11 Aralık 2019
14 Rebiü'l-Ahir 1441
MENÜ
SOHBETLER HAZRET-İ MUHAMMED'IN
(S.A.V) HAYATI
SEVGİLİ PEYGAMBERİM KUR'AN-I KERİM İLMİHAL İSLAM VE TOPLUM 40 HADİS HADİS-İ ŞERİFLER OSMANLICA SÖZLÜK RÜYA TABİRLERİ BEBEK İSİMLERİ ABDÜLKADİR BİLGİLİ
(SEBATİ) DİVANI
NİYAZİ MISRİ DİVANI HİKMETLİ SÖZLER KUR'AN-I KERİM ÖĞRENİYORUM KUR'AN-I KERİM (SESLİ ve YAZILI) SESLİ ARŞİV İLAHİLER
İSLAM ve TASAVVUF
TASAVVUFUN TARİFLERİ TASAVVUFUN DOĞUŞU TASAVVUFUN ANADOLU'YA GİRİŞİ HALVETİLİĞİN TARİHİ HALVETİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ HALVETİLİĞİN TÜRK TOPLUMUNDAKİ YERİ HALVETİYYE SİLSİLESİ PİRLERİMİZİN HAYATLARI MEHMET ALİ İŞTİP (VAHDETİ) ABDÜLKADİR BİLGİLİ (SEBATİ) İBRAHİM GÜLMEZ(KANÂATÎ)
EHLİ - BEYT
EHL-İ BEYT KİMDİR? EHL-İ BEYTİ SEVMEK
RESÛLULLAH'I SEVMEKTİR
EHL-İ BEYT EMANETİ RESÛLULLAH'TIR EHL-İ BEYTİN HALİ NUH'UN GEMİSİ GİBİDİR EHL-İ BEYT OLMAK HEM NESEBİ HEMDE MEZHEBİDİR
ONİKİ İMAMLAR
HZ. İMAM ALİ K.A.V RA HZ. İMAM HASAN-I (MÜCTEBA) HZ. İMAM HÜSEYİN-İ (KERBELA) HZ. İMAM ZEYNEL ABİDİN HZ. İMAM MUHAMMED BAKIR HZ. İMAM CAFER-İ SADIK HZ. İMAM MUSA-İ KAZIM HZ. İMAM ALİYYUL RIZA HZ. İMAM MUHAMMED CEVAD (TAKİ) HZ. İMAM ALİ HADİ (NAKİ) HZ. İMAM HASAN’UL ASKERİ HZ. İMAM MUHAMMED MEHDİ






SÜLEYMAN ALEYHİSSELAM


Davut As. ‘a Allahü Teala tarafından demir işleme sanatı bahşedilmişti. Davut As. soğuk demiri dahi eliyle işler Cenab-ı Hakk’ın izniyle ona istediği şekli verirdi. Davut As.’ın yakınları kendisine, bu işi bırakıp devlet işleriyle uğraşmasını ve buna karşılık devlet hazinesinden maaş almasını teklif ettiler. Davut As. bu konu üzerinde gizlice halk arasında bir araştırma yaptı. Halkının bu durumu tasvip etmediğini anlayınca, teklifi geri çevirerek demircilik işine devam etti

Bu arada Süleyman As.’da büyümüş 12 yaşlarına gelmişti. Davut As. ona Cenab-ı Hakk’ın kendisine bahşettiği ilimleri tahsil ettiriyordu. (neml-15)

Süleyman As. bir gün pazar yerinde gezerken, iki kadının bir bebekle gelerek, bir din alimine müracaatta bulunduklarına şahit oldu. Kadınların ikiside bebeğin kendisine ait olduğunu iddia etmekteydiler. Din alimi bu sorunu çözemeyince, orada bulunan Süleyman As.’dan bu konuyu halletmesini istediler. Süleyman As. derhal bebeğin ikiye bölünerek iki kadına pay edilmesini emretti. Bebek tam kesilecek iken kadınlardan biri öne atıldı. Hakkından feragat ettiğini, çocuğun öteki kadına verilmesine razı olduğunu bildirdi. Süleyman As. “hiçbir kadın öz çocuğunun öldürülmesine razı olmaz.” Diyerek çocuğu hakkından feragat eden kadına verdi. Halk Süleyman As.’ı takdir ederek olayı babasına aktardılar. Davut As.’da Cenab-ı Hakk’a şükürde bulundu.

Yine bir gün Süleyman As.’da yanında iken Davut As.’a iki kişi gelip birbirinden davacı oldular. Birinin sürüleri diğerinin ekinlerine zarar vermişti. Davut As. sürü sahibi olana, sürüsünü satıp ekin sahibinin zararını ödemesini söyleyince, Süleyman As. söz isteyip, daha güzel bir çözüm olduğunu söyledi.

“ Sürü sütünden ve yününden istifade edilmek üzere zarar gören şahsa verilsin, sürü sahibi de ekini yeniden düzenlesin, zarar ödendikten sonra sürü yine eski sahibine iade edilsin” dedi. Her iki davacıda bu çözümden memnun oldular. Davut As. ‘da oğluna bahşedilen bu ilim karşısında yeniden Allahu Teala’ya şükürde bulundu. (enbiya-78/79)

Rivayet olunur ki, kavmin kabile başkanları Davut As.’a gelerek, çevredeki krallıkların halklarına tapınaklar yaptıklarını, halbuki kendilerinin ibadet edecekleri bir ibadethaneleri olmadığını bildirdiler. Davut As. kendisine daha evvel mana aleminde gösterilen Hz. Muhammed’in (SAV) isra yürüyüşünü düşündü, kabile başkanlarından yaptıracağı ibadethanede ibadet edeceklerine dair ahit aldı. O sıralarda sık sık Sahra-i Mualleka denilen yere gider, orada Cenab-ı Hakk’ın bir mucizesi olarak yerden bir metre kadar yükseklikteki taşı hayranlıkla seyreder ve yanında ibadetini yapardı. Bu taşın yerinde Mescid-i Aksa’yı inşa etmeye karar vererek Sus ve Finike şehirlerinden ustalar getirip temellerini attırdı.

Davut As. 70 yaşlarına geldiğinde hastalanarak yatağa düştü. Aklı ve şuuru yerindeydi. Cenab-ı Allah’tan kendi yerine geçecek bir varis bildirmesini niyaz etti. Allah CC.’de Süleyman As.’ı onun hem ilmine, hem tahtına, hemde peygamberliğine varis kıldığını bildirdi. Davut As. 70 yaşında ahret alemine intikal etti.

Her devirde olduğu gibi Davut As.’ın vefatından sonra da bazı isyancılar Süleyman As.’ı tanımadılar. Süleyman As. yaşının küçüklüğü ve bünyesinin zayıflığı nedeniyle peygamberlik ve hükümdarlıkta kendisini aciz ve çaresiz olarak düşündüğü için Cenab-ı Hakk tarafından kendisine ağır bir hastalık verilmişti. Öyleki: tahtında bir ceset misali zayıf ve solgun duruyordu. Süleyman As. hatasını anlayınca tövbe ederek Allah-u Teala’dan kendisine ilim ve mucizeler bahşetmesini niyaz etti. Cenab-ı Hakk’ta onun duasını kabul edip şu hikmetleri verdi;

1. Rüzgar, dağlar ve kuşlar emrinde olacaktı.
2. Deniz içlerine kadar sular ona itaat edecekti.
3. Hayvanlarla anlaşıp onlara hükmedebilecekti.
4. Cinlere ve bir kısım şeytanlara hükmedebilecekti.
5. İlim ve sanat onun emriyle kolaylaşacaktı.
6. Madenler eriyip su gibi akacaktı. (Enbiya-79/81-Sebe-12-Sad-34/36)

Süleyman As. hükmüne verilen her türlü yetenekleri kendisine verilen cinler, hayvanlar, bir kısım şeytanlar ve tabiat güçlerinden istifade ederek, denizlerden çıkarttığı kıymetli taşlarla Mescid-i Aksa’yı inşa ettiriyordu. Şeytan ve cinlerin bir kısımları da insan suretinde gemi inşa ediyor ve İsrailoğullarına sanat öğretiyorlardı. Zaman zaman isyan edenler Allah-u Teala tarafından çeşitli azaplarla cezalandırıldılar. İşleri bitenler ise zaptediliyorlardı. (Enbiya-82-Neml-16/17-Sebe-12-Sad-37/40)

Süleyman As. dahili devlet işlerini düzenledikten sonra, etrafındaki krallıklardan Sadun adasında bulunan krallık ile vahdaniyete davet görevine başladı. Çağırısına red cevabı olan Süleyman As. ordusu ile adayı fethetti. Rivayet olunur ki; Harb esnasında kralları ölen ada halkı, krallarına çok bağlı olduklarından savaşarak ölmeyi tercih ettiler. Kralın kızı Cerade ve cariyeleri sağ kalmışlardı. Cerade Süleyman As.’a kendisini haremine kabul ettiği takdirde vahdaniyeti kabul edeceğini bildirmesi üzerine Süleyman As. onunla evlenerek haremine kabul etti ve cariyelerini de yanına verdi.

Hz. Süleyman insanlardan, cinlerden ve kuşlardan müteşekkil ordusu ile vahdaniyete davet görevine devam ederek Şam dolaylarına kadar geldi. Bu yörelerdeki krallıklara baş eğdirerek onları vergiye bağladı. Şamdan sonra karınca vadisine gelince bir karınca:

“Ey karıncalar yuvanıza girin, Süleyman As. ordusu ile geliyor, farkında olmadan sizi ezmesinler” dedi.

Bu duyan Süleyman As. onlara gülümseyerek ordusuna çeki düzen verdirip, karıncaları ezmeden vadiyi geçti. Kendisine bahşedilen bu nimetten dolayı Rabbine şükretti. ( Neml-17/19)

Süleyman As. bu seferlerini bitirip yurduna döndü. Onun hayvanlardan atlara karşı hususi bir sevgisi olduğunu bilen çevre krallıklar, hediye olarak ona safkan atlar gönderdiler. Süleyman As. atlara olan sevgisini mal sevgisinden olmayıp, Rabbine olan sevgisinden dolayı olduğunu söyleyerek atların salınmalarını istedi. Sonra bu düşüncesinden vazgeçip atları tekrar yakalayıp getirtti. Yanlarına giderek onların bacak ve boyunlarını okşadı. Onlarla kendi hal lisanları ile muhabbet ederek, savaş için eğitilmek üzere askerlere teslim etti.( Sad-31/33)

Bu arada halktan pek çok kişi Cenab-ı Hakk’ın Süleyman As.’a bahşettiği hikmetleri sihir ve büyüye yorarak ona bir çok iftirada bulunuyorlardı. Bu hususta Allah-u Teala Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır.

“ O iftiracılar aslında Babil’de daha önceki devirlerde Allah’ın imtihan maksadıyla göndermiş olduğu harut ve marut adlı iki melekten öğrenilen ilim ile yani, sihir ve büyü ile şer işler yapan şeytanlaşmış kişilerin yalanlarına uydular.” Esasında Babil’deki harut ve marut isimli bu melekler halka, biz ancak imtihan için gönderildik, sakın sihir ve büyüyle uğraşıp kafir olmayın! İkazını yapmadıkça hiç kimseye bir şey öğretmezlerdi.

Onlar bu ilimleri aslında bilgi edinilerek, zararlarından sakınmak ve mukayese edebilmek için öğretmişlerdi. Ayrıca uygulaması zararlı olduğu için yasaklandığını da bildirmişlerdi. Halbuki halktan bazıları bu ilimleri koca ile karısının arasını açmak için tahsil etmişlerdi.(Bakara-102)

Süleyman As.’ın emrindeki hayvanlardan, Hüd Hüd adındaki bir çavuş kuşu bir gün izinsiz olarak kayboldu. Süleyman As. onun arattı ise de bulunamadı. Etrafındakilere eğer geçerli bir mazereti yoksa onu cezalandıracağını bildirdi. (Neml-20/21) Bir müddet sonra Hüd Hüd çıka geldi. Güneyde Seben edilen bir yere gittiğini, orada çok güzel bir tahtta oturan, çok varlıklı bir kadın hükümdür olduğunu ve halkın güneşe taptığını haber verdi. ( Neml-22/27)

Süleyman As. haberin doğruluğunu araştırdıktan sonra, bir mektup yazarak Hüd Hüd’e verdi.

“Bu mektubu Sebe Melikesine götür ve onların konuştuklarını ve yaptıkları hareketleri uzaktan izleyip bana bildir.” Diye emretti. ( Neml-28)

Hüd Hüd mektubu götürüp Sebe Melikesi Belkıs’ın kucağına bıraktı. Besmele ile başlayan Allah’ın birliğine ve imana daveti içeren bu mektubu okuyan Belkıs’ın kalbinde bir iman ışığı yandı ve daveti kabul etmeye karar verdi. Kumandanlarına durumu izah ederek onların fikirlerini sordu. Onlar da biz savaş erbabıyız emir sana ait dediler. Bunun üzerine Belkıs;

“Şüphesiz ki hükümdarlar bir memlekete girdikleri zaman orasını perişan ederler, halkından şerefli olanları hor ve hakir kılarlar. Bunlarda böyle yapacaklardır. Ben onlara bir hediye göndereyim de elçiler ne cevapta dönecekler bakayım” dedi. (Neml-29/35)

Bazı kıymetli hediyelerle birlikte elçileri Süleyman As.’a gönderdi. Süleyman As. onlara;

“Siz bana mal ile yardım mı ediyorsunuz. Allah’ın bana verdiği size verdiğinden daha çok hayırlıdır. Dönüp bildirin! Andolsun ki önüne geçemeyecekleri ordularla gelir, kendilerini hor ve hakir olarak çıkarırım.” Diyerek Melike Belkıs’ı yurduna Müslüman olarak davet etti. (Neml-36/37)

Daveti olan Belkıs ordusu ile birlikte Kudüs’e doğru yola çıktı. Bu meyanda Süleyman As. yanındakilere;

“Ey ileri gelenler Belkıs’ın tahtını Müslüman olarak gelmelerinden evvel bana kim getirir” dedi.

Cinlerden biri ifrit;

“Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm.” Dedi.

Nezdinde kitaptan bir ilim bulunup bir kişi de;

“Ben onun sana gözünü yumup açmadan evvel getiririm” dedi. ( Bu şahsın ismi azam’ı bilen Süleyman As.’ın veziri Asaf bin Berhiya olduğu rivayet edilmektedir.)

Vaktaki Süleyman As. tahtı yanında durur gibi gördü ve Rabbimin lutfundandır. O hakkıyla kerem sahibidir. Diyerek Allah’a şükretti. Birde;

“Onun tahtını bilmez bir şekle getirin bakalım tahtını tanıyabilecek mi?” Dedi. (Neml-38/41)

Belkıs Süleylan As.’ın huzuruna gelince ona, senin tahtın böyle mi idi? Denildi. Oda oradakilere; Sanki budur, ondan evvelde bize ilim verilmişti, biz Müslüman olmuştuk. Dedi. Halbuki Belkıs tam iman etmemişti. Hala eski inançlarına bağlı idi.

Süleyman As. Belkıs gelmeden evvel bir köşk inşa ettirmiş, beyaz sırçadan bir avlu yaptırıp onun altından bir su akıtmıştı. Daha sonra Belkıs’a köşke gir denildi. Belkıs avluya girince orasını su zannedip eteklerini sıvamaya başladı. O vakit Süleyman As. ona; Bu gördüğün hakikatten sırçadan mamul edilmiş ve düzeltilmiş şeffaf bir açıklıktır. Dedi. Belkıs’ta; Ey Rabbim! Ben kendime yazık etmişim. Süleyman As.’ın mahiyetinde alemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum. Dedi. (Neml-42/44)

Süleyman As. iman eden Melike Belkıs’ı, onun gibi iman etmiş olan Hemedan hükümdarı Zu Betra’ya nikahladı. Daha sonra oğlu Rehoboham’ı vekil tayin ederek kendisi Mescid-i Aksa’da ibadete çekildi. Rivayet edilir ki Süleyman As. Mescid-i Aksa’nın bahçesinde asasına dayalı olarak Hakk’ın rahmetine kavuştu ve bu şekilde yani asasına dayalı olarak bir yıl kaldı. Asasının bur kurt tarafından kemirilip kırılmasından sonra Süleyman As.’ın vefat ettiği anlaşıldı. Yine bazı rivayetlere göre 53 veya 60 yaşında vefat edip babası Davut As’ın yanına defnedildi.



İslamda İlk Uyanış
Ahmet KAYNAR



SON EKLENENLER
GÜNÜN AYETİ
İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere
(mallarından) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar; feragat göstersinler.
(NÛR - 22)
ÖZLÜ SÖZLER
  • Ezeli ervahta nur-u Muhammedi ile beraber olmaya halvetilik denir.
  • Adem "ben hata yaptım beni bağışla " dedi, İblis ise" beni sen azdırdın" dedi ya sen!... sen ne diyorsun?
  • Edep, söz dinlemek ve gönle sahip olmaktır.
  • Güzelliğin zekatı iffet ve edeptir. (Hz. Ali)
  • Zeynel Abidin oğlu Muhammed Bakır'a "Ey oğul, fasıklarla cimrilerle yalancılarla sıla-i rahimi terk edenlerle arkadaşlık etme." diye buyurmuştur.
  • Kemalatın bir ölçüsü de halden şikayet etmemektir.
  • En güzel keramet gönlü masivadan arındırmaktır.
  • Alem-i Berzah insanın kendisidir.
  • Zahir ve batının karşılığı aşk-ı sübhandır.
  • Mutaşabih ayetler ledünidir.
  • Ölüm ve cehennem korkusu Hak'ka dost olmayanlar içindir.
  • Şartlanmalardan ve önyargılardan arınmadan kimse masum olamaz.
  • Uzlaşmak için bahane arayan düşman zıtlaşmak için bahane arayan dosttan daha iyidir.
  • Baki hakikatler fani merkezli inşa edilemez.
  • Her zorluğun çözümü sevgidir.
  • Allah var gayrı yok sevgi var dert yok.
  • Allah de ötesini bırak.
  • Sorunları erteleyen ve örten değil çözüm üretip sorunları çözen olmalıyız.
  • Kişinin irfanı kemalatı nispetinde şeytanı da nefsinin şiddetinde olur.
  • Kötü huylardan kurtulmanın en keskin yolu ilahi aşka yanmaktır.
  • Mücevherden sarraf olan anlar, başkası bilemez. Ne fark eder kör için elmas da bir, cam da bir. Eğer sana bakan kör ise sakın sen kendini cam sanma.(Mevlana)
  • Kendini oldum ve doğru zannedenler kendileri gibi düşünmeyenlerden rahatsız olurlar.
  • Eflatun'a dediler ki "Ne kadar çok çalışıyorsun". O da dedi ki "hayır ben sevdiğim işi yapıyorum"
  • Allah kuluna sevdirdiği her işi kuluna kolaylaştırır.
  • Kurtuluş hidayete tabi olanlar içindir. Selam olsun hidayete tabi olanlara.
  • Tevhid-i Ef-al meratibi ihvanın kendi gerçeğine seyir haritasıdır.
  • Kişi ilk önce kendisinin arifi olacak ki Rabbinin arifi olabilsin.
  • İnanmak başka şey, teslim ve tabii olmak başka şeydir.
  • Kalıcı dostluklar edinin.
  • İhvan gibi yaşa, gerisine karışma.
  • Mutlu insan başkalarının mutluluğu için yaşayandır.
  • İslam dini istişare esaslıdır.
  • Allah için affet, Allah için paylaş.
  • İhvanlığını işine göre değil, işini ihvanlığına göre ayarlayacaksın.
  • Kul, iradesini Allah’a teslim edendir.
  • Hakk'ı hatırladığımız unuttuğumuzdan fazla olsun.
  • "Olacağım" diyene engel yok, "olmayacağım" diyene bahane çok.
  • Ben merkezli değil, biz merkezli olun.
  • Dervişçe yaşamak, tevhitçe yaşamaktır.
  • Yaptığınızı azimle yapın, hırs ile yapmayın.
  • Kullukta devamlılık esastır.
  • Önce emin insan olmalıyız.
  • Derviş, halinden belli olmalıdır.
  • Beşeriyet kemalâtın hammaddesidir.
  • Mükemmeliyet istikamette daim olmaktır.
  • İnsanın cismi arza, ruhaniyeti semaya mensuptur.
  • Yaradılış farziyetimiz hakkı bilmektir.
  • Hakk'ı tanımanın ön şartı Resulûllah’ı tanımaktır.
  • İnsanın sırrında Allah’ın sonsuzluğu vardır.
  • Kulluğa bahane yok değer üreteceksiniz.
  • Şikayet, Mevla’ya hürmetsizliktir.
  • Kulluk adına yapmadıklarımıza hiçbir bahane geçerli olmayacak.
  • Bu âleme kavga için gelmedik.
  • Telkin öncelikle bizim nefsimize olmalıdır.
  • İnsan, Allah’ın sırrı Allah da insanın sırrıdır.
  • Varlığımızın sebebi zuhuru, Cenab-ı Resulûllah’tır.
  • Kullukta teslimiyet “Rağmen” olmalıdır.
  • Kazası olmayan tek şey hayatımızdır.
  • Sevgi dışındaki bütün hallerde zorluk vardır.
  • Nefsinde mevsimi hazan olanın, gönül mevsimi bahar, Ahireti bayram olur.
  • Hayat yaşamak, yaşamaksa sevmektir.
  • En güzel keramet istikamet üzere olmaktır.
  • Kişinin Rabbini tanıması için kendini tanıması lazım.
  • Hakk’ı ancak Mirat-ı Muhammet’ten görebiliriz.
  • İnsanı Hakk’ta sonsuzlaştıran ve yaşatan, sevgidir.
  • Sevgi bütün yaratılanların varoluş mayasıdır.
  • Sevgisiz olan her mekân ve mahâl mundardır.
  • Sevgi Allah için yanmak ve olmaktır.
  • Allah’ın ve Resulullah’ın sevgisi ile yanmayan gönül hamdır, ahlâttır.
  • Hakikat ehlinin sermayesi aşk-ı sübhandır.
  • Talepte kararlılık, kararlılıkta da sabır esastır.
  • Sabır, sadrın genişliği kadardır. Sadır genişliği ise; kabulümüz, sevgimiz kadardır.
  • Kamil insan demek;Bütün duygularda,düşüncede ruhta olgunlaşmış insan demektir.,
  • Dervişân, Mürşidinin eşiğinde sadık olduğu sürece, farkında olsa da olmasa da tekamül halindedir.
  • Kim ki Allah’ı ciddiye almaz ise; Allah o kimseyi ciddiye almaz.
  • Hakkı görmeyen gözler amadır.
  • Gayret olmadan kişinin ulaşacağı hiçbir âliyet olamaz.
  • Kendi gerçeğimize yol bulmak için arz üzerinde var olan bütün mevcudiyetten istifade edeceğiz.
  • Bu fırsat âleminin bir tekrarı daha yoktur.
  • Hiçbir oluşum kendi halinde, kendi başına müstakil değildir.
  • İhvan isek bir iddianın sahibiyiz demektir.
  • İhvanın kemâlâtı, olgunluğu, karşılaşmış olduğu olumsuz tecellilere verdiği tepkilerle ölçülür.
  • Kişi muhatabı ve müdahili olmadığı hiçbir meselenin şahidi olamaz.
  • Herkes kazanımlarını kayıplarını tespit etsin ki şuurlu bir hayat yaşayabilsin.
  • Birebir uyarılar insanı daha çok uyandırır.
  • Bütün canlılara dostça yakın olmalıyız.
  • Tekâmül için her anı yeniden yaşamak , her anın yeniden talibi olmak zorundayız.
  • Gayret etmeyen kişiden Kâmil insan olmaz.
  • Ehl-i talip bu Kâinatın özelidir, özetidir.
  • Kul, hizmeti kadardır. Kul, sevgisi kadardır, Kul hoş görebildiği kadardır. Kul feragat edebildiği kadardır. Kul paylaşabildiği kadardır.
  • Ehl-i ihvan’ın sevgisi Rabbi’nin sevgisi, meşguliyeti Rabbi’nin meşguliyeti olmalıdır.
  • Her an Rabbi ile meşgul olanın, muhatabı Rabbi olur.
  • Güzel bakmalı, güzel konuşmalı, güzel dinlemeliyiz.
  • Hayırları geciktirdiğimiz zaman şerre dönüşür. Şerleri geciktirdiğimiz zaman hayra dönüşür.
  • İhvanın irşad olmasının ön şartı teslimiyattır.
  • İlmen yâkinlik; bilmek ve kabul etmektir.
  • İhvan telkin edileni yaşadıktan sonra Hakkel yâkina ulaşır.
  • Kul, Rabbini ne kadar ciddiye alırsa, Rabbi’de onu o kadar ciddiye alır.
  • Rahman’ın sevgilisi olmak gönlü cenab-ı Resulullah’a yönetmek ve tabi olmakla orantılıdır.
  • İhvan, kendi özünde kâmil duruşa ulaşırsa, onda bir değil de nice esmanın açılımı, nice sıfatın inkişaf ve izhariyeti yaşanacaktır.
  • Dünkü gibi konuşan, dünkü gibi anlayan, dünkü gibi yaşayanın anı ve akibeti hüsrandır.
  • Ehli gönül olan, ,Resulullah’a ve Ehli Beyt’egönül veren Ehl-i İhvan’ın seyr-i sülüğü nefis merkezli akıl ile değil gönül merkezli akıl iledir.
  • İhvan, hayırda ve şerde damlayı derya mesafesinde görecek kadar Rabbini önemseyen olmalıdır.
  • Hakka vuslat, ancak aşk- sübhân ile olur.
  • Aşığın, sevgisinin sancısıyla uykularının kaçması lazım ki, orada aşktan söz edilebilsin.
  • Hayatla zıtlaşan değil hayatla uzlaşan olmalıyız.
  • Eğer kişi yarışacaksa hayırda yarışsın selâmda, yarışsın, paylaşmada hoş görüde affetmede yarışsın.
  • Kişi tercihinin neticesini yaşar.
  • İnsan, sevebildiği kadar, değer üretebildiği kadar insandır.
  • İhvan, arif olmalı ve gönlünü bütün olumsuzluklardan arındırmalıdır.
  • Herkes yaptıklarının neticesini yaşayacak.
  • Biz kulluğumuzu her gün yeniden yenilemeliyiz.
  • Üstünlük ancak takva ile sevgi iledir.
  • Allah hiçbir zaman abes ile iştigal etmez.
  • Her işte bizim için hikmet ve hayır vardır.
  • Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır.
  • Herkesin şeytanı, Cebrail’i, Mikail’i, İsrafil’i ve Azrail’i kendisiyle beraberdir.
  • Ehl-i ihvan demek arif olan, Hakk'a eren demektir.
  • Sevginin tezahürü ibadettir.
  • Eğer inanıyor, iman ediyor, seviyorsanız, yap denileni yapacak ve aksatmayacaksınız.
  • Sevenin ne gecesi ne gündüzü ne yorgunluğu ne bahanesi ne de mazereti olur.
  • Karşılaştığımız zorlukların tamamı tekâmül için ikrarımızı ispat içindir.
  • Bu âlem teşbih, tespit, tenzih, takdis ve şahadet âlemidir.
  • İnsanın Hak katında kadri, kıymeti sevgisi kadardır.
  • İnsan, yaşadığı zorluklar aşabildiği engeller kadar insandır.
  • Hiç zorluk, acı çekmeden, uğraş ve çaba sarf etmeden kimsenin başarıya ulaştığı görülmemiştir.
  • Hepimiz Allah’ın Resulûllah’ın ve Ehlibeyt’in aşkından muhabbetinden istifade edip Hakk’ta bakileşebilecek yetilere sahibiz.
  • İnsan, asliyeti kendisine unutturulmuş varlıktır.
  • Müsemmâ ehli olan için, isimler değişşe de asliyet değişmez.
  • Hiçbir güzelliği kendimize mal etmeden, bütün güzellikleri Rabbimizden bilmeliyiz.
  • Herkesin imtihanı iddiası kadar olur. Yani iddiası büyük olanın, imtihanı da büyük olur.
  • Kâinat, insan için, insana hizmet için halk edilmiştir.
  • Hayatın tamamı, kulluğun ve dostluğun talimidir.
  • Kişi bilgisinde değil yaşantısında kâmil insan olur.
  • Bizim yaşadıklarımız; tercihlerimizin, taleplerimizin ve dualarımızın neticesidir.
  • Mezheplerin farklı olması, dünya iklimlerinin, ırkların ve kültürlerin farklı olmasındandır.
  • İrfan mekteplerinin temelde aynı, detaylarda farklı farklı olması insanların, meşreplerinin farklı farklı olmasındandır.
  • Kimi takva ile kimi zikrullah ile, kimi hizmet ile, kimi de ibadet ile Hak rızasına ulaşmak ve kâmil insan olmak arzusundadır.
  • Din adına zıtlaşmalar, taraflaşmalar ve tefrikalar çıkarmak Rahman’ın ve Kuran’ın reddettiği duruşlardır.
  • Elin eksiğiyle uğraşan, kendi eksiğini hiçbir zaman göremez.
  • Biz bu âleme eksik tespit zabıtalığına gönderilmedik.
  • Âşık; mâşûkunu hususiyetle geceleyin, en çok yalnızlık halindeyken düşünür.
  • Geceleri ve seher vakti çok özeldir.
  • Dostluğun ilk şartı sevmektir. Fakat çıkarsız beklentisiz sevmektir.
  • Dost olmak, dostun her türlü yüküne katlanmaktır.
  • Bizim için yaşamak bir gündür, o da bugündür.
  • Kulluk adına yapmamız gereken ne varsa sabırla ve ihlâsla yapmalıyız.
  • Hak katında gıdalanmanın birinci esası, âdab-ı Muhammediye ve hakıkati Mahmudiye ile kıyam durmaktır.
  • Biz eyvallah tacını, ‘sensin’ tacını başımızdan, hiçlik hırkasını da eğnimizden hiçbir zaman çıkartmayacağız.
  • Bir damlanın hiçliğe ulaşması, onun deryaya düşmesiyle olur.
  • Bize ulaşan her tecellinin, Mevlâ'dan olduğunun bilincinde olalım ve rıza gösterelim.
  • Sakın tecellilerden kahreden, kederlenen olmayalım.
  • Tecellilerden şikayetçi olmak, kulun Rabbine olan saygısızlığıdır.
  • İhvan, hangi tecelli içinde olursa olsun, mutlaka güzel düşünmeli ve güzel değerlendirmelidir.
  • Edep ve âdap dışında nefes almayalım.
  • Biz, Cenâb-ı Resûlullah’ın vitrini olmalıyız.
  • Bütün nimetler ve âliyetler, gayret ve hizmet iledir.
  • Biz hangi hali yaşıyorsak bizim için hayırdır ve hikmetlidir.
  • Hikmete tabi olanlar hikmet ehli olurlar.
  • "Senin için Ya Rabbi" zevkiyle hayatı yaşayalım.
  • Huzur, ancak tevhid ile aşk ile sevgi ile Allah’a ve Resûlun’e yönelmek iledir.
  • Güzel ahlâk ve sevgi insanlığın omurgasıdır.
  • Her gününü son gün, her namazını son namaz, her muhabbetini son muhabbet gibi kabul eden kişinin yaşantısı Ehl-i ihvanca olur.
  • Büyük laf etmemeye çalışalım.Tevazu sahibi olalım.
  • Ehl-i Beyt olmak, hem nesebi hem de mezhebidir.
  • Ehl-i Beyt, Kur’an’ın ete kemiğe bürünmüş halidir.
  • Yaptığımız her şey kulluğumuzu ispat edercesine olmalıdır.
  • Halkı memnun etmek için Hakk'ı incitmeyelim.
  • Kemalat, hissedilen ilk nefesten son nefese kadar sadece Allah ve Resûl’u için say ve gayret etmektir.
  • Tevhid-i Ef-al hakikatin zübdesi, tevhidin nüvesidir.
  • Kullukta edebi olmayanın Hak’ta izzet bulması mümkün olamaz.
  • Hikmetleri seyretmenin tek şartı, tecellilere karşı sabırlı olmaktır.
  • Kişi yaşamış olduğu imtihanları aşabildiği kadar tekâmül etmiş olur.
  • Aslında bize zor gelen tecelliler, bizim için ikramdır.
  • Kulluğun esasında yap denileni yapıp sonucuna da razı olmak vardır.
  • Bütün kâinat, kişinin kendi hakikatine misaldir.
  • Öncelediğimiz Allah ve Resûl’u olmalı. Ertelediğimiz ise nefsimizin arzu ve istekleri olmalıdır..
  • Dervişi tekâmül ettirecek olan iştiyakı, kendine olan telkini, ve gayretindeki kararlılığıdır.
  • Her günü yaşamak, her günü diğer günden farklı bir alana taşımak için biz bugünün talebesiyiz.
  • Hatasını kabul edip hatasından dönen kul hayırlı kuldur.
  • Hedefi olmayanın istikameti de olmaz.
  • İhvan ne dünle ne de yarınla zaman kaybedecek sadece anını ve gününü değerlendirecek.
  • İhvanlık, halde örnek olmaktır.
  • Aile yaşantımızla, tecellilere olan tepkilerimizle, kişilerle olan ünsiyetimizle, her halimizle hele hele de ibadete olan düşkünlüğümüzle fark edilmeliyiz.
  • Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, Hak katında şerefli olamaz.
  • İbadet etmenin hoşnutluğunu yaşarken bu hoşnutluğu, ibadet etmeyenlere karşı bir üstünlük saymadan fail Allah'tır zevkiyle yaşamalıyız.
  • Kıyas, şeytani sıfatlardandır.
  • Karşımızda gördüğümüz eksikliği önce kendimizde tetkik etmeliyiz.
  • Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrine mürşitsiz yol bulamaz.
  • Baki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak Hak’ta ölüp Hak’ta dirilmektir.
  • Hayata ders veren değil de hayattan ders alan talip olmalıyız.
  • Anlayan ve öğrenen olmalıyız.
  • Anladığını genişleten, hayatına uyarlayan olmalıyız.
  • Tasavvuf önce şeriat-ı Muhammediye ile yaşanır.Sonra hakikat-ı Mahmûdiye ile hikmetler talim edilir.
  • Bir meselenin görevlisi olmak ayrı şeydir, gönüllüsü olmak ayrı şeydir.
  • Ehl-i ihvanla konuşularak halledilmeyecek hiçbir mesele olmamalıdır.
  • Hak dostları bir araya geldikleri zaman bakışmaları bile muhabbettir.
  • İhvanlığın dört ana esası vardır; ihlas, şecaat, cesaret ve cömertliktir.
  • Hayatın tamamında, her adımda, her bir nefeste; bir tuzak, bir imtihan vardır.
  • Gönül, Rahman ile coşarsa; kişi karşılaştığı her türlü tecelliye sabır ve tefekkür ile mukavemet gösterir.
  • İhvan, ne Dünya ne de ahiret beklentisi olmaksızın kulluğunu fi-sebilillah yaşamalıdır.
  • Kur’ân'ı öğrenmeye, okumaya, okutmaya, anlamaya ve yaşamaya çalışalım.
  • İslam, yap denileni yapmak; yapma denilenden uzak durmaktır.
  • Kulluğunu yarına erteleyenin Allah sevgisi yeterli değildir.
  • Tekâmül etmek için sürekli gayret halinde olmalıyız.
  • İnsana olan sevgisizlik Allah’a olan sevgisizliktir.
  • Allah’a vuslat ancak Aşk-ı sübhan ile olur.
  • Hak’ta bâki olabilmek için kayıtsız şartsız teslim olmalıyız.
  • Dilimizde zikrullah ile gönlümüzde her daim muhabbetullah ile inşa olmaya çalışmalıyız.
  • Şeriatın ihlâl olduğu yerde hakikat olmaz.
  • Her türlü tecelliden istifade edecek kadar arif,hiçbir zorluktan yılmayacak kadar da dirayetli olalım.
  • Arif olan baktığı her zerreden, karşılaştığı her tecelliden kendisine istikamet arar.
  • Ehl-i ihvan hatasında ve günahında ısrar etmeyen ve tövbesinde aceleci davranandır.
  • Âşık maşukundan gelen cefalardan haz duymazsa gerçek aşık olamaz.
  • Kendisindeki gayrilikten arınan insan için dışarıda ve içeride gayri olan hiçbir şey kalmaz.
  • Kişinin samimiyeti, sadakati ve sevgisi ona istikamet verir.
  • Bizden istenilen öncelikle safiyet, samimiyet ve sadakattir.
  • Ehl-i ihvan öyle bir kristalize olacak, safiyet kazanacak, kendi benliğinden öyle bir sıyrılıp latifleşecek, şeffaflaşacak, kendine ait bir renk zan düşünce ve duygu kalmayacak ki Allah’ın boyasıyla boyansın yani Resûlullah’ın haliyle hallenmiş olsun.
  • Gayret, kulluğun esasıdır.
  • Biz bildiklerimizle amel edelim. Bilmediklerimiz, bize bildirilecektir.
  • Her Ehl-i ihvan bulunduğu cemiyette fark edilmelidir.
  • Bizim sabrımıza, bize kötülük yapanların şahitlik etmesi lazım.
  • Asli maksadımız, nefsimizi ve Rabbimizi tanımaktır.
  • Gayret etmeyen kişiden kâmil insan olmaz.
  • İhvan, kendi hakikatine seyri sülük ederken hem dünyasını hem de ukbâsını saadete erdirmiş olur.
  • Muhabbetimiz Resûlullah’ın ve Ehl-i Beyt’in muhabbeti, davamız Hak davası olsun.
  • Eğer insan Rahman’ın aynası olacaksa yansıtıcılığının çok net,arı ve duru olması lazımdır.
  • Eğer bir olumsuzlukla, zorlukla karşılaşıyorsak, bu bizim olumsuzluluğumuzdandır.
  • Arz ve semada her ne olursa insan ile ilişkilidir.
  • Sözümüzün ilk müşterisi kendi kulağımız olmalıdır.
  • İslâm şahitlik ile başlar, şuhut ile yaşanır. Ve yine şahitlik ile kemal bulur.
  • Hangi başarı vardır ki uğraşsız gayretsiz ve gönülsüz zuhura gelsin.
  • Aşığın ölümü Hakk’ta vuslat, sonsuzluğa uyanmak ve sonsuzluğu yaşamak olur.
  • Artık etrafımızla ve kendimizle olan kavgamızı bitirip, sevgiyle nefes almanın gayretinde olmalıyız.
  • Kişinin kararlılığı tecellilere gösterdiği mukavemeti kadardır.
  • Aşık hep maşukundan söz etsinler, hep ondan konuşsunlar ister; zaten gayrı şeyler aşığı rahatsız eder.
  • Kişi mutmain olmadıkça kulluğunda, dostluğunda hep hüsrandadır.
  • Cemal aşıkları için gayri olan her şey haramdır.
  • Zikrin esası namazdır, muhabbetullahdır.
  • İhvan, hayatın tamamında Rahman’ın iradesi altında yaşamaya dikkat ve özen göstermelidir.
  • Her şeye rağmen seveceğiz
  • Her şeye rağmen hizmette gayretli olacağız
  • Kulluk, içinde Rabbi'nden başkasını bulundurmayan, gayrilerden boşalmış hiçlik makamıdır.
  • Hayatın ve kulluğun emanetçisi olduğumuzu, bu emaneti taşımamız ve ehline teslim etmemiz gerektiğini hatırdan çıkartmamalıyız.
  • Hayatı hep Hakkça yaşamanın gayretinde olmalıyız.
  • Hayat, bizi kullukta belirli bir kıvama taşımak içindir.
  • Kendine gafil olan, Allah’a arif olamaz.
  • Her varlık Hakk'tandır ve Hak ile kaimdir.
  • Bütün masivalardan arınmak, “ölmezden önce ölmek” Hak’ta ebed olmak; olağanüstü bir azim ve gayret ister.
  • Kişinin kararlılığı, cesareti, azmi ve sevgisi bir arada tekmil olursa; kişinin önünde aşamayacağı engel ve mâni olmaz.
  • Talibin âli ve en yüce değerlere ulaşabilmesi, Allah ve Resûlu’ne olan muhabbeti, sevgisi ile orantılıdır.
  • Hedefimiz ve gayemiz, bugün tevhid noktasında Allah’ı Resulullah’ı ve Ehl-i Beyt’i dünden daha farklı idrak etmek ve yaşamaktır.
  • Tevhid adına bize yapılan teklifatın tamamını yaşamak, bizi kendimize döndürmek ve kendi hakikatimizle tanıştırmak içindir.
  • Tevhid meratiplerindeki yaşam talimlerinin tamamı, bizi kendi ruh derinliğimizdeki iç potansiyelimizden istifade ettirmek adınadır.
  • İhvanın bilip, yapmak isteyip de yapamamasının sebebi kendisinde yetersiz olan kararlılığı, gayreti ve talebidir.
  • Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, mükerrem ve münevver olamaz.
  • Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrinde mürşitsiz yol kat edemez.
  • Kulluk adına yaşanılacak ne kadar âli değerler varsa, bunların tamamı ancak mürşid-i kâmilin nezaretinde ve refakatinde yaşanılabilir.
  • Bâki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak, Hakk’ta ölüp Hakk’ta dirilmektir.
  • Yaşadığımız ne tür olumsuzluk olursa olsun, bizim hedefimize olan iştiyâkımızı arttırmalıdır.
  • Her türlü olumluluk ve olumsuzluktan istifade eden olalım.
  • Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır.
  • İhvan, kendisini yargılayan, kendisini öz eleştiriye açık tutan ve kendini kemâle taşıyan olmalıdır.
  • İhvan, ancak telkin edilen hikmetli sözleri, hadisleri ve ayetleri yaşantısına uyarlayarak gayretinde istikamet bulabilir.
  • Kim hidayeti dilerse hidayete ulaşacak; kim hidayete ulaşmak istemezse Rahmân da ona hidayet etmeyecek.
  • İnancı olmayanın istikameti olmaz.
  • İnsan-ı asli Allah’ın aynasıdır.
  • Nurun olduğu yerde zulüm, dinin olduğu yerde kin, sevginin olduğu yerde nefret olmaz.
  • Ehl-i ihvan demek arif olan gerçeklere eren demektir.
  • Herkes tercihinden yönelişinden meyil ve rızasından sorumludur.
  • Nimete ulaşmak için mutlaka hizmete talip olmalıyız.
  • İhvan düşünmekle, keşfetmekle ve gayret ile kemâlat bulur.
  • “Rabbim” diyen için zaten zorluk yoktur.
  • Hedefi olmayanın istikameti de olmaz.
  • İslam, aslen teslim olmak ve selamet bulmaktır.
NAMAZ VAKİTLERİ