17 Ağustos 2019
16 Zi'l-Hicce 1440
MENÜ
SOHBETLER HAZRET-İ MUHAMMED'IN
(S.A.V) HAYATI
SEVGİLİ PEYGAMBERİM KUR'AN-I KERİM İLMİHAL İSLAM VE TOPLUM 40 HADİS HADİS-İ ŞERİFLER OSMANLICA SÖZLÜK RÜYA TABİRLERİ BEBEK İSİMLERİ ABDÜLKADİR BİLGİLİ
(SEBATİ) DİVANI
NİYAZİ MISRİ DİVANI HİKMETLİ SÖZLER KUR'AN-I KERİM ÖĞRENİYORUM KUR'AN-I KERİM (SESLİ ve YAZILI) SESLİ ARŞİV İLAHİLER
İSLAM ve TASAVVUF
TASAVVUFUN TARİFLERİ TASAVVUFUN DOĞUŞU TASAVVUFUN ANADOLU'YA GİRİŞİ HALVETİLİĞİN TARİHİ HALVETİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ HALVETİLİĞİN TÜRK TOPLUMUNDAKİ YERİ HALVETİYYE SİLSİLESİ PİRLERİMİZİN HAYATLARI MEHMET ALİ İŞTİP (VAHDETİ) ABDÜLKADİR BİLGİLİ (SEBATİ) İBRAHİM GÜLMEZ(KANÂATÎ)
EHLİ - BEYT
EHL-İ BEYT KİMDİR? EHL-İ BEYTİ SEVMEK
RESÛLULLAH'I SEVMEKTİR
EHL-İ BEYT EMANETİ RESÛLULLAH'TIR EHL-İ BEYTİN HALİ NUH'UN GEMİSİ GİBİDİR EHL-İ BEYT OLMAK HEM NESEBİ HEMDE MEZHEBİDİR
ONİKİ İMAMLAR
HZ. İMAM ALİ K.A.V RA HZ. İMAM HASAN-I (MÜCTEBA) HZ. İMAM HÜSEYİN-İ (KERBELA) HZ. İMAM ZEYNEL ABİDİN HZ. İMAM MUHAMMED BAKIR HZ. İMAM CAFER-İ SADIK HZ. İMAM MUSA-İ KAZIM HZ. İMAM ALİYYUL RIZA HZ. İMAM MUHAMMED CEVAD (TAKİ) HZ. İMAM ALİ HADİ (NAKİ) HZ. İMAM HASAN’UL ASKERİ HZ. İMAM MUHAMMED MEHDİ






NEFSİN TUZAKLARI


Nefs, insanın kendine özel manevi kimliğidir. Bu kimlik, kişinin beşeriyeti ile ilgilidir. Kimsenin nefsi davranışları kimseye benzemese de bazı hallerde ortak noktalar vardır. Zira fiiliyatlar değişse de sonuç hep aynıdır.

NEFS-İ EMMARE:

İnsanlardaki nefsin terbiye görmemiş ilk haline nefs-i emmare denir. Yani emir veren nefs. Kendini daima haklı gören nefs. İyiyi kötüyü düşünmeyen, daima kendi arzularını önceleyen nefs. “Ben ve bencillik” taslayan nefs. Kendisini ilâh gibi görüp ukalalık taslayan nefs. Kendi çıkarları için karşısındakini kırıp döken zalimleşen nefs.

Nefs; enfüsi (teklik) manada Hakk’ın aynası olmaya aday iken, âfâkta (çokluk) bizim için gerçekleri gizleyen bir perdedir. Bu nefis, ilk mertebe olan nefs-i emmaredir ki zifiri karanlıklar içindedir. Kör, paslı bir ayna gibidir. Allah dahil hiçbir şeyi göstermez. Duygusuz, düşüncesiz, köleleşmiş, taşlaşmış bir nefistir. Kur’an nefisi emmareyi “Muhakkak ki nefs bütün şiddeti ile kötülüğü emredicidir.” diye tarif eder. (Bkz. Yusuf, 53)

Allah nefsi özel olarak yaratmıştır. Nefis enfüste de âfâkta da varlığını sürdürür. Enfüse yaklaştıkça ilâhî kudret karşısında küçülüp erime noktasına gelir. Bu yüzden âfâka kaçar, varlığını enaniyetini orada devam ettirir.

Nefs; insan vücudundaki yaşantısında bizlere bütün şiddeti ile kötülüğü emretmesine rağmen kontrol edildiğinde, ahlâkî terbiye ile süslendiğinde eşi bulunmaz bir cevher olur. Nefs kendindeki bu cevheri bildiği halde aşkın potasına girip erimemek için bu manevi yoldan devamlı kaçar. Bu kaçış, bizim sevdiklerimize ve etrafımıza zarar vermemize sebep olur.

İki cihan güneşi sevgili peygamberimiz; bir savaştan dönerken Medine yakınlarında ordusunu durdurup: ” Ey ashabım! Cihad-ı asgardan, cihad-ı ekbere gidiyoruz.” diye buyurdu. Bu sözü duyan sahabiler şaşırarak: “Ey Allah’ın Resûl’ü düşman geride kaldı! Artık evlerimize geldik.” dediler. Bunun üzerine Hz Peygamber: “Evet evlerimize geldik fakat şimdiki cihadımız nefislerimizledir.” diye buyurdu. Cihat; seni rahatsız eden, sana sıkıntı veren, bütün gücü ile seni ezmeye çalışan kuvvete karşı mücadele etmektir. Cehd kelimesinin çoğulu olan cihattın diğer bir manası da gayret etmektir. Yani bir işi yapmaya, o işe yönelmeye gayret göstermek de cihat etmek demektir.

Burada cihadı nasıl yapacağımızı iyi anlamamız gerekir. Bizler bağlı olmak ile bağımlı olmak kavramlarını iyi tefekkür etmeliyiz. Kişi bir yanıyla Allah ve Resûl’üne, mürşidine, dinine, yol ve erkânına, ailesine, dostlarına ve vatanına cani gönülden sevgi ile bağlıdır. Diğer bir yanıyla da nefsinin arzu ve isteklerine, aşırı kıskançlıklarına, ihtiraslarına ve tiryakiliklerine de bağımlıdır. Bunlardan korunanlar umduklarına kavuşanlardır. (Bkz. Tegabun, 16)

İşte bizim yapacağımız cihat, bağımlıklarımıza karşı yapacağımız cihattır. Cihat, aşırı gayret ve istektir demiştik. İşe başlarken bir o işe dört elle sarılmak var, bir de o işi parmağının ucu ile tutmak var. Bizler yapmak istediklerimize dört elle sarılmazsak sonunda hüsrana uğrar, mağlup olanlardan oluruz.


İlacın kendinde, farkında olmazsın
Derdin de kendinde, fakat görmezsin
Sanırsın ki sen sade küçük bir cirimsin;
Halbuki, sen de dürülmüş en büyük âlem. (Hz.Ali K.a.v.)

Gafil insan, nefsinin esiridir.

Sevgili Peygamberimiz: “Nefsini bilen Rabbini bilir.” demiştir. Nefsimizin bu hükümranlığından kurtulabilmemiz için muhakkak bir mürşid-i kâmilden inâbe alıp talim ve terbiye görmeliyiz.

İslam’ın şartlarını yerine getiren kişiye bir mürşid-i kâmil tavsiye edildiğinde o kişi 'onlar da namaz kılıyor ben de kılıyorum. Onlar da oruç tutuyor ben de tutuyorum. Onlar da Allah diyor, ben de diyorum. Dinimiz bir, Peygamberimiz bir, kitabımız bir, kıblemiz bir. Niye bir mürşide bağlanayım ki!' diye düşünürse bilsin ki o ses nefsinin sesidir. Şeytana esir olan, seni Hakk’tan ayıran, batılı sana şirin gösteren nefs-i emmarenin sesidir. Sakın dinleme, nefsinin tuzağına düşme! “Peygamberler size nefislerinizin hoşlanmayacağı buyrukla geldi. Siz büyüklük tasladınız.” (Bkz. Bakara 87) Bu şeriatın nefs-i emmaresidir.

Bazı gafil kişiler İslam’ın bütün şartlarını yerine getirseler de ibadetlerinden arta kalan zamanlarını gıybetle, kinle, kibirle, başkalarını kınamak ile geçirirler. Çünkü “Onların nefisleri aşırı kinci ve kıskançtır.” (Bkz. Nisa 128)

Tarikatte nefsi emmare:

Mürşid-i kâmilden inâbe alıp O’na biat eden salikin nefs-i emmaresi, suret-i Hakk’tan görünüp (Hakk’tan yana) seni din ile kandırmaya bakar. Örnek vermek gerekirse; televizyon başında dini bir film veya program seyrediyorken, namaz vakti geldiği halde 'sen zaten namazdan ayrı değilsin, bu seyrettiğinde Allah’ı anlatıyor. Hele bir bitsin de namazını öyle kılarsın diyen, vakit geç olduğunda yorgunluğunu bahane edip kıldığın namazı aceleye getirten, sabah namazını duyduğun halde biraz daha uyu, vakit var diyen ve seni Hakk’tan uzaklaştırmaya çalışan nefsinin sesidir.

Bir mürşide bağlı olduğu halde, kendisini başkalarından üstün görür. Bazı konuları fark edip anlayınca kendi bilgisine güvenir. Herkese karşı tenezzül ve tevazu ile davransa dahi içten içe bu tenezzülü ile öğünür.

İçinden gelen sese kulak verdiğinde bu sesin Rabbinden mi yoksa nefsinden mi olduğunu anlayabilmesi için kişinin “Sana dokunan herhangi bir iyilik Allah’tandır de. Sana isabet eden herhangi bir kötülük nefsimdendir de.” ayetyi kerimesine bakması yeterlidir. (Bkz. Nisa, 79) Şu halde bize Hakk’ı tavsiye eden, bizi Hakk’a yönlendiren, bizleri hayır ve hasenata teşvik eden ses Hakk’ın sesidir. Bizleri güzel hallerden alıkoyan, bu halleri yapmamıza engel çıkaran, bulduğu bahaneler ile kendisini haklı gösteren ses ise nefsimizin sesidir.

Nefs-i emmareye karşı en etkili silah, kelime-i tevhittir.

Dikleşen ve ilâhlaşan nefsimize karşı galip gelebilmemiz için öncelikle bizim neye lâ , neye İllâllah dediğimiz çok önemlidir. Çünkü kelimeyi tevhid de hem inkâr hem de ikrar vardır. Nefsimizin bencilliğine, ukalalığına, ilâhlığına “lâ” deyip inkâr ederiz, mutlak olan Allah’ı da “illallah” deyip ikrar ederiz. Her nefeste kelimeyi tevhidi zikredelim ki emmarenin hilelerinden kurtulalım.

Nefis okşanmak , alkışlanmak , takdir edilmek, methedilmek ister. Bunlar onun gıdasıdır. Nefsin isteklerini yerine getirdiğimiz müddetçe o da bizim üzerimizdeki saltanatına devam eder.

Nefsimizi, kendi üzerimizde ancak onun sıfatları ile tanıyabiliriz. Nefs-i emmarenin sıfatları şunlardır: Allah’a şirk koşmak, kendisinden üstün birisini çekemeyip kıskanmak, hakaret etmek, gönül kırmak, gıybet etmek, ehl-i küfür olmak, kendisini herkesten üstün görüp kibirlenmek... Yani Muhammedî ahlâka ters gelen her oluş nefsin sıfatlarındandır. Nefs-i emmarenin bu çirkin sıfatlarından kurtulmak yine bizim elimizdedir.

Bizler bu konuda öncelikle kendimizi deneyerek nefsimizi tanıyalım. Nefsimiz bizden olumsuz olan her ne istiyorsa biz onun tam tersini yapalım. Eğer tam tersini yapamıyorsak abdest alıp iki rekat namaz kılalım ve bu olumsuz duygu ve düşüncelerden kurtulmaya çalışalım.

Mürşid-i kâmili gören bir insanın nefs-i emmaresindeki bazı hal ve hareketler ondan uzaklaştırılır. Bunlar vücudundan tam manası ile atılamasa da manevi bir kuvva ile üzerleri sıkı sıkıya bastırılıp örtülür. İşte bu hal de kişiyi nefs-i levvâmeye taşır.

NEFS-İ LEVVÂME :

Nefsin kendini kınayan, yaptıklarından üzülen, pişmanlık duyup çok çok tövbe eden halidir.

Nefsin bu haline Allah’ın nuru ve merhameti biraz tesir etti ki nefs kendisini hesaba çekip sorgulayan ve kendisini suçlu görüp ayıplayan, kınayan bir hale geldi. “Kendini kınayan nefse yemin ederim.” (Bkz. Kıyamet, 2)

Levvâme olan nefs yaptığı kötü işlerin farkındadır. O artık gafletten bir nebze sıyrılmıştır. Kalbinin nuru ile bir parça nurlanmıştır. Bununla birlikte nefsini hesaba çekip yaptığı kötülüklere tövbe eder.

Nefsi-i Levvame, bazen yaptığı ibadetleri yeterli görmediği için bazen de yaptığı olumsuz davranışlardan dolayı kendisini kınar. Rabbinden, zikrinden, tefekküründen gafil olduğu anlara nedamet duyar. Anlık duygu ve düşüncelere sahip olup bunlardan kendisini tövbe ile kurtarmaya çalışır. Bu halde olan nefs, ömrünü kararsızlıklar içinde geçirir.

Fakat nefsin tövbe tuzaklarına da çok fazla güvenilmemelidir. İnsan, kendisini iyice dinleyip nefsinin hal ve hareketlerini kontrol ederse nefsinden gelen sese arif olmaya başlar. Yani hastalığı teşhis ederse tedavisi de kolay olur.

İslam, sadece emir ve yasaklar dini değildir. İslam; tevhid dinidir, güzel ahlâk dinidir, kendimizi ve Rabbimizi tanıma dinidir. Allah’ı bilmek ve sevmek ise Cenâb-ı Resûlullah’ı her şeyden çok sevmekle mümkün olur. Cenab-ı Resûlullah’ı sevmek ise O'nun şeriatını ve teklifatını tatbik etmek ile olur.

Nefs gerçeklerden kaçmasına rağmen, Allah’a muhatap olma şansına da sahiptir. Bu muhataplık ancak âfâktan enfüse yapılan hicretle mümkündür. Nefs mücadelesi, insan olabilmenin kaçınılmaz bir mecburiyetidir. Namaz ise bu mücadelede en emin yoldur. Bu noktada gerçek manadaki namazı bize öğreten ve sevdiren, bizi ilm-el yakîndan Hakk-al yakînlığa hicret ettiren mürşid-i kâmilin muhabbetlerine ihtiyacımız haddinden fazladır. Çünkü namaz ve muhabbet bizim nefsimize karşı yapacağımız cihatta en önemli ve en güvenceli silahımızdır. Bunula birlikte zaman zaman bunlardan gafil olup nefsimizin hile ve tuzaklarına aldanırız. İşin farkına varıp üzüldüğümüz zaman nefis yine devreye girer ve 'üzülme, Allah’ın rahmeti boldur, tövbe edenleri bağışlar' diye bize vesvese verir.

Evet, -amenna ve saddakna- Alah’ın rahmeti, lütfü, ihsanı, keremi boldur. O Rahmân’dır, Rahim’dir, Tevvab’tır. Tövbeleri çokça kabul edendir. Fakat unutmayalım ki tövbe, yaptığımız günahı bir daha işlememek kaydıyla değer kazanır. Tövbe ettiğimiz halde aynı hatayı bir daha bir daha işlemek, bizim istikrarsızlığımızı ve ciddiyetsizliğimizi gösterir. Ciddiyetten yoksun yapılan tövbeler de Hak katında makbul olmaz. Biz Allah'ı ciddiye almazsak Allah da bizi ciddiye almaz. Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.(Bkz. Şems, 9-10)

Yapılan bu hatalardan, günahlardan ve tövbelerden ibret alıp aynı tuzaklara bir daha düşmemek için namazlarımıza ve arifler meclisine, mürşidin muhabbetlerine devam etmekle birlikte ismi celal olan “ya Allah” esmasını her nefeste söyleme gayretinde olalım. Zira yaptığımız ibadetler, dinlediğimiz muhabbetler ve zikri celal bizi nefs-i mülhimeye taşır.

NEFS-İ MÜLHİME :

Mülhime, ilham demektir.Yani gönlüne güzellikler, yenilikler, doğuşlar gelen nefistir.

Bu mertebe, nefsin talim ve terbiyesinde insanın en çok dikkat etmesi gereken yerdir. Çünkü kişinin bu makamdaki güzellikleri kendinden bilmesi onu aşağılara düşürür. Kişi kendisine gelen bu ilhamlarla ucuba düşebilir. Gerek ilham yolu ile gerek erkân içindeki tecrübeleri ile gerekse de bağlı bulunduğu yol kanalı ile kendisine gelen hâlleri kendinden zan etmeye başlar. Çevresinde gördüğü olumsuzlukları tenkit ederek kendisini üstün görme gafletine düşer.

Şeytan burada insana musallat olur.

Nefsin dışa bağımlı azgınlıklarından kurtulan insan, edeb ve takvası ile gerek kendi çevresinde gerekse erkan içinde aranılan, akıl danışılan, yol yöntem sorulan, müşküllere cevap veren bir büyük durumundadır. Bu durum nefsin çok hoşuna gider. Şeytan burada devreye girer ve zaten kibirlenmeye müsait olan nefse sinsice fısıldamaya başlar.

Gururunu içten içe okşayıp kendini beğenenlerden olmanı sağlar. Şeytanın en büyük özelliği olan kıyası, vesvese yolu ile sana aşılar. Sen de kendini diğer insanlarla kıyaslamaya kalkarsın. Dışta tevazu ve tenezzül sahibi gibi görünüp içten içe gurur ve kibir sahibi olursun.

Nefs-i mülhime, aşıklık makamıdır.

İnsanı, kelime olarak iki türlü zevk edebiliriz. Biri üns, biri nisyan. Üns, enis fiilinden türeyen Allah’a dost olan demektir. Nisyan ise hem zalim hem de cahil anlamınadır ki aldığı emaneti zalimce ve cahilce kullanıp kıymetini bilmeyen demektir. (Bkz. Ahzab, 72)

Kendisine gelen ilhamları Rabbinden bir lütuf olarak bilip kendisine bir pay çıkarmayan kişinin Rabbine olan hayranlığı artar. Kişi zikrinde, fikrinde, tefekküründe, ibadetinde, hayalinde ve gerçeğinde, enfüsünde ve âfâkında, ef’âlinde, sıfatında, zatında, gerek uyurken gerekse uyanıkken velhasıl her anında Rabbi ile dopdolu olur. Hayranlığı ve aşkı artar. Adeta Rabbinin del


Ayine oldu Hakk bize
Hakk ayandır gözümüze
Hakk diyoruz özümüze
Biz Halveti aşıkıyız
Hakk yolunun kurbanıyız. (Mehmet Ali VAHDETÎ)

“O’na iyilikleri ve kötülükleri ilham edene yemin ederim.” (Bkz. Şems 8) Bu nefis artık kah ağlayıp acı çeker, kah sakin olur. Kah feryat eder, kah kalbini ihya eder. Kah terk eder, kah dört elle sarılır.

Allah’ın veli kulları bu hâle ‘varlık denizinde aşk ile yolculuk etmektir’ derler. Aşkın sevinci tüm benliklerini sarıp sarmalamıştır. Kalp gözü açılan bir mü’min, her yerde Rabbinin ilâhî tecellilerini müşahede eder. Bu durum keramet değil, irfan ve marifete dönüşmüş bir ilimdir. Gönülde olan ilâhî aşkın bir ürünüdür.

Bu makam, her şeyde hayranlıkla Hakk’ı seyretme makamıdır.Tam manası ile yokluğa eren insanda Hayy sırrı (ölmezden evvel ölünüz) yaratır. Derviş burada rabıtasından bir an bile gafil olmamaya çalışır. Yukarıda da söylediğimiz gibi insan, bu makamda güzellikleri kendisine mal ederse aşağılara düşer. Fakat bu güzelliklerin Rabbinin nimeti olduğunun bilincine varıp şükrünü arttırırsa nefs-i mutmainneye ulaştırılır.

Nefs-i mülhime’nin esması; ism-i celal olan Ya Hu’dur ki bu da hiçlik makamıdır. Bu makam, Allah’tan gayri hiçbir şeyin olmadığı bir makamdır.

NEFS-İ MUTMAİNNE :

Mutmainne; tatmin olan, ikna olan, içinde şek ve şüpheye yer kalmayan, kanaat getirmiş, tam teslimiyete ermiş demektir. Mutmainne olan nefis, nefs-i emmarenin, levvâmenin ve mülhimenin olumsuz şartlarından kurtulmuş, baharın yaklaştığını müjdeleyen kardelen çiçeği gibidir. “Elestü” hitabında verdiği söze ve hakikate koşmaktadır. Bu hicrat yolculuğunda aşığın azığı, ibadetlerinin haricinde zikridir. Çünkü onun kalbi ancak zikir ile mutmain olur. (Bkz. Rad 28)

Nefsin kendi gerçeğine, kendi hakikatine koşması; artık O âşığın ruhunun (öz varlık) nefse kucak açıp onu sarmaya başlamasıdır. Ruh ve nefis birbirlerini sevip tanımaya başlarlar. “Siz birbirinizi sevmedikçe mü’min olamazsınız.” hadisinin ışığında, ruh nefse kendi sırlarını açmaya başlar. “Fesemme Vechullah” ayetinin inkişafı o kişiden açığa çıkar. (Bkz. Bakara,115)


Geceleri kalkıp çok yalvardığım
Gündüzleri devran edip döndüğüm
Gördüğüm her şeyde seni sorduğum
Ben seninle daha mutluyum Yarab. ( A.Kadir SEBÂTÎ )

Hak artık O âşığa vâsî sıfatını ihsan eder. Vâsî; bir insanın noter tasdikiyle bir kişiye vekalet vermesi gibidir. O vesayeti alan âşık, artık her ne yaparsa Hak adına, Hak ile yapar. O, artık Hakk’ın aynası olmuştur.

Nefse musallat olan şeytan son bir gayretle yine ona fısıldar ve bu vekaleti kendi menfaatlerinde kullanması için onu zorlar. 'Artık sen hürsün, şimdi kemâle erdin, ibadet etsen de etmesen de fark etmez' diyerek onu kibirlenmeye zorlar.

Bu vesveseler bize geldikçe yapacağımız tek şey, rabıtadan ayrılmamak ve mürşidimize sıkı sıkıya sarılmaktır. Nefs-i mülhimede Rabbini tespit eden nefis, nefs-i mutmainnede ise Rabbini tenzih etmeye başlar. Bu tür olumsuz düşünce, fikir ve vesveselere itibar etmez. Artık O, gözü ve gönlü yaşlı olarak Rabbinin âşığı olmuştur.

Bu makam, gerçek manada dervişlik makamıdır. Bu makamdaki kişinin kendine ait iradesi yoktur. Bu kişi zühd ve takva sahibidir. Ne kendisini ne de bir başkasını kınama ya da küçük görme gibi bir kaygısı yoktur. O’nu Hakk’ın zikir ve tefekküründen alıkoyan her şeye ilgisiz kalır, önem vermez. O artık Hz. Peygamberin ahlâkını uygulamaktan zevk alır. Ve ancak bunları tatbik ettikçe mutmain olur. Çünkü bu makam “insan” olma makamıdır.


Mademki ben bende yok
Sen senlikle sende yok
Hakk’tan gayri nesne yok
Hep görünen Vechullah. ( H.Fehmi ÜFTADE)

'Nefsini bilen Rab’bini bilir' hadisinin açılımı dervişte tekâmül ettikçe derviş kendisine ait hiçbir şeyinin olmadığının arifi olur. Artık o derviş ben ve benim demekten hicap duyar. Her yerde Hak, her şeyde Hak, gören de Hak, görünen de Hak olmuştur. O, Hallac-ı Mansur makamındadır.

Derviş, Rabbinin “İrcıi (dön Rab’bine)” hitabına mazhar olmuştur.(Bkz.Fecr 27-30) Allah’ın Cenneti’ne davet edilmiştir. Bu cennete ancak davetli olanlar, Allah’ın seçkin ve veli kulları girer. Burada rızalık vardır, kabul vardır, hayret vardır. Burası nefs-i razıyyenin yeridir.

NEFS-İ RAZIYYE :

Nefs-i razıyye; razı olmayı, gönül hoşluğu ile kabul etmeyi, her şeyden memnun olmayı gerektiren bir yaşamdır.

“ İrcıi” emri ile davet edilen kulun gönlüne dolan huzur, onun hayat yaşantısını cennete çevirir. (Fecr 27-30) Nefsinin bütün zanlarından, isteklerinden, kaba davranışlarından, şüpheciliğinden, neden ve niçin sorgulamalarından kurtulup, manevi hürriyete ermiştir. Artık o dikkatini tek bir yönde toplar ve görünürdeki işlerin, fiiliyatların nedenlerini değil de bunların oluşumları meydana getireni tefekkür edip seyreder.

Âşık, bu seyr-i sülûkünden aldığı zevk ile “Elhamdülillahi Rabbil âlemin” der. (Bkz.Fatiha 1) Bu sır ilimleri aşığa Rabbi tarafından ihsan edildiği için, aşık Rabbine karşı aşırı bir güven duyarak O’nun Rahmân ve Rahim sıfatları içinde oluşan tecellilerini müşahede eder.


Aşkına var oldu cümle kâinat
Sevgine yeşerdi bütün nebadat
Surette görünen külli cemadat
Varlığın sebebi nurum efendim. (İbrahim KANÂATÎ)

Bazılarına göre dünyanın çilesi gibi görünen olaylar, aşığa hoş gelmeye başlar. Aşık her olana olması gerekenler oluyor zevki ile bakarak 'Rabbim böyle yaptı ise bir hikmeti vardır' der ve Rabbinin hikmetine sorgulamadan, şüphe etmeden güvenir. Bu makama eren kişi, Allah’ın Celal ve Cemal sıfatlarının tecellilerini gönlünde yaşattığı için ne sevinç yaşar ne de kedere ve üzüntüye düşer. (Bkz Yunus 62) Her şeyin Allah’tan olduğunu bilip rıza gösterir.

Konumuza bir misalle devam edelim. Bir temmuz sıcağında, bölgedeki herkes şehir parkında oturmuş yeşillikler içinde birbirleri ile sohbet ederler. Bu sırada nereden geldiği belli olmayan bir kaç çocuk parktaki su vanalarını açar ve birbirlerini sırılsıklam eder. Çocuklar oynarken çevredeki vatandaşlarda ıslanır ve rahatsız olurlar. Parkın görevlisi işin farkına varıp çocukları kovalayıncaya kadar her yer su içinde kalır.

Çocuklar gidip ortalık sakinleşince oraya yakın olan kuşlar parka gelir ve bu su birikintilerinden su ihtiyaçlarını giderip bir güzel yıkanıp serinlerler. Olayı seyreden âşık tefekkür yolu ile: 'Ya Rab kuşları sulamak için bu çocukları gönderdin. Senin hiçbir işin abes ve lüzumsuz değildir' diyerek Rabbine olan şükrünü arttırır.

Nefs-i razıyye mertebesindeki aşık; kul olmanın zevkine varmış, kulluğun tadını çıkarmaya başlamıştır. Bu kulluk içerisinde 'ancak sana kulluk eder, ancak senden isterim' diyerek, nefse kul olmaktan kurtulup, çıkarcılık ve menfaatçilikten haya duymaya başlamıştır. (Bkz. Fatiha,4 )

Ancak sana kulluk ederim derken Allah’ı takdis eden kulun hayranlığı bir kat daha artar. Kul, Rabbine karşı sonsuz bir edep ve haya duyarak, kâmil bir iman ile tecellilere rıza göstererek mükemmel bir teslimiyet örneği gösterir. Buradaki teslimiyeti iyi tefekkür edelim!

Kişi vardır ki kendisini kaba kuvvet ile teslim alan güçten aşırı bir kin ve öfke ile kurtulmaya bakar. Örneğin; dedelerimizin kurtuluş savaşında verdiği mücadele gibi.

Bir de âşık ile maşuğun vuslatında birbirlerinin gözlerinin derinliklerinde kaybolup birbirlerine olan teslimiyetleri vardır. Sevgideki bu teslimiyet ile maşuğun her ricası âşık için emir olur.

Rabbine teslimiyetindeki kulluk hali aşığı nefs-i merziyyenin güzelliklerine taşır.

NEFS-İ MERZİYYE :

Nefs-i merziyye; Allah’ın hoşluğuna layık olan nefis demektir. Allah’ın kendisinden razı olduğu nefis demektir.

Nefs-i merziyye makamına eren aşık, nefsiyle olan cihadını başarı ile tamamlamıştır. Bu aşığın ruhu nefsini tamamen ihata etmiştir. ”Ben nefsimi nur ettim” hadisinin mazharı olmuştur. O’nun kalbinde dünyaya ait sevgilerin kokusu dahi kalmamıştır. Aşık, neye bakarsa baksın, kimi severse sevsin, gördüğünde Hakk’ın varlığı, sevdiğinde ise Hakk’ın sevgisi olduğunun arifidir.


Kalbi Kur’an indi bize
Haber verdi kalbimize
Sırr-ı ilâhi gönlümüze
Haber verdi Sebâtî’mden ( Ahmet FEDÂÎ)

Bu makama erişen insan, Allah’ın halifesi olma unvanını da üzerinde taşımaya hakkıyla layık olmuştur. Artık Kur'an ona kendi sırlarını açmıştır ve o, ilm-i ledün okyanuslarının enginliğinde hayretten hayrete, zevkten zevke tevhid neşesinin doruklarındadır.

Her şeyin arifi olup, kulluğunu en iyi şekilde temsil eden aşık, sahip olduğu ilm-i ledün sırlarının ve hikmetlerinin ilâhî tecellilerini yaşamış, eksiksiz ve katıksız marifetullahı tam anlamı ile kavramış insandır. Artık ona Allah’ın ahlâkı lütfedilmiştir.

O, beşerî sıfatlardan tamamen arınmış ve temizlenmiştir. O’nun her yanı Allah’ın nuru ile dolup taşmıştır. Keşif ve keramet göstermesi işten bile değilken O bunlara teşebbüs ve tevessül etmeyecek kadar da alçak gönüllüdür.


Hak dostların Turabîyim
Abdi aciz âmâdeyim
Ben ol dostun mazharıyım
Duyanlara selam olsun (Ali EKBER-ÜL TURABÎ)

Bundan sonraki makam nefs-i kâmile veya nefsi safiye’dir ki bu makam sıradan insanların makamı değildir. Bizim gibi acizlerin burada kalem gezdirmesi bile hayaldir. Unutmayalım ki Cenâb-ı Resûlullah’ın “Mustafa” ismindeki sâfilik bu makamın özelliğidir. Bu sâfilik kelime olarak Allah tarafından arıtılarak yüceltilmiş demektir.



Enver EFE
İstanbul, 28.08.2014




SON EKLENENLER
GÜNÜN AYETİ
Herkesin bir yönü vardır, ona döner. O halde hayırlarda yarışın. Nerede olursanız olun Allah sizi bir araya getirecektir. Allah her şeye güç yetirendir.
(BAKARA- 148)
ÖZLÜ SÖZLER
  • Ezeli ervahta nur-u Muhammedi ile beraber olmaya halvetilik denir.
  • Adem "ben hata yaptım beni bağışla " dedi, İblis ise" beni sen azdırdın" dedi ya sen!... sen ne diyorsun?
  • Edep, söz dinlemek ve gönle sahip olmaktır.
  • Güzelliğin zekatı iffet ve edeptir. (Hz. Ali)
  • Zeynel Abidin oğlu Muhammed Bakır'a "Ey oğul, fasıklarla cimrilerle yalancılarla sıla-i rahimi terk edenlerle arkadaşlık etme." diye buyurmuştur.
  • Kemalatın bir ölçüsü de halden şikayet etmemektir.
  • En güzel keramet gönlü masivadan arındırmaktır.
  • Alem-i Berzah insanın kendisidir.
  • Zahir ve batının karşılığı aşk-ı sübhandır.
  • Mutaşabih ayetler ledünidir.
  • Ölüm ve cehennem korkusu Hak'ka dost olmayanlar içindir.
  • Şartlanmalardan ve önyargılardan arınmadan kimse masum olamaz.
  • Uzlaşmak için bahane arayan düşman zıtlaşmak için bahane arayan dosttan daha iyidir.
  • Baki hakikatler fani merkezli inşa edilemez.
  • Her zorluğun çözümü sevgidir.
  • Allah var gayrı yok sevgi var dert yok.
  • Allah de ötesini bırak.
  • Sorunları erteleyen ve örten değil çözüm üretip sorunları çözen olmalıyız.
  • Kişinin irfanı kemalatı nispetinde şeytanı da nefsinin şiddetinde olur.
  • Kötü huylardan kurtulmanın en keskin yolu ilahi aşka yanmaktır.
  • Mücevherden sarraf olan anlar, başkası bilemez. Ne fark eder kör için elmas da bir, cam da bir. Eğer sana bakan kör ise sakın sen kendini cam sanma.(Mevlana)
  • Kendini oldum ve doğru zannedenler kendileri gibi düşünmeyenlerden rahatsız olurlar.
  • Eflatun'a dediler ki "Ne kadar çok çalışıyorsun". O da dedi ki "hayır ben sevdiğim işi yapıyorum"
  • Allah kuluna sevdirdiği her işi kuluna kolaylaştırır.
  • Kurtuluş hidayete tabi olanlar içindir. Selam olsun hidayete tabi olanlara.
  • Tevhid-i Ef-al meratibi ihvanın kendi gerçeğine seyir haritasıdır.
  • Kişi ilk önce kendisinin arifi olacak ki Rabbinin arifi olabilsin.
  • İnanmak başka şey, teslim ve tabii olmak başka şeydir.
  • Kalıcı dostluklar edinin.
  • İhvan gibi yaşa, gerisine karışma.
  • Mutlu insan başkalarının mutluluğu için yaşayandır.
  • İslam dini istişare esaslıdır.
  • Allah için affet, Allah için paylaş.
  • İhvanlığını işine göre değil, işini ihvanlığına göre ayarlayacaksın.
  • Kul, iradesini Allah’a teslim edendir.
  • Hakk'ı hatırladığımız unuttuğumuzdan fazla olsun.
  • "Olacağım" diyene engel yok, "olmayacağım" diyene bahane çok.
  • Ben merkezli değil, biz merkezli olun.
  • Dervişçe yaşamak, tevhitçe yaşamaktır.
  • Yaptığınızı azimle yapın, hırs ile yapmayın.
  • Kullukta devamlılık esastır.
  • Önce emin insan olmalıyız.
  • Derviş, halinden belli olmalıdır.
  • Beşeriyet kemalâtın hammaddesidir.
  • Mükemmeliyet istikamette daim olmaktır.
  • İnsanın cismi arza, ruhaniyeti semaya mensuptur.
  • Yaradılış farziyetimiz hakkı bilmektir.
  • Hakk'ı tanımanın ön şartı Resulûllah’ı tanımaktır.
  • İnsanın sırrında Allah’ın sonsuzluğu vardır.
  • Kulluğa bahane yok değer üreteceksiniz.
  • Şikayet, Mevla’ya hürmetsizliktir.
  • Kulluk adına yapmadıklarımıza hiçbir bahane geçerli olmayacak.
  • Bu âleme kavga için gelmedik.
  • Telkin öncelikle bizim nefsimize olmalıdır.
  • İnsan, Allah’ın sırrı Allah da insanın sırrıdır.
  • Varlığımızın sebebi zuhuru, Cenab-ı Resulûllah’tır.
  • Kullukta teslimiyet “Rağmen” olmalıdır.
  • Kazası olmayan tek şey hayatımızdır.
  • Sevgi dışındaki bütün hallerde zorluk vardır.
  • Nefsinde mevsimi hazan olanın, gönül mevsimi bahar, Ahireti bayram olur.
  • Hayat yaşamak, yaşamaksa sevmektir.
  • En güzel keramet istikamet üzere olmaktır.
  • Kişinin Rabbini tanıması için kendini tanıması lazım.
  • Hakk’ı ancak Mirat-ı Muhammet’ten görebiliriz.
  • İnsanı Hakk’ta sonsuzlaştıran ve yaşatan, sevgidir.
  • Sevgi bütün yaratılanların varoluş mayasıdır.
  • Sevgisiz olan her mekân ve mahâl mundardır.
  • Sevgi Allah için yanmak ve olmaktır.
  • Allah’ın ve Resulullah’ın sevgisi ile yanmayan gönül hamdır, ahlâttır.
  • Hakikat ehlinin sermayesi aşk-ı sübhandır.
  • Talepte kararlılık, kararlılıkta da sabır esastır.
  • Sabır, sadrın genişliği kadardır. Sadır genişliği ise; kabulümüz, sevgimiz kadardır.
  • Kamil insan demek;Bütün duygularda,düşüncede ruhta olgunlaşmış insan demektir.,
  • Dervişân, Mürşidinin eşiğinde sadık olduğu sürece, farkında olsa da olmasa da tekamül halindedir.
  • Kim ki Allah’ı ciddiye almaz ise; Allah o kimseyi ciddiye almaz.
  • Hakkı görmeyen gözler amadır.
  • Gayret olmadan kişinin ulaşacağı hiçbir âliyet olamaz.
  • Kendi gerçeğimize yol bulmak için arz üzerinde var olan bütün mevcudiyetten istifade edeceğiz.
  • Bu fırsat âleminin bir tekrarı daha yoktur.
  • Hiçbir oluşum kendi halinde, kendi başına müstakil değildir.
  • İhvan isek bir iddianın sahibiyiz demektir.
  • İhvanın kemâlâtı, olgunluğu, karşılaşmış olduğu olumsuz tecellilere verdiği tepkilerle ölçülür.
  • Kişi muhatabı ve müdahili olmadığı hiçbir meselenin şahidi olamaz.
  • Herkes kazanımlarını kayıplarını tespit etsin ki şuurlu bir hayat yaşayabilsin.
  • Birebir uyarılar insanı daha çok uyandırır.
  • Bütün canlılara dostça yakın olmalıyız.
  • Tekâmül için her anı yeniden yaşamak , her anın yeniden talibi olmak zorundayız.
  • Gayret etmeyen kişiden Kâmil insan olmaz.
  • Ehl-i talip bu Kâinatın özelidir, özetidir.
  • Kul, hizmeti kadardır. Kul, sevgisi kadardır, Kul hoş görebildiği kadardır. Kul feragat edebildiği kadardır. Kul paylaşabildiği kadardır.
  • Ehl-i ihvan’ın sevgisi Rabbi’nin sevgisi, meşguliyeti Rabbi’nin meşguliyeti olmalıdır.
  • Her an Rabbi ile meşgul olanın, muhatabı Rabbi olur.
  • Güzel bakmalı, güzel konuşmalı, güzel dinlemeliyiz.
  • Hayırları geciktirdiğimiz zaman şerre dönüşür. Şerleri geciktirdiğimiz zaman hayra dönüşür.
  • İhvanın irşad olmasının ön şartı teslimiyattır.
  • İlmen yâkinlik; bilmek ve kabul etmektir.
  • İhvan telkin edileni yaşadıktan sonra Hakkel yâkina ulaşır.
  • Kul, Rabbini ne kadar ciddiye alırsa, Rabbi’de onu o kadar ciddiye alır.
  • Rahman’ın sevgilisi olmak gönlü cenab-ı Resulullah’a yönetmek ve tabi olmakla orantılıdır.
  • İhvan, kendi özünde kâmil duruşa ulaşırsa, onda bir değil de nice esmanın açılımı, nice sıfatın inkişaf ve izhariyeti yaşanacaktır.
  • Dünkü gibi konuşan, dünkü gibi anlayan, dünkü gibi yaşayanın anı ve akibeti hüsrandır.
  • Ehli gönül olan, ,Resulullah’a ve Ehli Beyt’egönül veren Ehl-i İhvan’ın seyr-i sülüğü nefis merkezli akıl ile değil gönül merkezli akıl iledir.
  • İhvan, hayırda ve şerde damlayı derya mesafesinde görecek kadar Rabbini önemseyen olmalıdır.
  • Hakka vuslat, ancak aşk- sübhân ile olur.
  • Aşığın, sevgisinin sancısıyla uykularının kaçması lazım ki, orada aşktan söz edilebilsin.
  • Hayatla zıtlaşan değil hayatla uzlaşan olmalıyız.
  • Eğer kişi yarışacaksa hayırda yarışsın selâmda, yarışsın, paylaşmada hoş görüde affetmede yarışsın.
  • Kişi tercihinin neticesini yaşar.
  • İnsan, sevebildiği kadar, değer üretebildiği kadar insandır.
  • İhvan, arif olmalı ve gönlünü bütün olumsuzluklardan arındırmalıdır.
  • Herkes yaptıklarının neticesini yaşayacak.
  • Biz kulluğumuzu her gün yeniden yenilemeliyiz.
  • Üstünlük ancak takva ile sevgi iledir.
  • Allah hiçbir zaman abes ile iştigal etmez.
  • Her işte bizim için hikmet ve hayır vardır.
  • Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır.
  • Herkesin şeytanı, Cebrail’i, Mikail’i, İsrafil’i ve Azrail’i kendisiyle beraberdir.
  • Ehl-i ihvan demek arif olan, Hakk'a eren demektir.
  • Sevginin tezahürü ibadettir.
  • Eğer inanıyor, iman ediyor, seviyorsanız, yap denileni yapacak ve aksatmayacaksınız.
  • Sevenin ne gecesi ne gündüzü ne yorgunluğu ne bahanesi ne de mazereti olur.
  • Karşılaştığımız zorlukların tamamı tekâmül için ikrarımızı ispat içindir.
  • Bu âlem teşbih, tespit, tenzih, takdis ve şahadet âlemidir.
  • İnsanın Hak katında kadri, kıymeti sevgisi kadardır.
  • İnsan, yaşadığı zorluklar aşabildiği engeller kadar insandır.
  • Hiç zorluk, acı çekmeden, uğraş ve çaba sarf etmeden kimsenin başarıya ulaştığı görülmemiştir.
  • Hepimiz Allah’ın Resulûllah’ın ve Ehlibeyt’in aşkından muhabbetinden istifade edip Hakk’ta bakileşebilecek yetilere sahibiz.
  • İnsan, asliyeti kendisine unutturulmuş varlıktır.
  • Müsemmâ ehli olan için, isimler değişşe de asliyet değişmez.
  • Hiçbir güzelliği kendimize mal etmeden, bütün güzellikleri Rabbimizden bilmeliyiz.
  • Herkesin imtihanı iddiası kadar olur. Yani iddiası büyük olanın, imtihanı da büyük olur.
  • Kâinat, insan için, insana hizmet için halk edilmiştir.
  • Hayatın tamamı, kulluğun ve dostluğun talimidir.
  • Kişi bilgisinde değil yaşantısında kâmil insan olur.
  • Bizim yaşadıklarımız; tercihlerimizin, taleplerimizin ve dualarımızın neticesidir.
  • Mezheplerin farklı olması, dünya iklimlerinin, ırkların ve kültürlerin farklı olmasındandır.
  • İrfan mekteplerinin temelde aynı, detaylarda farklı farklı olması insanların, meşreplerinin farklı farklı olmasındandır.
  • Kimi takva ile kimi zikrullah ile, kimi hizmet ile, kimi de ibadet ile Hak rızasına ulaşmak ve kâmil insan olmak arzusundadır.
  • Din adına zıtlaşmalar, taraflaşmalar ve tefrikalar çıkarmak Rahman’ın ve Kuran’ın reddettiği duruşlardır.
  • Elin eksiğiyle uğraşan, kendi eksiğini hiçbir zaman göremez.
  • Biz bu âleme eksik tespit zabıtalığına gönderilmedik.
  • Âşık; mâşûkunu hususiyetle geceleyin, en çok yalnızlık halindeyken düşünür.
  • Geceleri ve seher vakti çok özeldir.
  • Dostluğun ilk şartı sevmektir. Fakat çıkarsız beklentisiz sevmektir.
  • Dost olmak, dostun her türlü yüküne katlanmaktır.
  • Bizim için yaşamak bir gündür, o da bugündür.
  • Kulluk adına yapmamız gereken ne varsa sabırla ve ihlâsla yapmalıyız.
  • Hak katında gıdalanmanın birinci esası, âdab-ı Muhammediye ve hakıkati Mahmudiye ile kıyam durmaktır.
  • Biz eyvallah tacını, ‘sensin’ tacını başımızdan, hiçlik hırkasını da eğnimizden hiçbir zaman çıkartmayacağız.
  • Bir damlanın hiçliğe ulaşması, onun deryaya düşmesiyle olur.
  • Bize ulaşan her tecellinin, Mevlâ'dan olduğunun bilincinde olalım ve rıza gösterelim.
  • Sakın tecellilerden kahreden, kederlenen olmayalım.
  • Tecellilerden şikayetçi olmak, kulun Rabbine olan saygısızlığıdır.
  • İhvan, hangi tecelli içinde olursa olsun, mutlaka güzel düşünmeli ve güzel değerlendirmelidir.
  • Edep ve âdap dışında nefes almayalım.
  • Biz, Cenâb-ı Resûlullah’ın vitrini olmalıyız.
  • Bütün nimetler ve âliyetler, gayret ve hizmet iledir.
  • Biz hangi hali yaşıyorsak bizim için hayırdır ve hikmetlidir.
  • Hikmete tabi olanlar hikmet ehli olurlar.
  • "Senin için Ya Rabbi" zevkiyle hayatı yaşayalım.
  • Huzur, ancak tevhid ile aşk ile sevgi ile Allah’a ve Resûlun’e yönelmek iledir.
  • Güzel ahlâk ve sevgi insanlığın omurgasıdır.
  • Her gününü son gün, her namazını son namaz, her muhabbetini son muhabbet gibi kabul eden kişinin yaşantısı Ehl-i ihvanca olur.
  • Büyük laf etmemeye çalışalım.Tevazu sahibi olalım.
  • Ehl-i Beyt olmak, hem nesebi hem de mezhebidir.
  • Ehl-i Beyt, Kur’an’ın ete kemiğe bürünmüş halidir.
  • Yaptığımız her şey kulluğumuzu ispat edercesine olmalıdır.
  • Halkı memnun etmek için Hakk'ı incitmeyelim.
  • Kemalat, hissedilen ilk nefesten son nefese kadar sadece Allah ve Resûl’u için say ve gayret etmektir.
  • Tevhid-i Ef-al hakikatin zübdesi, tevhidin nüvesidir.
  • Kullukta edebi olmayanın Hak’ta izzet bulması mümkün olamaz.
  • Hikmetleri seyretmenin tek şartı, tecellilere karşı sabırlı olmaktır.
  • Kişi yaşamış olduğu imtihanları aşabildiği kadar tekâmül etmiş olur.
  • Aslında bize zor gelen tecelliler, bizim için ikramdır.
  • Kulluğun esasında yap denileni yapıp sonucuna da razı olmak vardır.
  • Bütün kâinat, kişinin kendi hakikatine misaldir.
  • Öncelediğimiz Allah ve Resûl’u olmalı. Ertelediğimiz ise nefsimizin arzu ve istekleri olmalıdır..
  • Dervişi tekâmül ettirecek olan iştiyakı, kendine olan telkini, ve gayretindeki kararlılığıdır.
  • Her günü yaşamak, her günü diğer günden farklı bir alana taşımak için biz bugünün talebesiyiz.
  • Hatasını kabul edip hatasından dönen kul hayırlı kuldur.
  • Hedefi olmayanın istikameti de olmaz.
  • İhvan ne dünle ne de yarınla zaman kaybedecek sadece anını ve gününü değerlendirecek.
  • İhvanlık, halde örnek olmaktır.
  • Aile yaşantımızla, tecellilere olan tepkilerimizle, kişilerle olan ünsiyetimizle, her halimizle hele hele de ibadete olan düşkünlüğümüzle fark edilmeliyiz.
  • Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, Hak katında şerefli olamaz.
  • İbadet etmenin hoşnutluğunu yaşarken bu hoşnutluğu, ibadet etmeyenlere karşı bir üstünlük saymadan fail Allah'tır zevkiyle yaşamalıyız.
  • Kıyas, şeytani sıfatlardandır.
  • Karşımızda gördüğümüz eksikliği önce kendimizde tetkik etmeliyiz.
  • Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrine mürşitsiz yol bulamaz.
  • Baki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak Hak’ta ölüp Hak’ta dirilmektir.
  • Hayata ders veren değil de hayattan ders alan talip olmalıyız.
  • Anlayan ve öğrenen olmalıyız.
  • Anladığını genişleten, hayatına uyarlayan olmalıyız.
  • Tasavvuf önce şeriat-ı Muhammediye ile yaşanır.Sonra hakikat-ı Mahmûdiye ile hikmetler talim edilir.
  • Bir meselenin görevlisi olmak ayrı şeydir, gönüllüsü olmak ayrı şeydir.
  • Ehl-i ihvanla konuşularak halledilmeyecek hiçbir mesele olmamalıdır.
  • Hak dostları bir araya geldikleri zaman bakışmaları bile muhabbettir.
  • İhvanlığın dört ana esası vardır; ihlas, şecaat, cesaret ve cömertliktir.
  • Hayatın tamamında, her adımda, her bir nefeste; bir tuzak, bir imtihan vardır.
  • Gönül, Rahman ile coşarsa; kişi karşılaştığı her türlü tecelliye sabır ve tefekkür ile mukavemet gösterir.
  • İhvan, ne Dünya ne de ahiret beklentisi olmaksızın kulluğunu fi-sebilillah yaşamalıdır.
  • Kur’ân'ı öğrenmeye, okumaya, okutmaya, anlamaya ve yaşamaya çalışalım.
  • İslam, yap denileni yapmak; yapma denilenden uzak durmaktır.
  • Kulluğunu yarına erteleyenin Allah sevgisi yeterli değildir.
  • Tekâmül etmek için sürekli gayret halinde olmalıyız.
  • İnsana olan sevgisizlik Allah’a olan sevgisizliktir.
  • Allah’a vuslat ancak Aşk-ı sübhan ile olur.
  • Hak’ta bâki olabilmek için kayıtsız şartsız teslim olmalıyız.
  • Dilimizde zikrullah ile gönlümüzde her daim muhabbetullah ile inşa olmaya çalışmalıyız.
  • Şeriatın ihlâl olduğu yerde hakikat olmaz.
  • Her türlü tecelliden istifade edecek kadar arif,hiçbir zorluktan yılmayacak kadar da dirayetli olalım.
  • Arif olan baktığı her zerreden, karşılaştığı her tecelliden kendisine istikamet arar.
  • Ehl-i ihvan hatasında ve günahında ısrar etmeyen ve tövbesinde aceleci davranandır.
  • Âşık maşukundan gelen cefalardan haz duymazsa gerçek aşık olamaz.
  • Kendisindeki gayrilikten arınan insan için dışarıda ve içeride gayri olan hiçbir şey kalmaz.
  • Kişinin samimiyeti, sadakati ve sevgisi ona istikamet verir.
  • Bizden istenilen öncelikle safiyet, samimiyet ve sadakattir.
  • Ehl-i ihvan öyle bir kristalize olacak, safiyet kazanacak, kendi benliğinden öyle bir sıyrılıp latifleşecek, şeffaflaşacak, kendine ait bir renk zan düşünce ve duygu kalmayacak ki Allah’ın boyasıyla boyansın yani Resûlullah’ın haliyle hallenmiş olsun.
  • Gayret, kulluğun esasıdır.
  • Biz bildiklerimizle amel edelim. Bilmediklerimiz, bize bildirilecektir.
  • Her Ehl-i ihvan bulunduğu cemiyette fark edilmelidir.
  • Bizim sabrımıza, bize kötülük yapanların şahitlik etmesi lazım.
  • Asli maksadımız, nefsimizi ve Rabbimizi tanımaktır.
  • Gayret etmeyen kişiden kâmil insan olmaz.
  • İhvan, kendi hakikatine seyri sülük ederken hem dünyasını hem de ukbâsını saadete erdirmiş olur.
  • Muhabbetimiz Resûlullah’ın ve Ehl-i Beyt’in muhabbeti, davamız Hak davası olsun.
  • Eğer insan Rahman’ın aynası olacaksa yansıtıcılığının çok net,arı ve duru olması lazımdır.
  • Eğer bir olumsuzlukla, zorlukla karşılaşıyorsak, bu bizim olumsuzluluğumuzdandır.
  • Arz ve semada her ne olursa insan ile ilişkilidir.
  • Sözümüzün ilk müşterisi kendi kulağımız olmalıdır.
  • İslâm şahitlik ile başlar, şuhut ile yaşanır. Ve yine şahitlik ile kemal bulur.
  • Hangi başarı vardır ki uğraşsız gayretsiz ve gönülsüz zuhura gelsin.
  • Aşığın ölümü Hakk’ta vuslat, sonsuzluğa uyanmak ve sonsuzluğu yaşamak olur.
  • Artık etrafımızla ve kendimizle olan kavgamızı bitirip, sevgiyle nefes almanın gayretinde olmalıyız.
  • Kişinin kararlılığı tecellilere gösterdiği mukavemeti kadardır.
  • Aşık hep maşukundan söz etsinler, hep ondan konuşsunlar ister; zaten gayrı şeyler aşığı rahatsız eder.
  • Kişi mutmain olmadıkça kulluğunda, dostluğunda hep hüsrandadır.
  • Cemal aşıkları için gayri olan her şey haramdır.
  • Zikrin esası namazdır, muhabbetullahdır.
  • İhvan, hayatın tamamında Rahman’ın iradesi altında yaşamaya dikkat ve özen göstermelidir.
  • Her şeye rağmen seveceğiz
  • Her şeye rağmen hizmette gayretli olacağız
  • Kulluk, içinde Rabbi'nden başkasını bulundurmayan, gayrilerden boşalmış hiçlik makamıdır.
  • Hayatın ve kulluğun emanetçisi olduğumuzu, bu emaneti taşımamız ve ehline teslim etmemiz gerektiğini hatırdan çıkartmamalıyız.
  • Hayatı hep Hakkça yaşamanın gayretinde olmalıyız.
  • Hayat, bizi kullukta belirli bir kıvama taşımak içindir.
  • Kendine gafil olan, Allah’a arif olamaz.
  • Her varlık Hakk'tandır ve Hak ile kaimdir.
  • Bütün masivalardan arınmak, “ölmezden önce ölmek” Hak’ta ebed olmak; olağanüstü bir azim ve gayret ister.
  • Kişinin kararlılığı, cesareti, azmi ve sevgisi bir arada tekmil olursa; kişinin önünde aşamayacağı engel ve mâni olmaz.
  • Talibin âli ve en yüce değerlere ulaşabilmesi, Allah ve Resûlu’ne olan muhabbeti, sevgisi ile orantılıdır.
  • Hedefimiz ve gayemiz, bugün tevhid noktasında Allah’ı Resulullah’ı ve Ehl-i Beyt’i dünden daha farklı idrak etmek ve yaşamaktır.
  • Tevhid adına bize yapılan teklifatın tamamını yaşamak, bizi kendimize döndürmek ve kendi hakikatimizle tanıştırmak içindir.
  • Tevhid meratiplerindeki yaşam talimlerinin tamamı, bizi kendi ruh derinliğimizdeki iç potansiyelimizden istifade ettirmek adınadır.
  • İhvanın bilip, yapmak isteyip de yapamamasının sebebi kendisinde yetersiz olan kararlılığı, gayreti ve talebidir.
  • Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, mükerrem ve münevver olamaz.
  • Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrinde mürşitsiz yol kat edemez.
  • Kulluk adına yaşanılacak ne kadar âli değerler varsa, bunların tamamı ancak mürşid-i kâmilin nezaretinde ve refakatinde yaşanılabilir.
  • Bâki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak, Hakk’ta ölüp Hakk’ta dirilmektir.
  • Yaşadığımız ne tür olumsuzluk olursa olsun, bizim hedefimize olan iştiyâkımızı arttırmalıdır.
  • Her türlü olumluluk ve olumsuzluktan istifade eden olalım.
  • Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır.
  • İhvan, kendisini yargılayan, kendisini öz eleştiriye açık tutan ve kendini kemâle taşıyan olmalıdır.
  • İhvan, ancak telkin edilen hikmetli sözleri, hadisleri ve ayetleri yaşantısına uyarlayarak gayretinde istikamet bulabilir.
  • Kim hidayeti dilerse hidayete ulaşacak; kim hidayete ulaşmak istemezse Rahmân da ona hidayet etmeyecek.
  • İnancı olmayanın istikameti olmaz.
  • İnsan-ı asli Allah’ın aynasıdır.
  • Nurun olduğu yerde zulüm, dinin olduğu yerde kin, sevginin olduğu yerde nefret olmaz.
  • Ehl-i ihvan demek arif olan gerçeklere eren demektir.
  • Herkes tercihinden yönelişinden meyil ve rızasından sorumludur.
  • Nimete ulaşmak için mutlaka hizmete talip olmalıyız.
  • İhvan düşünmekle, keşfetmekle ve gayret ile kemâlat bulur.
  • “Rabbim” diyen için zaten zorluk yoktur.
  • Hedefi olmayanın istikameti de olmaz.
  • İslam, aslen teslim olmak ve selamet bulmaktır.
NAMAZ VAKİTLERİ