15 Kasım 2019
17 Rebiü'l-Evvel 1441
MENÜ
SOHBETLER HAZRET-İ MUHAMMED'IN
(S.A.V) HAYATI
SEVGİLİ PEYGAMBERİM KUR'AN-I KERİM İLMİHAL İSLAM VE TOPLUM 40 HADİS HADİS-İ ŞERİFLER OSMANLICA SÖZLÜK RÜYA TABİRLERİ BEBEK İSİMLERİ ABDÜLKADİR BİLGİLİ
(SEBATİ) DİVANI
NİYAZİ MISRİ DİVANI HİKMETLİ SÖZLER KUR'AN-I KERİM ÖĞRENİYORUM KUR'AN-I KERİM (SESLİ ve YAZILI) SESLİ ARŞİV İLAHİLER
İSLAM ve TASAVVUF
TASAVVUFUN TARİFLERİ TASAVVUFUN DOĞUŞU TASAVVUFUN ANADOLU'YA GİRİŞİ HALVETİLİĞİN TARİHİ HALVETİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ HALVETİLİĞİN TÜRK TOPLUMUNDAKİ YERİ HALVETİYYE SİLSİLESİ PİRLERİMİZİN HAYATLARI MEHMET ALİ İŞTİP (VAHDETİ) ABDÜLKADİR BİLGİLİ (SEBATİ) İBRAHİM GÜLMEZ(KANÂATÎ)
EHLİ - BEYT
EHL-İ BEYT KİMDİR? EHL-İ BEYTİ SEVMEK
RESÛLULLAH'I SEVMEKTİR
EHL-İ BEYT EMANETİ RESÛLULLAH'TIR EHL-İ BEYTİN HALİ NUH'UN GEMİSİ GİBİDİR EHL-İ BEYT OLMAK HEM NESEBİ HEMDE MEZHEBİDİR
ONİKİ İMAMLAR
HZ. İMAM ALİ K.A.V RA HZ. İMAM HASAN-I (MÜCTEBA) HZ. İMAM HÜSEYİN-İ (KERBELA) HZ. İMAM ZEYNEL ABİDİN HZ. İMAM MUHAMMED BAKIR HZ. İMAM CAFER-İ SADIK HZ. İMAM MUSA-İ KAZIM HZ. İMAM ALİYYUL RIZA HZ. İMAM MUHAMMED CEVAD (TAKİ) HZ. İMAM ALİ HADİ (NAKİ) HZ. İMAM HASAN’UL ASKERİ HZ. İMAM MUHAMMED MEHDİ






OSMANLICA SÖZLÜK


A B C D E F G H I J K L M N O P R S T U V Y Z

  • ya : 'Hey, ey! mânasında nida olarak kullanılır. Arapçada başına geldiği kelimenin i'rabını ötre okutur. Yâ-Halimu, Yâ-Rahimu da olduğu gibi. Yâ, terkibli kelimelerin başına gelirse; More…
  • ya eyyühel hoto : Ey vahşi, kaba dağ adamı!
  • ya leyte : Keşke, ne olurdu.
  • ya'bub : Hızla akan nehir. * Suyu çok olan ark. * Bulut. * Hızla giden at. ◊ Hızla akan nehir. * Suyu çok olan ark. * Bulut. * Hızla giden at.
  • ya'fur : (C.: Yaâfir) Tüyleri toprak renginde olan ceylân. * Ceylân yavrusu. * Gecenin beşte veya altıda bir bölümü. * Peygamberimizin merkebinin adı.
  • ya'lul : (C.: Yeâlil) Beyaz bulut. * Su üzerinde peydâ olan kabarcık. * Çift hörgüçlü deve.
  • ya'mele : İşe dayanıklı cins dişi deve.
  • ya'mur : (C.: Yeâmir) Bir nevi ağaç. * Oğlak. Kuzu. ◊ (C.: Yeâmir) Bir nevi ağaç. * Oğlak. Kuzu.
  • ya'ni : (Yâni) Bundan maksat, demek, demek isteniyor ki.
  • ya'sub : Arı beyi. * Emir, bey, reis. * Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ın bir atının ismi. * Atın alnındaki beyazlık. * Bir nevi kuş.
  • ya'zid : Acı marul.
  • yab : f. 'Yaften: Bulmak' mastarından emir kökü olup, birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Şifayab $ : Şifa bulan, iyileşen.
  • yaban : f. Çöl, sahra.
  • yabani : Yabana mensub. Issız yerlerde yaşıyan. Yabancı, alışmamış.
  • yabende : f. Bulan, bulucu. * Keşfeden, kâşif.
  • yabis : Kuru.
  • yabnak : f. Bulan, bulucu.
  • yâd : f. Anma. Hatırda tutma. Zikretme. * Hediye. * Hâtıra. * Hatır, gönül. * Uyanıklık.
  • yad-bud : f. Armağan, yâdigâr.
  • yadbüd : f. Hâfıza kuvveti.
  • yaddar : f. Hatırda tutan, unutmayan.
  • yaddaşt : f. Hatırda tutulan şey. Hâtıra.
  • yade : f. Hâtıra.
  • yadigâr : Hatıra. Bir kimseyi veya bir şeyi hatırlatan.
  • yadkerd : f. Hazırlama.
  • yafe : f. Saçma ve mânasız söz.
  • yafes : Hz. Nuh'un (A.S.) üçüncü oğlu. Tufandan sonra Hazar Denizinin kuzeyinde yerleşmiştir.
  • yafte : f. 'Bulunmuş, bulmuş, bulunan' mânalarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Şeref-yafte $ : f. Şeref bulmuş.
  • yafuf : Turaç kuşunun yavrusu.
  • yafuh : Bıngıldak. Yeni doğan çocukların baş kemiklerinin arasındaki yumuşaklık.
  • yağfirullah : Allah mağfiret eyler, eylesin, günahlarını örtsün (meâlinde söylenir).
  • yağma : f. Zorla mal alma, çapul. * Bir Türk boyu.
  • yağmager : (C.: Yağmagerân) f. Çapulcu, yağmacı, zorba.
  • yağmagerî : f. Çapulculuk, yağmacılık.
  • yah : f. Buz.
  • yah-aver : f. Buzlu şerbet, buzlu su.
  • yahamim : (Yahmum. C.) Kara dumanlar.
  • yahbeste : Buz tutmuş, donmuş, buz bağlamış.
  • yahçe : f. Donmuş yağmur taneleri, dolu taneleri.
  • yahmum : (C.: Yahâmîm) Kara duman. * Tütün. * Kara nesne.
  • yahmur : Yaban eşeği.
  • yahni : f. Et yemeği, yahni. * Azık, zahire. * Pişmiş şey.
  • yahpare : f. Buz parçası.
  • yahte : f. Benzer, misil, eş, nazir. * Oda. * Küçük küp.
  • yahtemil : İhtimal.
  • yahud : f. İsterseniz, veyâ. İyisi.
  • yahyah : Beri gel demektir.
  • yais : (Ye's. den) Ümitsiz, kederli, me'yus.
  • yakaza : (Bak: Yakza)
  • yakazan : Uyanık kimse. * Tozu yükselen toprak.
  • yakik : Katı nesne.
  • yakîn : Şüphesiz, sağlam ve kat'i olarak bilmek.
  • yakînen : Hiç şübhesiz olarak, kat'i surette.
  • yakînî : Şüphe edilmeyecek ilmî halde, hiç şeksiz bilinmeğe dair.
  • yakîniyyât : Yakînî bir surette bilinenler.
  • yakitî (yakutî) : Kırmızı üzüm.
  • yakiz : (C.: Eykâz) Uyanık.
  • yaktîn : Kabak, kavun ve karpuz gibi dalları yerde yayılan bir nebat adı.
  • yakut : Çeşitli renkleri olan kıymetli bir süs taşı.
  • yakza : Uyanıklık. Dikkatte olma.
  • yakzân : Uyanık.
  • yakzaten : Uyanık olarak. Şuurlu ve dikkatli surette.
  • yâl : f. Kuvvet, güç. Boyun, gerdan.
  • yâl ü bâl : Boybos düzgünlüğü.
  • yalak : Hayvanların su içmelerine mahsus içi oyuk kütük veya taş. Çeşmelerin musluğu altına konulan tasa da bu ad verilir.
  • yalan : (Bak: Kizb)
  • yaldiz : t. Cilâ. * Parlatmağa yarıyan şey.
  • yale : f. Sığır boynuzu.
  • yalmend : f. Aile reisi. Aile başkanı.
  • yalvane : f. Kırlangıç kuşu.
  • yam : f. Posta beygiri.
  • yamak : Yardımcı, yardak, muavin.
  • yamur : Başının ortasında bir sürü boynuzları olan bir cins geyiğin erkeği.
  • yan : f. Hastanın sayıklaması.
  • yanesun : Anason otu.
  • yani' : Kıvama gelmiş, olmuş. Pişkin.
  • yankesici : Biçimine getirerek insanın üzerinden gizlice birşey çalan hırsız.
  • yâr : f. Dost, ahbab, tanıdık. * Yardımcı. * Âşık. Mâşuk, sevgili.
  • yara : f. Güç, kuvvet, kudret, takat.
  • yârân : f. Dostlar. Sâdık arkadaşlar. Sevgililer.
  • yarane : f. Dostça.
  • yâre : f. Bilezik. ◊ Yara.
  • yarek : f. Dölyatağı. Meşime.
  • yârî : f. Yardım. * Dostluk.
  • yari ümmi : Yazıyı tam yazamayan. * İlmi daha ziyade ilhama istinad eden.
  • yarmend : f. Dost, muin, yardımcı.
  • yarres : f. İmdada yetişen.
  • yasemin : f. Güzel kokulu, beyaz ve güzel çiçekler açan sarmaşık cinsinden bir ağaç.
  • yasib : Yeşim taşı.
  • yasif : Yeşim taşı.
  • yasin : Yâ Seyyid yâ insan gibi muhtelif manalar rivayet edilir. Şifredir Hazret-i Peygamber'in (A.S.M.) fıtraten, hilkaten, edeben ve ahlâken en yüksek olduğu herkesçe bilindiğinden bu isim More…
  • yasin suresi : Kur'an-ı Kerim'in 36. suresinin ismidir. Mekkîdir.
  • yasir : Sol tarafa giden.
  • yâve : f. Hezeyan. Yalan. Yaygara. Saçma sapan söz. * Sahipsiz hayvan.
  • yâve-gû : (C.: Yâve-guyân) f. Saçmasapan konuşan, saçmalayan.
  • yâver : f. Yardımcı. Mededkâr. İmdatçı. * En yakın memur. * Devlet büyüklerinin yanında bulunan en yakın memur.
  • yâverân : (Yâver. C.) f. Yâverler. Yardımcılar.
  • yâverî : f. Yâverlik, yardımcılık.
  • yavuz : şiddetli yanan. * A'lâ, fevkalâde. * Pek sert.
  • yazdeh : f. Onbir.
  • yazdehüm : f. Onbirinci.
  • ye'cüc ve me'cüc : Kısa boylu olacakları söylenen ve Kur'an-ı Kerim'de bahsi geçen ve ortalığı fitne ve anarşiye boğacak olan bir kavmin ismi.
  • ye's : Emelinden kesilmek. Ümidsizlik. Nevmid olmak. Matlubunun hâsıl olmasına ümidini kesmek.
  • ye's-aver : f. Ümitsizlik veren. Me'yus eden. ◊ f. Ümitsizlik veren. Me'yus eden.
  • yeakib : (Ya'kub. C.) Erkek keklikler.
  • yealil : (Ya'lul. C.) Suları berrak ve saf akan göller. * Beyaz bulutlar. * Su üzerinde meydana gelen kabarcıklar. * Çift hörgüçlü develer.
  • yeasib : (Ya'sub. C.) Reisler, başkanlar, başlar. * Arıbeyleri.
  • yebab : f. Yıkık, bozuk, harap, virâne.
  • yeban : f. Sahra, çöl. * Issız ve tenha yer.
  • yebani : f. Görgüsüz, kaba. * Yabâni, kırlarda biten. * Sıkılgan, ürkek. (Bak: Yabani)
  • yebes : Sonradan kuruyan yaş mevzi.
  • yebrem : Gelberi ismiyle bilinen bir cins demir kürek.
  • yebs : Islak şeyin kuruması.
  • yebuset : Kuruluk, nemsizlik, rutubetsizlik.
  • yed : El. * Mc: Kuvvet, kudret, güç. * Yardım. * Vasıta. * Mülk.
  • yedan : Eller. İki el.
  • yedeyn : İki el.
  • yediyy : El ile dokunmuş.
  • yedullah : Cenab-ı Hakk'ın kudreti, yardımı.
  • yefa' : Yüksek yer.
  • yefen : Bunak adam.
  • yeftenc : Sevgililerin zülüfü kendisine benzetilen siyah renkli büyük bir yılan.
  • yegân : f. (Yek. C.) Birler. Tekler. Teker teker.
  • yegân yegân : f. Ayrı ayrı. Birer birer.
  • yegâne : Tek, bir.
  • yegâne-gî : f. Teklik, yegâne ve tek oluş.
  • yegden : f. Birden, birdenbire.
  • yegus : Nuh Aleyhisselâm'ın kavmine ait bir put.
  • yehhir : Katı ve sert taş. * Serap.
  • yehma : Sahra, çöl.
  • yehmum : Kömür gibi simsiyah olan şey. * Zifir ve kara duman. * Cehennem ahalisini ihata eden perde.
  • yehmur : Çok sözlü, çok konuşan adam. * Çok çalışkan ve işe cür'etli olan kişi. * Yeri götüren balık.
  • yehr : İnat etmek.
  • yehud : Yakub (A.S.) ın büyük oğlunun adıdır. (Bak: Ya'kub)
  • yeis : (Ye's) Ümitsizlik. (Bak: Ye's, Himmet)
  • yek : f. Bir, münferid. * Bir oluş, birlik.
  • yek-âvâz : f. Tek sesli, bir sesli. * Mc: Bir tarzda, bir şekil üzerine. * Edb: Başından sonuna kadar aynı kuvvette güzel olan manzume.
  • yek-dü-se : f. Bir-iki-üç. ◊ f. Bir-iki-üç.
  • yekâyek : f. Birer birer. Tek tek. * Ansızın.
  • yekbar : (Yekbâre) f. Bir defa, bir kere. Bir defada.
  • yekçeşm : Tek gözlü. * Âhir zamanda gelecek olan Deccal'ın bir ismi. 'Sadece dünya hayatını şiddetle isteyip âhireti unutan ve inkâr eden' meâlinde mecazen söylenilmiştir. * Güneş. More…
  • yekcins : f. Aynı cinsten.
  • yekdane : f. Eşi, benzeri olmayan. Tek.
  • yekdem : f. Bir nefes, çok az, çok kısa.
  • yekdest : f. Bir elli, tek elli. * Bir çeşit, bir cins. * Eskiden yapılmış bir çeşit rende.
  • yekdiğer : Bir başkası.
  • yeke : f. Yalnız, bir, tek.
  • yeknesak : Devamlı aynı halde olan. Biteviye. Değişmez bir hal.
  • yekpa : f. Tek ayaklı. Topal.
  • yekpare : Tek parçadan meydana gelen. Bütün. Parçasız.
  • yekreh : f. Riyasız, doğru.
  • yekrişte : f. Uygun, muvafık, yaraşır. * Şefkatli.
  • yekru(y) : f. İki yüzlülük yapmayan, riyasız. * Hâlis ve itimad edilir dost.
  • yekruz : f. Bir günlük. Geçici, muvakkat.
  • yeksal : f. Bir yıllık. Bir yaşında.
  • yeksan : Beraber. Bir. * Düz. * Her zaman.
  • yekşebe : f. Bir gecelik.
  • yekser : f. Baştan başa. * Ansızın. * Yalnız başına.
  • yeksüvare : (C.: Yeksüvârân) Yalnız başına ata binen. * Mc: Arkadaşı olmayan kimse.
  • yekta : Tek, yalnız, eşsiz. * Bir kat.
  • yektene : f. Tenha, yalnız başına.
  • yekûn : 'Toptan, hepsi. Netice. Toplam. (Arapçada; olur-oluyor mânâsınadır)'
  • yekvücud : Tek kişi gibi. Hep birden.
  • yekzeban : Söz birliği. Ağız birliği. Sözde beraberlik. * Aynı dili konuşan. Bir dilde.
  • yel : (C.: Yelân) Pehlivan. şampiyon.
  • yelan : (Yel. C.) f. şampiyonlar, pehlivanlar.
  • yelda : f. Uzun.
  • yele : f. Kuvvetle saldıran. * Otlağa salınmış hayvan sürüsü. * Koşan, koşucu, seğirten. * Bazı hayvanların ensesindeki kıllar.
  • yeleb : Beyaz deve. * Polat demir. * Toplamak, cem'etmek. * Deriden yapılmış cübbe, zırh ve gömlek. * Kalkan.
  • yelek(a) : Her nesnenin beyazı. * Beyaz keçi.
  • yelel : Üst dişlerin kısa olması.
  • yelem : Aslâ yemişi olmayan sert ve katı ağaç.
  • yelemlem : Deri. * Bir yerin adı. (Yemenliler ihramı orada giyerler.)
  • yelended : Etli, semiz kimse.
  • yelma' : Yalancı. * Serap.
  • yelmek : (C.: Yelâmık) Kalın kaftan.
  • yelpez : Yelpaze. * Serinletmek için el ile havalandırma âleti.
  • yeltenmek : t. Bir şeye başlamağa niyet etmek. Teşebbüse kalkışmak. Özenmek. Taklide çalışmak.
  • yemame : Ehlî güvercin.
  • yemen : Arap diyarında bir vilayet ismi.
  • yemhur : Uzun boylu adam. * İt sineği.
  • yemin : Sözü Allah'ı (C.C.) zikrederek kuvvetlendirmek. Kasem. * El tutuşarak, Allah'a bağlılıklarını bildirerek, Allah'a ve birbirlerine söz vererek ahitleşmek. * Mübarek. * Sağ More…
  • yemm : Deniz, bahir, derya, umman. * Güvercin kuşu.
  • yen' : Yemişin olgunlaşması.
  • yenabi' : (Yenbu'. C.) Kaynaklar, pınarlar, çeşmeler. * Kedi yavruları.
  • yenarik : Yassı bilezik.
  • yenbagi : Münasib, uygun, şâyân. Lâzımgelir, icab eder, gerekir.
  • yenbu' : (C.: Yenâbi) Pınar, kaynak. * Kedi yavrusu.
  • yenbub : Dikenli bir ağaç.
  • yengeç : t. Çok ayaklı ve yan yan yürüyen, başının iki tarafında iki kıskacı olan deniz veya durgun sularda yaşayan bir küçük hayvan.
  • yenhub : Korkak.
  • yenme : (C.: Yünem) Bir nevi ot.
  • yera : (Yerâa. C.) Yontulmamış kamış kalemler. Kamışlar. * Ateşböcekleri.
  • yera' : Sığır buzağısı.
  • yeraa : (C.: Yerâ) Kamış düdük. * Yontulmamış kalem.
  • yerabi' : (Yerbu'. C.) Tarla fareleri.
  • yerbu' : (C.: Yerabi') Arap tavşanı adı verilen yaban faresi.
  • yerekan : Sarılık hastalığı. * Ekin âfetlerinden bir âfet.
  • yerer : Katı ve sert nesne.
  • yerhum : Erkek kartal.
  • yerku' : Şiddetli açlık.
  • yerma' : (C.: Yerâmi) Alçı taşı.
  • yerun : Ağu, zehir. * Aygır suyu.
  • yesag : f. Kanun, nizam. * Yasak.
  • yesar : Sol, sol el. * Varlık, zenginlik. * Gençlik. * Bolluk. * Kolaylık.
  • yesaret : Zenginlik. * Kolaylık.
  • yesarî : Sola ait. Sol ile alâkalı.
  • yesbehun : Yüzerler. (manasında)
  • yeser : Kolaylık, sühulet. * Birinin sağ tarafından gelme. * Yün, ip gibi şeyleri bükme.
  • yesir : Az şey, az, kalil. * Kumarbaz. * Kolay.
  • yeşk : f. Köpek dişi adı verilen sivri diş.
  • yesr : Öldürmek.
  • yesrib : Medine-i Münevvere'nin müslümanlıktan evvelki ismi. (Bak: Medine)
  • yessir : Kolaylaştır (meâlinde duâ).
  • yesteur : Medine yakınında bir yer. * Deve sağrısına yapılan palas. * Belâ. * Bâtıl. * Misvak ağacı.
  • yesur : Kumarbaz.
  • yetama : (Yetim. C.) Yetimler. Babaları ölmüş çocuklar.
  • yetem : (Bak: Yütm)
  • yetim : Babası ölmüş olan çocuk. * Tek, eşsiz, yalnız. (Çocuk baliğ olduktan sonra yetimlik ondan kalkar. Anası ölene ise daha çok öksüz denir.)
  • yetim-hâne : f. Yetim çocukların bakılıp beslendiği yer.
  • yetime : Yetim kız. * Eşsiz.
  • yetn : Doğum ânında çocuğun ayaklarının evvel çıkması.
  • yetu' : Sütleğen otu.
  • yeuk : Nuh Aleyhisselâm'ın kavminin putlarından bir putun ismi.
  • yeus : (Ye's. den) Ümitsiz, ümidi kesilmiş, me'yus.
  • yevm : Gün. Yirmidört saatlik zaman. * Sene. * Asır. Devir. * Devre.
  • yevmen fe yevmen : Günden güne, gittikçe.
  • yevmî : Günlük. Güne ait.
  • yevmiye : Gündelik. Bir günlük çalışmanın neticesi alınan ücret. * Günlük hadiseleri günü gününe kaydetmeğe yarıyan defter, gazete.
  • yez : f. Bağ, bahçe, tarla vs. gibi arazilerin etrafına çekilen dikenli çalı. Çit.
  • yezdan : f. Cenab-ı Hak. * (Mecusilerce) : Hayırları yaratan hayır ilâhı dedikleri mevhum mâbud.
  • yezdanî : İlâhî. Yezdan'a ait ve müteallik.
  • yezek : f. Bekçi, gece bekçisi.
  • yezid : (Hi: 26-64) Hz. Muaviye'nin (R.A.) oğlu ve Emeviye Devletinin ikinci halifesi. Şam'da doğdu. Zamanında Kerbelâ hâdise-i elîmesi meydana geldi.
  • yoga : Bâtıl Hind felsefe sistemi. Bunlar tam bir dalgınlık ve hareketsizlik ile ve çile çekmekle gayelerine ulaşacaklarını sanarlar.
  • yogi : Hindistan'da çilecilere (yogalara) verilen isim.
  • yordam : t. Edâ. * Alâyiş, tantana, debdebe. * Meleke, çalım, çeviklik, alışkanlık, yatkınlık. Çabukluk.
  • yorum : Uydurma bir kelimedir. (Bak: Tefsir)
  • yorumlamak : (Bak: Tefsir etmek)
  • yübs : Kuruluk.
  • yübuset : Kuruluk.
  • yuce : f. Damla, katre.
  • yüdi : (Yed. C.) Eller.
  • yûdlûn : Tarhun otu.
  • yug : f. Boyunduruk.
  • yuh : (Yuhâ) Güneşin isimlerindendir. * Türkçede, birisine karşı hakaret için söylenen kelimedir. Kalabalıkla haykırılan hakaret kelimesidir. Buna 'yuha çekmek' denir.
  • yuhanna : Hz. İsa'nın (A.S.) havarilerinden birisidir. İncillerden birisini yazmıştır. İbranicede Yahya mânasına gelir. Yuhannes, Ohannes, Con (Fr.: Jan) denir.
  • yümkin : Olabilir, mümkün olur.
  • yümn : (Yümün) Kuvvetli, uğur, bereket.
  • yümna : Sağ taraf, sağ el.
  • yümne : Yemen alacalarından bir alaca kumaş.
  • yümnî : Uğura, berekete ait. Uğurlu.
  • yümum : (Yemm. C.) Denizler.
  • yürna : Kına.
  • yüscan : Yeşil taylasanlar.
  • yüsr (yüsür) : Kolaylık. Genişlik. Rahatlık. Zenginlik. Gına. Refah.
  • yüsra : Sol taraf. Sol el. (Eyser'in müennes)
  • yüsret : Kolaylık, sühulet. Rahat.
  • yüsrug : Ot arasında olan kırmızı bir böcek.
  • yüsur : Ekşi yüzlü olmak.
  • yüsür : Kolaylık, sühulet, yüsr.
  • yütm : (Bu kelime esasen infirad mânasına gelir)
  • yüus : (Ye's. C.) Yeisler, ümitsizlikler, kederler.
  • yuz : f. Kaplanı andırır yırtıcı bir hayvan, pars.
  • yuze : f. El açan, dilenci.
  • 
    SON EKLENENLER
    GÜNÜN AYETİ
    Allah kendilerinden hoşnut olmuş, onlar da Allah’tan hoşnut olmuşlardır. Bu söylenenler hep Rabbinden korkan
    (O’na saygı gösterenler) içindir.
    (BEYYİNE-8)
    ÖZLÜ SÖZLER
    • Ezeli ervahta nur-u Muhammedi ile beraber olmaya halvetilik denir.
    • Adem "ben hata yaptım beni bağışla " dedi, İblis ise" beni sen azdırdın" dedi ya sen!... sen ne diyorsun?
    • Edep, söz dinlemek ve gönle sahip olmaktır.
    • Güzelliğin zekatı iffet ve edeptir. (Hz. Ali)
    • Zeynel Abidin oğlu Muhammed Bakır'a "Ey oğul, fasıklarla cimrilerle yalancılarla sıla-i rahimi terk edenlerle arkadaşlık etme." diye buyurmuştur.
    • Kemalatın bir ölçüsü de halden şikayet etmemektir.
    • En güzel keramet gönlü masivadan arındırmaktır.
    • Alem-i Berzah insanın kendisidir.
    • Zahir ve batının karşılığı aşk-ı sübhandır.
    • Mutaşabih ayetler ledünidir.
    • Ölüm ve cehennem korkusu Hak'ka dost olmayanlar içindir.
    • Şartlanmalardan ve önyargılardan arınmadan kimse masum olamaz.
    • Uzlaşmak için bahane arayan düşman zıtlaşmak için bahane arayan dosttan daha iyidir.
    • Baki hakikatler fani merkezli inşa edilemez.
    • Her zorluğun çözümü sevgidir.
    • Allah var gayrı yok sevgi var dert yok.
    • Allah de ötesini bırak.
    • Sorunları erteleyen ve örten değil çözüm üretip sorunları çözen olmalıyız.
    • Kişinin irfanı kemalatı nispetinde şeytanı da nefsinin şiddetinde olur.
    • Kötü huylardan kurtulmanın en keskin yolu ilahi aşka yanmaktır.
    • Mücevherden sarraf olan anlar, başkası bilemez. Ne fark eder kör için elmas da bir, cam da bir. Eğer sana bakan kör ise sakın sen kendini cam sanma.(Mevlana)
    • Kendini oldum ve doğru zannedenler kendileri gibi düşünmeyenlerden rahatsız olurlar.
    • Eflatun'a dediler ki "Ne kadar çok çalışıyorsun". O da dedi ki "hayır ben sevdiğim işi yapıyorum"
    • Allah kuluna sevdirdiği her işi kuluna kolaylaştırır.
    • Kurtuluş hidayete tabi olanlar içindir. Selam olsun hidayete tabi olanlara.
    • Tevhid-i Ef-al meratibi ihvanın kendi gerçeğine seyir haritasıdır.
    • Kişi ilk önce kendisinin arifi olacak ki Rabbinin arifi olabilsin.
    • İnanmak başka şey, teslim ve tabii olmak başka şeydir.
    • Kalıcı dostluklar edinin.
    • İhvan gibi yaşa, gerisine karışma.
    • Mutlu insan başkalarının mutluluğu için yaşayandır.
    • İslam dini istişare esaslıdır.
    • Allah için affet, Allah için paylaş.
    • İhvanlığını işine göre değil, işini ihvanlığına göre ayarlayacaksın.
    • Kul, iradesini Allah’a teslim edendir.
    • Hakk'ı hatırladığımız unuttuğumuzdan fazla olsun.
    • "Olacağım" diyene engel yok, "olmayacağım" diyene bahane çok.
    • Ben merkezli değil, biz merkezli olun.
    • Dervişçe yaşamak, tevhitçe yaşamaktır.
    • Yaptığınızı azimle yapın, hırs ile yapmayın.
    • Kullukta devamlılık esastır.
    • Önce emin insan olmalıyız.
    • Derviş, halinden belli olmalıdır.
    • Beşeriyet kemalâtın hammaddesidir.
    • Mükemmeliyet istikamette daim olmaktır.
    • İnsanın cismi arza, ruhaniyeti semaya mensuptur.
    • Yaradılış farziyetimiz hakkı bilmektir.
    • Hakk'ı tanımanın ön şartı Resulûllah’ı tanımaktır.
    • İnsanın sırrında Allah’ın sonsuzluğu vardır.
    • Kulluğa bahane yok değer üreteceksiniz.
    • Şikayet, Mevla’ya hürmetsizliktir.
    • Kulluk adına yapmadıklarımıza hiçbir bahane geçerli olmayacak.
    • Bu âleme kavga için gelmedik.
    • Telkin öncelikle bizim nefsimize olmalıdır.
    • İnsan, Allah’ın sırrı Allah da insanın sırrıdır.
    • Varlığımızın sebebi zuhuru, Cenab-ı Resulûllah’tır.
    • Kullukta teslimiyet “Rağmen” olmalıdır.
    • Kazası olmayan tek şey hayatımızdır.
    • Sevgi dışındaki bütün hallerde zorluk vardır.
    • Nefsinde mevsimi hazan olanın, gönül mevsimi bahar, Ahireti bayram olur.
    • Hayat yaşamak, yaşamaksa sevmektir.
    • En güzel keramet istikamet üzere olmaktır.
    • Kişinin Rabbini tanıması için kendini tanıması lazım.
    • Hakk’ı ancak Mirat-ı Muhammet’ten görebiliriz.
    • İnsanı Hakk’ta sonsuzlaştıran ve yaşatan, sevgidir.
    • Sevgi bütün yaratılanların varoluş mayasıdır.
    • Sevgisiz olan her mekân ve mahâl mundardır.
    • Sevgi Allah için yanmak ve olmaktır.
    • Allah’ın ve Resulullah’ın sevgisi ile yanmayan gönül hamdır, ahlâttır.
    • Hakikat ehlinin sermayesi aşk-ı sübhandır.
    • Talepte kararlılık, kararlılıkta da sabır esastır.
    • Sabır, sadrın genişliği kadardır. Sadır genişliği ise; kabulümüz, sevgimiz kadardır.
    • Kamil insan demek;Bütün duygularda,düşüncede ruhta olgunlaşmış insan demektir.,
    • Dervişân, Mürşidinin eşiğinde sadık olduğu sürece, farkında olsa da olmasa da tekamül halindedir.
    • Kim ki Allah’ı ciddiye almaz ise; Allah o kimseyi ciddiye almaz.
    • Hakkı görmeyen gözler amadır.
    • Gayret olmadan kişinin ulaşacağı hiçbir âliyet olamaz.
    • Kendi gerçeğimize yol bulmak için arz üzerinde var olan bütün mevcudiyetten istifade edeceğiz.
    • Bu fırsat âleminin bir tekrarı daha yoktur.
    • Hiçbir oluşum kendi halinde, kendi başına müstakil değildir.
    • İhvan isek bir iddianın sahibiyiz demektir.
    • İhvanın kemâlâtı, olgunluğu, karşılaşmış olduğu olumsuz tecellilere verdiği tepkilerle ölçülür.
    • Kişi muhatabı ve müdahili olmadığı hiçbir meselenin şahidi olamaz.
    • Herkes kazanımlarını kayıplarını tespit etsin ki şuurlu bir hayat yaşayabilsin.
    • Birebir uyarılar insanı daha çok uyandırır.
    • Bütün canlılara dostça yakın olmalıyız.
    • Tekâmül için her anı yeniden yaşamak , her anın yeniden talibi olmak zorundayız.
    • Gayret etmeyen kişiden Kâmil insan olmaz.
    • Ehl-i talip bu Kâinatın özelidir, özetidir.
    • Kul, hizmeti kadardır. Kul, sevgisi kadardır, Kul hoş görebildiği kadardır. Kul feragat edebildiği kadardır. Kul paylaşabildiği kadardır.
    • Ehl-i ihvan’ın sevgisi Rabbi’nin sevgisi, meşguliyeti Rabbi’nin meşguliyeti olmalıdır.
    • Her an Rabbi ile meşgul olanın, muhatabı Rabbi olur.
    • Güzel bakmalı, güzel konuşmalı, güzel dinlemeliyiz.
    • Hayırları geciktirdiğimiz zaman şerre dönüşür. Şerleri geciktirdiğimiz zaman hayra dönüşür.
    • İhvanın irşad olmasının ön şartı teslimiyattır.
    • İlmen yâkinlik; bilmek ve kabul etmektir.
    • İhvan telkin edileni yaşadıktan sonra Hakkel yâkina ulaşır.
    • Kul, Rabbini ne kadar ciddiye alırsa, Rabbi’de onu o kadar ciddiye alır.
    • Rahman’ın sevgilisi olmak gönlü cenab-ı Resulullah’a yönetmek ve tabi olmakla orantılıdır.
    • İhvan, kendi özünde kâmil duruşa ulaşırsa, onda bir değil de nice esmanın açılımı, nice sıfatın inkişaf ve izhariyeti yaşanacaktır.
    • Dünkü gibi konuşan, dünkü gibi anlayan, dünkü gibi yaşayanın anı ve akibeti hüsrandır.
    • Ehli gönül olan, ,Resulullah’a ve Ehli Beyt’egönül veren Ehl-i İhvan’ın seyr-i sülüğü nefis merkezli akıl ile değil gönül merkezli akıl iledir.
    • İhvan, hayırda ve şerde damlayı derya mesafesinde görecek kadar Rabbini önemseyen olmalıdır.
    • Hakka vuslat, ancak aşk- sübhân ile olur.
    • Aşığın, sevgisinin sancısıyla uykularının kaçması lazım ki, orada aşktan söz edilebilsin.
    • Hayatla zıtlaşan değil hayatla uzlaşan olmalıyız.
    • Eğer kişi yarışacaksa hayırda yarışsın selâmda, yarışsın, paylaşmada hoş görüde affetmede yarışsın.
    • Kişi tercihinin neticesini yaşar.
    • İnsan, sevebildiği kadar, değer üretebildiği kadar insandır.
    • İhvan, arif olmalı ve gönlünü bütün olumsuzluklardan arındırmalıdır.
    • Herkes yaptıklarının neticesini yaşayacak.
    • Biz kulluğumuzu her gün yeniden yenilemeliyiz.
    • Üstünlük ancak takva ile sevgi iledir.
    • Allah hiçbir zaman abes ile iştigal etmez.
    • Her işte bizim için hikmet ve hayır vardır.
    • Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır.
    • Herkesin şeytanı, Cebrail’i, Mikail’i, İsrafil’i ve Azrail’i kendisiyle beraberdir.
    • Ehl-i ihvan demek arif olan, Hakk'a eren demektir.
    • Sevginin tezahürü ibadettir.
    • Eğer inanıyor, iman ediyor, seviyorsanız, yap denileni yapacak ve aksatmayacaksınız.
    • Sevenin ne gecesi ne gündüzü ne yorgunluğu ne bahanesi ne de mazereti olur.
    • Karşılaştığımız zorlukların tamamı tekâmül için ikrarımızı ispat içindir.
    • Bu âlem teşbih, tespit, tenzih, takdis ve şahadet âlemidir.
    • İnsanın Hak katında kadri, kıymeti sevgisi kadardır.
    • İnsan, yaşadığı zorluklar aşabildiği engeller kadar insandır.
    • Hiç zorluk, acı çekmeden, uğraş ve çaba sarf etmeden kimsenin başarıya ulaştığı görülmemiştir.
    • Hepimiz Allah’ın Resulûllah’ın ve Ehlibeyt’in aşkından muhabbetinden istifade edip Hakk’ta bakileşebilecek yetilere sahibiz.
    • İnsan, asliyeti kendisine unutturulmuş varlıktır.
    • Müsemmâ ehli olan için, isimler değişşe de asliyet değişmez.
    • Hiçbir güzelliği kendimize mal etmeden, bütün güzellikleri Rabbimizden bilmeliyiz.
    • Herkesin imtihanı iddiası kadar olur. Yani iddiası büyük olanın, imtihanı da büyük olur.
    • Kâinat, insan için, insana hizmet için halk edilmiştir.
    • Hayatın tamamı, kulluğun ve dostluğun talimidir.
    • Kişi bilgisinde değil yaşantısında kâmil insan olur.
    • Bizim yaşadıklarımız; tercihlerimizin, taleplerimizin ve dualarımızın neticesidir.
    • Mezheplerin farklı olması, dünya iklimlerinin, ırkların ve kültürlerin farklı olmasındandır.
    • İrfan mekteplerinin temelde aynı, detaylarda farklı farklı olması insanların, meşreplerinin farklı farklı olmasındandır.
    • Kimi takva ile kimi zikrullah ile, kimi hizmet ile, kimi de ibadet ile Hak rızasına ulaşmak ve kâmil insan olmak arzusundadır.
    • Din adına zıtlaşmalar, taraflaşmalar ve tefrikalar çıkarmak Rahman’ın ve Kuran’ın reddettiği duruşlardır.
    • Elin eksiğiyle uğraşan, kendi eksiğini hiçbir zaman göremez.
    • Biz bu âleme eksik tespit zabıtalığına gönderilmedik.
    • Âşık; mâşûkunu hususiyetle geceleyin, en çok yalnızlık halindeyken düşünür.
    • Geceleri ve seher vakti çok özeldir.
    • Dostluğun ilk şartı sevmektir. Fakat çıkarsız beklentisiz sevmektir.
    • Dost olmak, dostun her türlü yüküne katlanmaktır.
    • Bizim için yaşamak bir gündür, o da bugündür.
    • Kulluk adına yapmamız gereken ne varsa sabırla ve ihlâsla yapmalıyız.
    • Hak katında gıdalanmanın birinci esası, âdab-ı Muhammediye ve hakıkati Mahmudiye ile kıyam durmaktır.
    • Biz eyvallah tacını, ‘sensin’ tacını başımızdan, hiçlik hırkasını da eğnimizden hiçbir zaman çıkartmayacağız.
    • Bir damlanın hiçliğe ulaşması, onun deryaya düşmesiyle olur.
    • Bize ulaşan her tecellinin, Mevlâ'dan olduğunun bilincinde olalım ve rıza gösterelim.
    • Sakın tecellilerden kahreden, kederlenen olmayalım.
    • Tecellilerden şikayetçi olmak, kulun Rabbine olan saygısızlığıdır.
    • İhvan, hangi tecelli içinde olursa olsun, mutlaka güzel düşünmeli ve güzel değerlendirmelidir.
    • Edep ve âdap dışında nefes almayalım.
    • Biz, Cenâb-ı Resûlullah’ın vitrini olmalıyız.
    • Bütün nimetler ve âliyetler, gayret ve hizmet iledir.
    • Biz hangi hali yaşıyorsak bizim için hayırdır ve hikmetlidir.
    • Hikmete tabi olanlar hikmet ehli olurlar.
    • "Senin için Ya Rabbi" zevkiyle hayatı yaşayalım.
    • Huzur, ancak tevhid ile aşk ile sevgi ile Allah’a ve Resûlun’e yönelmek iledir.
    • Güzel ahlâk ve sevgi insanlığın omurgasıdır.
    • Her gününü son gün, her namazını son namaz, her muhabbetini son muhabbet gibi kabul eden kişinin yaşantısı Ehl-i ihvanca olur.
    • Büyük laf etmemeye çalışalım.Tevazu sahibi olalım.
    • Ehl-i Beyt olmak, hem nesebi hem de mezhebidir.
    • Ehl-i Beyt, Kur’an’ın ete kemiğe bürünmüş halidir.
    • Yaptığımız her şey kulluğumuzu ispat edercesine olmalıdır.
    • Halkı memnun etmek için Hakk'ı incitmeyelim.
    • Kemalat, hissedilen ilk nefesten son nefese kadar sadece Allah ve Resûl’u için say ve gayret etmektir.
    • Tevhid-i Ef-al hakikatin zübdesi, tevhidin nüvesidir.
    • Kullukta edebi olmayanın Hak’ta izzet bulması mümkün olamaz.
    • Hikmetleri seyretmenin tek şartı, tecellilere karşı sabırlı olmaktır.
    • Kişi yaşamış olduğu imtihanları aşabildiği kadar tekâmül etmiş olur.
    • Aslında bize zor gelen tecelliler, bizim için ikramdır.
    • Kulluğun esasında yap denileni yapıp sonucuna da razı olmak vardır.
    • Bütün kâinat, kişinin kendi hakikatine misaldir.
    • Öncelediğimiz Allah ve Resûl’u olmalı. Ertelediğimiz ise nefsimizin arzu ve istekleri olmalıdır..
    • Dervişi tekâmül ettirecek olan iştiyakı, kendine olan telkini, ve gayretindeki kararlılığıdır.
    • Her günü yaşamak, her günü diğer günden farklı bir alana taşımak için biz bugünün talebesiyiz.
    • Hatasını kabul edip hatasından dönen kul hayırlı kuldur.
    • Hedefi olmayanın istikameti de olmaz.
    • İhvan ne dünle ne de yarınla zaman kaybedecek sadece anını ve gününü değerlendirecek.
    • İhvanlık, halde örnek olmaktır.
    • Aile yaşantımızla, tecellilere olan tepkilerimizle, kişilerle olan ünsiyetimizle, her halimizle hele hele de ibadete olan düşkünlüğümüzle fark edilmeliyiz.
    • Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, Hak katında şerefli olamaz.
    • İbadet etmenin hoşnutluğunu yaşarken bu hoşnutluğu, ibadet etmeyenlere karşı bir üstünlük saymadan fail Allah'tır zevkiyle yaşamalıyız.
    • Kıyas, şeytani sıfatlardandır.
    • Karşımızda gördüğümüz eksikliği önce kendimizde tetkik etmeliyiz.
    • Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrine mürşitsiz yol bulamaz.
    • Baki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak Hak’ta ölüp Hak’ta dirilmektir.
    • Hayata ders veren değil de hayattan ders alan talip olmalıyız.
    • Anlayan ve öğrenen olmalıyız.
    • Anladığını genişleten, hayatına uyarlayan olmalıyız.
    • Tasavvuf önce şeriat-ı Muhammediye ile yaşanır.Sonra hakikat-ı Mahmûdiye ile hikmetler talim edilir.
    • Bir meselenin görevlisi olmak ayrı şeydir, gönüllüsü olmak ayrı şeydir.
    • Ehl-i ihvanla konuşularak halledilmeyecek hiçbir mesele olmamalıdır.
    • Hak dostları bir araya geldikleri zaman bakışmaları bile muhabbettir.
    • İhvanlığın dört ana esası vardır; ihlas, şecaat, cesaret ve cömertliktir.
    • Hayatın tamamında, her adımda, her bir nefeste; bir tuzak, bir imtihan vardır.
    • Gönül, Rahman ile coşarsa; kişi karşılaştığı her türlü tecelliye sabır ve tefekkür ile mukavemet gösterir.
    • İhvan, ne Dünya ne de ahiret beklentisi olmaksızın kulluğunu fi-sebilillah yaşamalıdır.
    • Kur’ân'ı öğrenmeye, okumaya, okutmaya, anlamaya ve yaşamaya çalışalım.
    • İslam, yap denileni yapmak; yapma denilenden uzak durmaktır.
    • Kulluğunu yarına erteleyenin Allah sevgisi yeterli değildir.
    • Tekâmül etmek için sürekli gayret halinde olmalıyız.
    • İnsana olan sevgisizlik Allah’a olan sevgisizliktir.
    • Allah’a vuslat ancak Aşk-ı sübhan ile olur.
    • Hak’ta bâki olabilmek için kayıtsız şartsız teslim olmalıyız.
    • Dilimizde zikrullah ile gönlümüzde her daim muhabbetullah ile inşa olmaya çalışmalıyız.
    • Şeriatın ihlâl olduğu yerde hakikat olmaz.
    • Her türlü tecelliden istifade edecek kadar arif,hiçbir zorluktan yılmayacak kadar da dirayetli olalım.
    • Arif olan baktığı her zerreden, karşılaştığı her tecelliden kendisine istikamet arar.
    • Ehl-i ihvan hatasında ve günahında ısrar etmeyen ve tövbesinde aceleci davranandır.
    • Âşık maşukundan gelen cefalardan haz duymazsa gerçek aşık olamaz.
    • Kendisindeki gayrilikten arınan insan için dışarıda ve içeride gayri olan hiçbir şey kalmaz.
    • Kişinin samimiyeti, sadakati ve sevgisi ona istikamet verir.
    • Bizden istenilen öncelikle safiyet, samimiyet ve sadakattir.
    • Ehl-i ihvan öyle bir kristalize olacak, safiyet kazanacak, kendi benliğinden öyle bir sıyrılıp latifleşecek, şeffaflaşacak, kendine ait bir renk zan düşünce ve duygu kalmayacak ki Allah’ın boyasıyla boyansın yani Resûlullah’ın haliyle hallenmiş olsun.
    • Gayret, kulluğun esasıdır.
    • Biz bildiklerimizle amel edelim. Bilmediklerimiz, bize bildirilecektir.
    • Her Ehl-i ihvan bulunduğu cemiyette fark edilmelidir.
    • Bizim sabrımıza, bize kötülük yapanların şahitlik etmesi lazım.
    • Asli maksadımız, nefsimizi ve Rabbimizi tanımaktır.
    • Gayret etmeyen kişiden kâmil insan olmaz.
    • İhvan, kendi hakikatine seyri sülük ederken hem dünyasını hem de ukbâsını saadete erdirmiş olur.
    • Muhabbetimiz Resûlullah’ın ve Ehl-i Beyt’in muhabbeti, davamız Hak davası olsun.
    • Eğer insan Rahman’ın aynası olacaksa yansıtıcılığının çok net,arı ve duru olması lazımdır.
    • Eğer bir olumsuzlukla, zorlukla karşılaşıyorsak, bu bizim olumsuzluluğumuzdandır.
    • Arz ve semada her ne olursa insan ile ilişkilidir.
    • Sözümüzün ilk müşterisi kendi kulağımız olmalıdır.
    • İslâm şahitlik ile başlar, şuhut ile yaşanır. Ve yine şahitlik ile kemal bulur.
    • Hangi başarı vardır ki uğraşsız gayretsiz ve gönülsüz zuhura gelsin.
    • Aşığın ölümü Hakk’ta vuslat, sonsuzluğa uyanmak ve sonsuzluğu yaşamak olur.
    • Artık etrafımızla ve kendimizle olan kavgamızı bitirip, sevgiyle nefes almanın gayretinde olmalıyız.
    • Kişinin kararlılığı tecellilere gösterdiği mukavemeti kadardır.
    • Aşık hep maşukundan söz etsinler, hep ondan konuşsunlar ister; zaten gayrı şeyler aşığı rahatsız eder.
    • Kişi mutmain olmadıkça kulluğunda, dostluğunda hep hüsrandadır.
    • Cemal aşıkları için gayri olan her şey haramdır.
    • Zikrin esası namazdır, muhabbetullahdır.
    • İhvan, hayatın tamamında Rahman’ın iradesi altında yaşamaya dikkat ve özen göstermelidir.
    • Her şeye rağmen seveceğiz
    • Her şeye rağmen hizmette gayretli olacağız
    • Kulluk, içinde Rabbi'nden başkasını bulundurmayan, gayrilerden boşalmış hiçlik makamıdır.
    • Hayatın ve kulluğun emanetçisi olduğumuzu, bu emaneti taşımamız ve ehline teslim etmemiz gerektiğini hatırdan çıkartmamalıyız.
    • Hayatı hep Hakkça yaşamanın gayretinde olmalıyız.
    • Hayat, bizi kullukta belirli bir kıvama taşımak içindir.
    • Kendine gafil olan, Allah’a arif olamaz.
    • Her varlık Hakk'tandır ve Hak ile kaimdir.
    • Bütün masivalardan arınmak, “ölmezden önce ölmek” Hak’ta ebed olmak; olağanüstü bir azim ve gayret ister.
    • Kişinin kararlılığı, cesareti, azmi ve sevgisi bir arada tekmil olursa; kişinin önünde aşamayacağı engel ve mâni olmaz.
    • Talibin âli ve en yüce değerlere ulaşabilmesi, Allah ve Resûlu’ne olan muhabbeti, sevgisi ile orantılıdır.
    • Hedefimiz ve gayemiz, bugün tevhid noktasında Allah’ı Resulullah’ı ve Ehl-i Beyt’i dünden daha farklı idrak etmek ve yaşamaktır.
    • Tevhid adına bize yapılan teklifatın tamamını yaşamak, bizi kendimize döndürmek ve kendi hakikatimizle tanıştırmak içindir.
    • Tevhid meratiplerindeki yaşam talimlerinin tamamı, bizi kendi ruh derinliğimizdeki iç potansiyelimizden istifade ettirmek adınadır.
    • İhvanın bilip, yapmak isteyip de yapamamasının sebebi kendisinde yetersiz olan kararlılığı, gayreti ve talebidir.
    • Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, mükerrem ve münevver olamaz.
    • Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrinde mürşitsiz yol kat edemez.
    • Kulluk adına yaşanılacak ne kadar âli değerler varsa, bunların tamamı ancak mürşid-i kâmilin nezaretinde ve refakatinde yaşanılabilir.
    • Bâki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak, Hakk’ta ölüp Hakk’ta dirilmektir.
    • Yaşadığımız ne tür olumsuzluk olursa olsun, bizim hedefimize olan iştiyâkımızı arttırmalıdır.
    • Her türlü olumluluk ve olumsuzluktan istifade eden olalım.
    • Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır.
    • İhvan, kendisini yargılayan, kendisini öz eleştiriye açık tutan ve kendini kemâle taşıyan olmalıdır.
    • İhvan, ancak telkin edilen hikmetli sözleri, hadisleri ve ayetleri yaşantısına uyarlayarak gayretinde istikamet bulabilir.
    • Kim hidayeti dilerse hidayete ulaşacak; kim hidayete ulaşmak istemezse Rahmân da ona hidayet etmeyecek.
    • İnancı olmayanın istikameti olmaz.
    • İnsan-ı asli Allah’ın aynasıdır.
    • Nurun olduğu yerde zulüm, dinin olduğu yerde kin, sevginin olduğu yerde nefret olmaz.
    • Ehl-i ihvan demek arif olan gerçeklere eren demektir.
    • Herkes tercihinden yönelişinden meyil ve rızasından sorumludur.
    • Nimete ulaşmak için mutlaka hizmete talip olmalıyız.
    • İhvan düşünmekle, keşfetmekle ve gayret ile kemâlat bulur.
    • “Rabbim” diyen için zaten zorluk yoktur.
    • Hedefi olmayanın istikameti de olmaz.
    • İslam, aslen teslim olmak ve selamet bulmaktır.
    NAMAZ VAKİTLERİ