyla uykularının kaçması lazım ki, orada aşktan söz edilebilsin.
  • Hayatla zıtlaşan değil hayatla uzlaşan olmalıyız.
  • Eğer kişi yarışacaksa hayırda yarışsın selâmda, yarışsın, paylaşmada hoş görüde affetmede yarışsın.
  • Kişi tercihinin neticesini yaşar.
  • İnsan, sevebildiği kadar, değer üretebildiği kadar insandır.
  • İhvan, arif olmalı ve gönlünü bütün olumsuzluklardan arındırmalıdır.
  • Herkes yaptıklarının neticesini yaşayacak.
  • Biz kulluğumuzu her gün yeniden yenilemeliyiz.
  • Üstünlük ancak takva ile sevgi iledir.
  • Allah hiçbir zaman abes ile iştigal etmez.
  • Her işte bizim için hikmet ve hayır vardır.
  • Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır.
  • Herkesin şeytanı, Cebrail’i, Mikail’i, İsrafil’i ve Azrail’i kendisiyle beraberdir.
  • Ehl-i ihvan demek arif olan, Hakk'a eren demektir.
  • Sevginin tezahürü ibadettir.
  • Eğer inanıyor, iman ediyor, seviyorsanız, yap denileni yapacak ve aksatmayacaksınız.
  • Sevenin ne gecesi ne gündüzü ne yorgunluğu ne bahanesi ne de mazereti olur.
  • Karşılaştığımız zorlukların tamamı tekâmül için ikrarımızı ispat içindir.
  • Bu âlem teşbih, tespit, tenzih, takdis ve şahadet âlemidir.
  • İnsanın Hak katında kadri, kıymeti sevgisi kadardır.
  • İnsan, yaşadığı zorluklar aşabildiği engeller kadar insandır.
  • Hiç zorluk, acı çekmeden, uğraş ve çaba sarf etmeden kimsenin başarıya ulaştığı görülmemiştir.
  • Hepimiz Allah’ın Resulûllah’ın ve Ehlibeyt’in aşkından muhabbetinden istifade edip Hakk’ta bakileşebilecek yetilere sahibiz.
  • İnsan, asliyeti kendisine unutturulmuş varlıktır.
  • Müsemmâ ehli olan için, isimler değişşe de asliyet değişmez.
  • Hiçbir güzelliği kendimize mal etmeden, bütün güzellikleri Rabbimizden bilmeliyiz.
  • Herkesin imtihanı iddiası kadar olur. Yani iddiası büyük olanın, imtihanı da büyük olur.
  • Kâinat, insan için, insana hizmet için halk edilmiştir.
  • Hayatın tamamı, kulluğun ve dostluğun talimidir.
  • Kişi bilgisinde değil yaşantısında kâmil insan olur.
  • Bizim yaşadıklarımız; tercihlerimizin, taleplerimizin ve dualarımızın neticesidir.
  • Mezheplerin farklı olması, dünya iklimlerinin, ırkların ve kültürlerin farklı olmasındandır.
  • İrfan mekteplerinin temelde aynı, detaylarda farklı farklı olması insanların, meşreplerinin farklı farklı olmasındandır.
  • Kimi takva ile kimi zikrullah ile, kimi hizmet ile, kimi de ibadet ile Hak rızasına ulaşmak ve kâmil insan olmak arzusundadır.
  • Din adına zıtlaşmalar, taraflaşmalar ve tefrikalar çıkarmak Rahman’ın ve Kuran’ın reddettiği duruşlardır.
  • Elin eksiğiyle uğraşan, kendi eksiğini hiçbir zaman göremez.
  • Biz bu âleme eksik tespit zabıtalığına gönderilmedik.
  • Âşık; mâşûkunu hususiyetle geceleyin, en çok yalnızlık halindeyken düşünür.
  • Geceleri ve seher vakti çok özeldir.
  • Dostluğun ilk şartı sevmektir. Fakat çıkarsız beklentisiz sevmektir.
  • Dost olmak, dostun her türlü yüküne katlanmaktır.
  • Bizim için yaşamak bir gündür, o da bugündür.
  • Kulluk adına yapmamız gereken ne varsa sabırla ve ihlâsla yapmalıyız.
  • Hak katında gıdalanmanın birinci esası, âdab-ı Muhammediye ve hakıkati Mahmudiye ile kıyam durmaktır.
  • Biz eyvallah tacını, ‘sensin’ tacını başımızdan, hiçlik hırkasını da eğnimizden hiçbir zaman çıkartmayacağız.
  • Bir damlanın hiçliğe ulaşması, onun deryaya düşmesiyle olur.
  • Bize ulaşan her tecellinin, Mevlâ'dan olduğunun bilincinde olalım ve rıza gösterelim.
  • Sakın tecellilerden kahreden, kederlenen olmayalım.
  • Tecellilerden şikayetçi olmak, kulun Rabbine olan saygısızlığıdır.
  • İhvan, hangi tecelli içinde olursa olsun, mutlaka güzel düşünmeli ve güzel değerlendirmelidir.
  • Edep ve âdap dışında nefes almayalım.
  • Biz, Cenâb-ı Resûlullah’ın vitrini olmalıyız.
  • Bütün nimetler ve âliyetler, gayret ve hizmet iledir.
  • Biz hangi hali yaşıyorsak bizim için hayırdır ve hikmetlidir.
  • Hikmete tabi olanlar hikmet ehli olurlar.
  • "Senin için Ya Rabbi" zevkiyle hayatı yaşayalım.
  • Huzur, ancak tevhid ile aşk ile sevgi ile Allah’a ve Resûlun’e yönelmek iledir.
  • Güzel ahlâk ve sevgi insanlığın omurgasıdır.
  • Her gününü son gün, her namazını son namaz, her muhabbetini son muhabbet gibi kabul eden kişinin yaşantısı Ehl-i ihvanca olur.
  • Büyük laf etmemeye çalışalım.Tevazu sahibi olalım.
  • Ehl-i Beyt olmak, hem nesebi hem de mezhebidir.
  • Ehl-i Beyt, Kur’an’ın ete kemiğe bürünmüş halidir.
  • Yaptığımız her şey kulluğumuzu ispat edercesine olmalıdır.
  • Halkı memnun etmek için Hakk'ı incitmeyelim.
  • Kemalat, hissedilen ilk nefesten son nefese kadar sadece Allah ve Resûl’u için say ve gayret etmektir.
  • Tevhid-i Ef-al hakikatin zübdesi, tevhidin nüvesidir.
  • Kullukta edebi olmayanın Hak’ta izzet bulması mümkün olamaz.
  • Hikmetleri seyretmenin tek şartı, tecellilere karşı sabırlı olmaktır.
  • Kişi yaşamış olduğu imtihanları aşabildiği kadar tekâmül etmiş olur.
  • Aslında bize zor gelen tecelliler, bizim için ikramdır.
  • Kulluğun esasında yap denileni yapıp sonucuna da razı olmak vardır.
  • Bütün kâinat, kişinin kendi hakikatine misaldir.
  • Öncelediğimiz Allah ve Resûl’u olmalı. Ertelediğimiz ise nefsimizin arzu ve istekleri olmalıdır..
  • Dervişi tekâmül ettirecek olan iştiyakı, kendine olan telkini, ve gayretindeki kararlılığıdır.
  • Her günü yaşamak, her günü diğer günden farklı bir alana taşımak için biz bugünün talebesiyiz.
  • Hatasını kabul edip hatasından dönen kul hayırlı kuldur.
  • Hedefi olmayanın istikameti de olmaz.
  • İhvan ne dünle ne de yarınla zaman kaybedecek sadece anını ve gününü değerlendirecek.
  • İhvanlık, halde örnek olmaktır.
  • Aile yaşantımızla, tecellilere olan tepkilerimizle, kişilerle olan ünsiyetimizle, her halimizle hele hele de ibadete olan düşkünlüğümüzle fark edilmeliyiz.
  • Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, Hak katında şerefli olamaz.
  • İbadet etmenin hoşnutluğunu yaşarken bu hoşnutluğu, ibadet etmeyenlere karşı bir üstünlük saymadan fail Allah'tır zevkiyle yaşamalıyız.
  • Kıyas, şeytani sıfatlardandır.
  • Karşımızda gördüğümüz eksikliği önce kendimizde tetkik etmeliyiz.
  • Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrine mürşitsiz yol bulamaz.
  • Baki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak Hak’ta ölüp Hak’ta dirilmektir.
  • Hayata ders veren değil de hayattan ders alan talip olmalıyız.
  • Anlayan ve öğrenen olmalıyız.
  • Anladığını genişleten, hayatına uyarlayan olmalıyız.
  • Tasavvuf önce şeriat-ı Muhammediye ile yaşanır.Sonra hakikat-ı Mahmûdiye ile hikmetler talim edilir.
  • Bir meselenin görevlisi olmak ayrı şeydir, gönüllüsü olmak ayrı şeydir.
  • Ehl-i ihvanla konuşularak halledilmeyecek hiçbir mesele olmamalıdır.
  • Hak dostları bir araya geldikleri zaman bakışmaları bile muhabbettir.
  • İhvanlığın dört ana esası vardır; ihlas, şecaat, cesaret ve cömertliktir.
  • Hayatın tamamında, her adımda, her bir nefeste; bir tuzak, bir imtihan vardır.
  • Gönül, Rahman ile coşarsa; kişi karşılaştığı her türlü tecelliye sabır ve tefekkür ile mukavemet gösterir.
  • İhvan, ne Dünya ne de ahiret beklentisi olmaksızın kulluğunu fi-sebilillah yaşamalıdır.
  • Kur’ân'ı öğrenmeye, okumaya, okutmaya, anlamaya ve yaşamaya çalışalım.
  • İslam, yap denileni yapmak; yapma denilenden uzak durmaktır.
  • Kulluğunu yarına erteleyenin Allah sevgisi yeterli değildir.
  • Tekâmül etmek için sürekli gayret halinde olmalıyız.
  • İnsana olan sevgisizlik Allah’a olan sevgisizliktir.
  • Allah’a vuslat ancak Aşk-ı sübhan ile olur.
  • Hak’ta bâki olabilmek için kayıtsız şartsız teslim olmalıyız.
  • Dilimizde zikrullah ile gönlümüzde her daim muhabbetullah ile inşa olmaya çalışmalıyız.
  • Şeriatın ihlâl olduğu yerde hakikat olmaz.
  • Her türlü tecelliden istifade edecek kadar arif,hiçbir zorluktan yılmayacak kadar da dirayetli olalım.
  • Arif olan baktığı her zerreden, karşılaştığı her tecelliden kendisine istikamet arar.
  • Ehl-i ihvan hatasında ve günahında ısrar etmeyen ve tövbesinde aceleci davranandır.
  • Âşık maşukundan gelen cefalardan haz duymazsa gerçek aşık olamaz.
  • Kendisindeki gayrilikten arınan insan için dışarıda ve içeride gayri olan hiçbir şey kalmaz.
  • Kişinin samimiyeti, sadakati ve sevgisi ona istikamet verir.
  • Bizden istenilen öncelikle safiyet, samimiyet ve sadakattir.
  • Ehl-i ihvan öyle bir kristalize olacak, safiyet kazanacak, kendi benliğinden öyle bir sıyrılıp latifleşecek, şeffaflaşacak, kendine ait bir renk zan düşünce ve duygu kalmayacak ki Allah’ın boyasıyla boyansın yani Resûlullah’ın haliyle hallenmiş olsun.
  • Gayret, kulluğun esasıdır.
  • Biz bildiklerimizle amel edelim. Bilmediklerimiz, bize bildirilecektir.
  • Her Ehl-i ihvan bulunduğu cemiyette fark edilmelidir.
  • Bizim sabrımıza, bize kötülük yapanların şahitlik etmesi lazım.
  • Asli maksadımız, nefsimizi ve Rabbimizi tanımaktır.
  • Gayret etmeyen kişiden kâmil insan olmaz.
  • İhvan, kendi hakikatine seyri sülük ederken hem dünyasını hem de ukbâsını saadete erdirmiş olur.
  • Muhabbetimiz Resûlullah’ın ve Ehl-i Beyt’in muhabbeti, davamız Hak davası olsun.
  • Eğer insan Rahman’ın aynası olacaksa yansıtıcılığının çok net,arı ve duru olması lazımdır.
  • Eğer bir olumsuzlukla, zorlukla karşılaşıyorsak, bu bizim olumsuzluluğumuzdandır.
  • Arz ve semada her ne olursa insan ile ilişkilidir.
  • Sözümüzün ilk müşterisi kendi kulağımız olmalıdır.
  • İslâm şahitlik ile başlar, şuhut ile yaşanır. Ve yine şahitlik ile kemal bulur.
  • Hangi başarı vardır ki uğraşsız gayretsiz ve gönülsüz zuhura gelsin.
  • Aşığın ölümü Hakk’ta vuslat, sonsuzluğa uyanmak ve sonsuzluğu yaşamak olur.
  • Artık etrafımızla ve kendimizle olan kavgamızı bitirip, sevgiyle nefes almanın gayretinde olmalıyız.
  • Kişinin kararlılığı tecellilere gösterdiği mukavemeti kadardır.
  • Aşık hep maşukundan söz etsinler, hep ondan konuşsunlar ister; zaten gayrı şeyler aşığı rahatsız eder.
  • Kişi mutmain olmadıkça kulluğunda, dostluğunda hep hüsrandadır.
  • Cemal aşıkları için gayri olan her şey haramdır.
  • Zikrin esası namazdır, muhabbetullahdır.
  • İhvan, hayatın tamamında Rahman’ın iradesi altında yaşamaya dikkat ve özen göstermelidir.
  • Her şeye rağmen seveceğiz
  • Her şeye rağmen hizmette gayretli olacağız
  • Kulluk, içinde Rabbi'nden başkasını bulundurmayan, gayrilerden boşalmış hiçlik makamıdır.
  • Hayatın ve kulluğun emanetçisi olduğumuzu, bu emaneti taşımamız ve ehline teslim etmemiz gerektiğini hatırdan çıkartmamalıyız.
  • Hayatı hep Hakkça yaşamanın gayretinde olmalıyız.
  • Hayat, bizi kullukta belirli bir kıvama taşımak içindir.
  • Kendine gafil olan, Allah’a arif olamaz.
  • Her varlık Hakk'tandır ve Hak ile kaimdir.
  • Bütün masivalardan arınmak, “ölmezden önce ölmek” Hak’ta ebed olmak; olağanüstü bir azim ve gayret ister.
  • Kişinin kararlılığı, cesareti, azmi ve sevgisi bir arada tekmil olursa; kişinin önünde aşamayacağı engel ve mâni olmaz.
  • Talibin âli ve en yüce değerlere ulaşabilmesi, Allah ve Resûlu’ne olan muhabbeti, sevgisi ile orantılıdır.
  • Hedefimiz ve gayemiz, bugün tevhid noktasında Allah’ı Resulullah’ı ve Ehl-i Beyt’i dünden daha farklı idrak etmek ve yaşamaktır.
  • Tevhid adına bize yapılan teklifatın tamamını yaşamak, bizi kendimize döndürmek ve kendi hakikatimizle tanıştırmak içindir.
  • Tevhid meratiplerindeki yaşam talimlerinin tamamı, bizi kendi ruh derinliğimizdeki iç potansiyelimizden istifade ettirmek adınadır.
  • İhvanın bilip, yapmak isteyip de yapamamasının sebebi kendisinde yetersiz olan kararlılığı, gayreti ve talebidir.
  • Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, mükerrem ve münevver olamaz.
  • Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrinde mürşitsiz yol kat edemez.
  • Kulluk adına yaşanılacak ne kadar âli değerler varsa, bunların tamamı ancak mürşid-i kâmilin nezaretinde ve refakatinde yaşanılabilir.
  • Bâki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak, Hakk’ta ölüp Hakk’ta dirilmektir.
  • Yaşadığımız ne tür olumsuzluk olursa olsun, bizim hedefimize olan iştiyâkımızı arttırmalıdır.
  • Her türlü olumluluk ve olumsuzluktan istifade eden olalım.
  • Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır.
  • İhvan, kendisini yargılayan, kendisini öz eleştiriye açık tutan ve kendini kemâle taşıyan olmalıdır.
  • İhvan, ancak telkin edilen hikmetli sözleri, hadisleri ve ayetleri yaşantısına uyarlayarak gayretinde istikamet bulabilir.
  • Kim hidayeti dilerse hidayete ulaşacak; kim hidayete ulaşmak istemezse Rahmân da ona hidayet etmeyecek.
  • İnancı olmayanın istikameti olmaz.
  • İnsan-ı asli Allah’ın aynasıdır.
  • Nurun olduğu yerde zulüm, dinin olduğu yerde kin, sevginin olduğu yerde nefret olmaz.
  • Ehl-i ihvan demek arif olan gerçeklere eren demektir.
  • Herkes tercihinden yönelişinden meyil ve rızasından sorumludur.
  • Nimete ulaşmak için mutlaka hizmete talip olmalıyız.
  • İhvan düşünmekle, keşfetmekle ve gayret ile kemâlat bulur.
  • “Rabbim” diyen için zaten zorluk yoktur.
  • Hedefi olmayanın istikameti de olmaz.
  • İslam, aslen teslim olmak ve selamet bulmaktır.
NAMAZ VAKİTLERİ